Önyargı, Hale ve Çıpa

Bu yazının son kontrolü ve redaksiyon çalışması yapılmamıştır.

BİR TAŞLA
İKİ KUŞ
KUŞ VURMAK

Çok basit bu deneyde insanlar çoğunlukla iki kez KUŞ yazdığını fark etmezler. Çünkü önceden zihinlerinde ”Bir taşla iki kuş vurmak” deyimi tanımlanmıştır. Bu nedenle bu yazıyı okumak bilinçli bir süreç olmaz. Zihnimiz önceden tanımlı bilgi nedeniyle yazıyı okumaya değil, daha önce kayıtlı bilgiye odaklanır. Zihnimize bugüne kadar aldığımız her bir bilgi, düşünce sürecimize bu veya benzer şekilde etki eder, sadece bunu fark etmeyiz.

”Gördüğünüz gibi burada bilinçsiz olarak daha evvel sahip olduğumuz bilgiye sadık kaldık. Bu tür bir irrasyonellik sadece algıda değil, bilinçli düşünme faaliyetlerimizde ve gönüllü eylemlerimizde dahi ortaya çıkar.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Bir deneyde insanlara aşağıdaki kişilerle ilgili ne düşündükleri sorulur.

Alan: zeki-çalışkan-fevri-eleştirel-inatçı-kıskanç
Ben: kıskanç-inatçı-eleştirel-fevri-çalışkan-zeki

İnsanlar Alan’la ilgili, Ben’le ilgili düşündüklerinden daha iyi şeyler düşünmüşlerdir. Her ikisinde de tıpatıp aynı özellikler vardır ancak Alan’da ilk duyulan özellik iyi, Ben’de kötüdür. Daniel Kahneman, önce zeki olduğunu öğrendiğimiz bir kişinin inatçı ve kıskanç olmasını haklı görürken, kıskanç birinin inatçı ve zeki olmasını tehlikeli bulduğumuzu söyler. Alan’da önce iyi bir özellik öğrenir ve diğer bildiğimiz şeyleri bunun üzerine inşa ederiz. Ben’de önce kötü bir özellik okur ve kötü düşünürüz. Her yeni öğrendiğimiz bilgi, bir öncekine göre yorumlanır. Bu deney ilk öğrendiğimiz bilgi üzerine tüm düşüncemizi inşa ettiğimizi gösterir.

”Bireylerin önce aldıladığı şeylerden sonrakilere göre daha fazla etkilenmesine ‘öncelik etkisi’, bu etkiden kaynaklanan hataya ise ‘öncelik hatası’ adı verilir. Denekler sıfatları duymaya başlar başlamaz kişi hakkında bir şema oluşturmaya da başlarlar ve sonra gelen sıfatları ise bu şemaya uydurmaya çalışırlar.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Beynimize aldığımız tek bir bilgi bile düşüncemizi değiştirir. Önyargılarımızın ne kadar kolay inşa edildiği ve fikirlerimizin her bir bilgi kırıntısında bile değişebildiği konusunda çeşitli kavramlardan bahsedeceğiz; hale etkisi, çıpa değeri, ikame etkisi, bulunabilirlik kısa yolu ve yargı kısa yolu. Ve bunları anlatırken daha çok bu kavramların bir kısmını ilk dile getiren ve yıllarca konuyla ilgili deneyler yapan Daniel Kahneman’ın örneklerinden yararlanacağız..

”Eğer bir kitap yazıyorsanız baş tarafının çok iyi olmasına dikkat edin. Eğer ödev hazırlıyorsanız çabanızın büyük kısmını iyi bir ilk paragraf yazmaya ayırın derim. Ve eğer doktorsanız teşhis koyarken tespit ettiğiniz ilk bulguların, son bulguları zihninizde gölgelemesine izin vermeyin.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Hale etkisi, bir konuda yargıya varırken, en iyi veya dikkatimizi çeken bir özelliğin kararımızın tümünü etkilemesi anlamına gelen bir psikolojik zaafımızdır. Örneğin, öğretmenlerin sınav kağıdı okurken ilk okuduğu soruya göre kağıdının kalanına not verdiği ortaya çıkmıştır. Ya da insanlar bir gıdanın tadını çok beğendiği için aynı ürünün kokusunu, aromasını, kıvamını da olduğundan daha iyi görebilirler. Marka hayranları bir özelliği çok iyi olan ürünlerin diğer özelliklerini övebilirler. Örneğin, en pahalı saat markası Rolex, tüketiciler tarafından en kaliteli olarak değerlendirilse de hiçbir testte en kaliteli saat olarak gözükmemektedir. Aynısı Coca Cola ve tadım testleri için de geçerlidir. Ve futbol taraftarlığından sinema yıldızlarına kadar neredeyse tüm hayranlıklar bir özelliğin aşırı beğenilmesi nedeniyle kalan her yönün övülmesinden kaynaklanır.

Moneyball filmi, Beyzbol sporunun hale etkisinden kurtuluşunun gerçek hikayesini anlatır. Oakland A takımı 2002 yılında Bill Bane yönetiminde oyunları öne çıkan özelliklerine göre değil, gerçek istatistiksel değerine göre seçmiş ve çok düşük bir bütçeyle büyük başarılar elde etmiştir. Ertesi seneden itibaren tüm takımlar yavaş yavaş buna uymuştur. Onun öncesinde topa vururken çıkardığı sesten, yakışıklı olup olmadığına, sahada nasıl durduğuna kadar pek çok kriter bir oyuncunun seçilmesini etkiliyordur.

Şöyle bir deney yapılır. İnsanlara Julie adındaki bir kişi ile ilgili bir bilgi verip onunla ilgili bir tahmin yürütmeleri istenir.

Julie dört yaşındayken gayet akıcı bir şekilde okuyordu.

Sadece bu bilgi ile insanlardan şu soruyu cevaplamaları istenir;

Julie’nin erken gelişmişliği kadar uzun boylu olan bir adamın boyu ne kadardır?

İnsanlar bu testte 1.80’den 2.10’a kadar değişen cevaplar vermişlerdir. Hatta bir sonraki soru gelir düzeyi, suç işleme ihtimali, mazuniyet ortalaması sorularına da pek çok tahmin yapılmıştır. Dört yaşındayken okuma durumu ile alakasız pek çok durumla ilgili tahminler yürütülmüştür. İnsanlar, sadece tek bir bilgi üzerine bir insanın tüm geleceğini tahmin edebildiğini varsaymaktadır. O bilgi olumlu ise, kalan tüm tahminler olumlu olmaktadır.

Paradoksal olarak, az şey bildiğinizde, yap-boza yerleştirecek parçalar daha az olduğundan tutarlı bir öykü kurmak daha kolaydır. Dünyanın anlamlı olduğuna dair rahatlatıcı inancımız sağlam bir temele dayanır: cehaletimizi görmezden gelme yeteneğimiz neredeyse sınırsızdır. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

Marketlerde tamamı aynı prosesten geçen, aynı makinelerde üretilen milyonlarca ürün var. Sadece ekmeğe sürülen çikolata alanında 200’e yakın marka var. Ancak marka olmak, tek bir alanda bilinir bir öne çıkmada yatar. Diğer tüm özellikleri, o markanın hayranları gözünde abartaracak ve olduğundan daha iyi gözükecektir. All Ries’a göre marka olmak akılda kalan tek bir kelimede ön plana çıkmaktır.

Kahneman, Oregon Üniversitesi öğrencilerine bir deney yapar. Bir adet çarkıfelek önceden sadece 10 veya 65’te duracak şekilde ayarlanmıştır. Öğrenciler tek tek deneye alınır, çarkıfeleği çevirir ve soruyu cevaplarlar. Soru şudur; ”Birleşmiş Milletler’deki Afrikalı ulusların yüzdesi için en iyi tahmininiz nedir?” Çarkıfelekte çıkan sonuç ile bu sorunun hiçbir alakası yoktur, bu nedenle de verilen cevaplarda hangi sayının çıktığının bir önemi yok diye düşünebilirsiniz. Ancak çarkıfelekte 10 çıkanlar ortalama olarak %25, 65 çıkanlar ortalama olarak %45 cevabı vermiştir. Alakasız bir sayı, tahminlerini etkilemiştir.

”Bizler oran uzmanları ama fiyat cahilleriyiz.” -William Poundstone

İnsanlar bir sayıyı seçerken kendilerine daha önce sunulan bir sayıyı ya da bir ölçek sunulması durumunda ölçekteki orta noktayı seçmeye meyillidir. -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Buna çıpa, çapa veya çıpalama etkisi denir. Deneyler, insanların bir tahmin yürütmesi gerektiğinde ortamdaki herhangi bir sayıyı referans alarak ona göre tahmin yürüttüğünü göstermektedir.

8x7x6x5x4x3x2x1=?
1x2x3x4x5x6x7x8=?

İnsanlar bu iki soru ayrı ayrı sorulup sonucu tahmin etmeleri istendiğinde, birinci soru için yanıtların ortalaması 2250 çıkarken, ikinci soru için 512 çıkmıştır. Gerçek sonuç 40320’dir. İnsanlar tahmin ederken ilk sayıyı çıpa alıp ona göre oranlarlar. Benzer deneylerde ilk sayı küçük olduğunda verilen tahminlerin değerlerinin azaldığı görülmüştür.

Gandi öldüğünde 144’ünden yaşlı mıydı, genç miydi?
Gandi öldüğünde kaç yaşındaydı?

Hiç kimse Gandi’nin 144 yaşında öldüğüne inanmasa da, böyle bir sorunun varlığı insanların verdiği ortalama cevabı değiştirmiş ve onun çok daha yaşlı öldüğü ile ilgili cevaplar alınmıştır. İlk sorunun sorulması, ikinci soruya verilen tahminleri oldukça yükseltmiştir.

”Sanat eseri müzayedelerindeki ”paha biçme” de ilk teklifi etkileyen bir çıpadır.” -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

İlk anlık, rastgele davranışlarımızın toplamından başka bir şey değiliz. -Akıldışı ama Öngörülebilir, Dan Ariely

İnsanlara deniz kuşlarının petrol sızıntıları ve çevresel değişimlerden etkilendiği üzerine bir sunum yapılır. Sonrasında insanlara üç farklı grup olarak kuşları kurtaramak için ne kadar bağış yapacakları sorulur. Direkt sorulduğunda ortalama bağış miktarı 64 dolardır. Bir diğer gruba ”Bağış kampanyası için 5 dolar ödemeyi kabul eder misiniz?” diye sorulur, bu kez ortalama 20 dolara düşer. Son gruba ”Bağış kampanyası için 400 dolar ödemeyi kabul eder misiniz?” diye sorulur. Bu kez ortalama 143 dolara yükselir.

”Yüksek fiyatlı ürünler satışta çıpa değeri oluşturur. Bu yüksek fiyatlı ürünler satılmasalar da bir sorun olmaz. Bunlar sadece zıtlık yaratmak için kullanılırlar. Yüksek fiyatlı ürünler ile diğer ürünler arasında karşılaştırma yapıldığında diğer ürünlerin fiyatları yüksek fiyatlı ürünlere nazaran makul görünür.” -William Poundstone

”İlk değer, insanlar için bilmedikleri bir miktarı tahmin etmeleri gerektiğinde bir kıstas ya da başlangıç noktası olarak işlev görür.” -Fiyatlandırma Sırları, William Poundstone

Çarpıcı bir başka çıpalama deneyi, en az 15 yıl deneyimi olan Alman yargıçlara uygulanmıştır. Mağazadan mal çalan bir kadının hikayesini dinleyip zar atıp ne kadar ceza verecekleri söylenmeleri istenir. Ortalama olarak 9 atanlar 8 ay, 6 atanlar ise 5 ay hapis cezası vereceklerini söylemişlerdir.

Araştırmalara göre menüdeki pahalı bir yemek, restoranların gelirini artırmaktadır; kimse onları sipariş etmese bile. ”Çünkü genellikle insanlar menüdeki en pahalı yemeği almasa da, ikinci en pahalı yemeği ister. Bu yüzden, restoran sahibi pahalı bir yemek yaratarak ikinci en pahalı tercihi sipariş etmeye çekebilir.” -Akıldışı ama Öngörülebilir, Dan Ariely

Dan Ariely, sınıfındaki öğrencilere bir deneye yapar. Bir elektronik eşyaya fiyat biçmeleri istenir. Ancak bu fiyatı yazmadan önce sosyal güvenlik numaralarının son iki hanesini yazacaklardır. Deney sonrası kağıtları toplar ve verileri tabloya döker. Sosyal güvenlik numarasının son iki hanesi yüksek olan öğrenciler en yüksek teklifleri vermişlerdir. Bu alakasız iki numarayı yazmak ciddi oranda bir sonraki teklifi etkilemiştir.

”Vitrine 5000 dolarlık çanta koyarsınız. Bir kadın alamaz, sinirlenir. İçeri girip 11 dolarlık kemer alır ve rahatlar. Kemer her yerde 2 dolardır.” -Fiyatlandırma Sırları, William Poundstone

”Madem ki keyif alma değerlerini doğru bir şekilde hesaplayamıyor, ama bunun yerine çoğunlukla rastlantısal çıpaları takip ediyoruz, bu durumda ticaret yapma fırsatının mutlaka bizi daha zengin yapacağı net değildir. Örneğin, baştaki bazı elverişsiz tıplara yüzünen bize gerçekten büyük keyif veren bir şeyi (ama maalesef ilk çıpası düşük olan) yanlışlıkla bize daha az keyif veren bir şeyle (ama rasgele koşullar yüzünden ilk çıpası yüksek olan) değiş-tokuş edebiliriz.” -Akıldışı ama Öngörülebilir, Dan Ariely

ABD’de üzerine kahve dökülen bir kişi, McDonalds’tan 11.000 dolar tazminat almıştır. Yıllar sonra başka bir davada bu tutar çıpa işlevi görmüş ve bu kez davacı 20.000 dolar almıştır. Çeşitli davalar sonrasında 1994 yılında bir kişi sadece aldığı kahve çok sıcak olduğu için 2,9 milyon dolar tazminat kazanmıştır. Bunun üzerine yapılan bir deneyde jürilerin en fazla ne kadar tazminat verebileceği ile ilgili bir dava kurgulanmıştır. İstenen tazminat 100 dolar iken 900 dolar, 20 bin dolarken 36 bin dolar kazanılmıştır. 5 milyon dolara çıkıldığında 440 bin dolar kazanılmıştır. 1 milyar dolara çıkıldığında eşit oranda artmamış ve 490 bin dolar kazanılmıştır. Ancak dikkat çeken nokta, ne kadar çok istenirse o kadar çok alınacağıdır. İmkansız bir sayı istendiğinde bile değer artmaktadır. Bu deneyin yayınlandığı makalenin başlığı şöyledir: ”Ne kadar çok isterseniz o kadar çok alırsınız.”

”Sokak ışığının parlaması akşam yıldızını daha zayıf, bir komedyeni izlemeden dertli olmak o komedyeni yüzde 40 daha komik gösterir.” -William Poundstone

”Zihnimizde gün boyunca birçok gelişi güzel rakamlar vardır. Bunlara örnek olarak, radyoda duyduğumuz sıcaklık değerini, klavyede bastığımız rakamları, kontrol ettiğimiz saat üzerindeki rakamları, okuduğumuz kitaptaki veya anketteki rakamları gösterebiliriz. Bu kadar kısaca düşünülen rakamlar ile ilişkisi olmayan kararlar vermek mümkün görünmüyor.” -Timothy Wilson

Fiyatlarla alakasız bir başka deneyde insanlardan rasgele bir ağırlık kaldırmaları istenir. Sonra başka bir ağırlık verilip onun nasıl hissettirdiği sorulur. Burada ilk kaldırılan ağırlık çıpa işlevi görmektedir. Deneyin ilginç sonuçları olur. Çıpa değer hafifse, ikinci ağırlık olduğundan daha ağır hissedilmektedir. Çıpa değer ağırsa, ikinci ağırlık olduğundan daha hafif hissettirmektedir. Sonrasında deneyden bağımsız gibi başka bir şey yapılır. Deneklere üzerinde ağırlık bulunan tablaları kenara kaldırmalar söylenir. Ağırlıkları tutmak için varmış gibi görünen tablalar esasında ağırlıklardan daha ağırdır. Ancak denekler onların ağırlığı yokmuş gibi kaldırırlar. Poundstone bu deneyin, çıplama etkisinin kaslardan çok zihinle ilgili olduğunu gösterdiğini söyler.

”Hiç kahve olduğunu düşünerek bir yudum çay içtiniz mi? Tat geçici bir süre için tanımlanamaz şekilde yabancı gelir. Ne kahve ne de çay tadı alırsınız. Olduğunu düşündüğünüz şeyle içtiğiniz arasında bir tat alırsınız.” -Fiyatlandırma Sırları, William Poundstone

Dan Ariely

Şahane psikoloji deneyleriyle tanıdığımız Dan Ariely, gençliğinde korkunç bir kaza geçirir ve vücudunun çoğu yanar. Hastanede geçen yıllarında hemşireler her gün değişen bandajları birden çekerek acının kısa sürmesinin daha iyi olacağını düşünmektedirler. Ariely, sonradan kendi üzerinde araştırma yaparak şunu fark eder; insan beyni her türlü duruma alışır. Eğer çıpayı, yani eşiği yüksek tutmuşsanız bir sonraki artış küçük bir artış olacaktır. Ancak bandajı birden çekmek gibi ani bir işlem, hazırlıksız bir beynin birden çok yüksek acı duymasına neden olur. Acı ile ilgili bir koşulda bile beynimiz önbilgiyi, çıpaları kullanır.

Felçler mi daha çok ölüme neden olur yoksa trafik kazaları mı?
Ksırgalar mı daha çok ölüme neden olur yoksa astım mı?
Yıldırım çarpması mı daha olasıdır yoksa gıda zehirlenmesi mi?
Hastalık yüzünden ölme oranı mı yüksektir yoksa kaza ile ölüm mü?
Kaza sonucu ölüm oranı mı yüksektir oksa diyabet nedeniyle ölüm mü?

Bu soruların neredeyse tamamını neredeyse herkes yanış cevaplar. Felçler kabaladan iki kat fazla ölüme neden olur. Astım, kasırgalardan 20 kat fazla ölüme yol açar. Gıda zehirlenmesi, yıldırım çarpmasından 52 kat fazla görülür. Hastalıklar kazalardan 18 kat fazla ölüme yol açar. Ve kazalar diyabetten aşırı fazla ölüme yol açmaz, her bir kaza ile ölüme karşılık dört diyabetle ölüm vardır.

NBA takipçilerine ”Maçı kazandıracak son atışı kime yaptırırsınız?” anketinde açık ara Kobe Braynt birinci olmuştur. Ancak o dönemki istatistiklere bakıldığında son atış başarısında ilk 20 oyuncu arasında bile değildir. Kobe, gelmiş geçmiş en büyük basketbolculardan biri de olsa, muhtemel her soruya doğru cevap olması elbette beklenemez. Yine de tanınırlık, akla ilk gelen olmak demektir.

Bir şeyi daha yaygın duyduğumuz ve bir konu açıldığında ilk aklımıza geldiği için, o kategoriyle ilgili bir yorum yaparken ilk aklımıza gelen içeriğin çok daha sık meydana geldiğini zannetmemize ”bulunabilirlik etkisi” diyoruz. Felç geçirmek, diyabetten ölmek, gıda zehirlenmeleri medyada pek gündeme gelmez. Bu nedenle trafik kazalarını daha sık duyarız. Tahmin etmemiz gerektiğinde arada bir trafik kazası duyduğumuz aklımıza gelir ve ona büyük oran veririz.

”Kafamızdaki dünya, gerçekliğin bire bir kopyası değil; maruz kaldığımız mesajların yaygınlığı ve duygusal yoğunluğu, olayların sıklığıyla ilgili beklentilerimizi çarpıtıyor.” -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

Medyanın beynimizdeki en vahim etkileri ”bulunabilirlik etkisi” nedeniyle ortaya çıkar. Bir ”uzman” aşının zararlı olduğunu söylediği için televizyona çıkabilir. Doğru sınırlar içinde kullanımında sıkıntı yaşanmayan bir maddenin zararlı olduğu ile ilgili bir haber yapılabilir. Son derece güvenli bir olayda kişisel bir hata nedeniyle bir kişi zarar görmüş olabilir. Aksi yönde milyonlarca içerik haber niteliği taşımadığı için beynimiz aklımıza tek bir haberi getirip tüm düşüncemizi o yöne yıkar.

”Başlangıçta bu konu yeni ve ilgi çekiciydi, dolayısıyla da bu ilişkiyi içeren makaleler basıldı da basıldı. Negatif sonuçlara ulaşan araştırmacılarsa makalelerini ya dergilere hiç göndermediler ya da makaleleri dergiler tarafından reddedildi.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Rastgele bir deney yapıp bir evcil hayvandan bahsettiğimizi düşünelim. Bir sonraki aşamada hangisi daha yüksek ihtimaldir?

Boncuk bir hayvandır.
Boncuk bir hayvandır ve kedidir.

Elbetteki ilk seçenek daha yüksek ihtimaldir, çünkü ikinci seçeceği de zaten kapsar. Biraz sonra şıklarda isminin tekir olduğunu, miyavladığını ve fareleri kovaladığını söylesek bile yine de ilk ihtimal daha yüksektir. Ancak bunları duymak birden bire ikinci seçeneğe kaymamıza neden olur. İlk seçenekte ”kedi”nin dahil olduğunu düşünmeyiz, çünkü şıkkın içinde görmeyiz. Bu arada evimizde miyavlayıp fareleri kovalayan ve tekir ismi koyduğumuz bir rakunumuz da olabilir. İlk seçenek, bu gibi çok küçük ihtimalleri de kapsar. İkinci seçenek %99 iken bile birinci seçenek %100’dür.

”Kafeste duran, sarı renkli ve cik cik diye öten şey nedir?”
”Kanarya”
”Bilemedin, balıktı.”
”Kafeste duruyor dedin?”
”Kafese koydum.”
”Sarı dedin”
”Boyadım”
”Cik cik öter dedin?”
”O da bilmecenin şaşırtmacasıydı.”

Bu durum Kahneman’ın deneylerine de yansımıştır. Linda aslı bir kadını tarif ederken ”31 yaşında, bekar, açıksözlü ve çok zeki bir kadındır.” diye başlayan bir paragraflık tanımlama yaparlar. İnsanlara Linda’nın hangisinin daha olası olduğu sorulur.

Linda banka veznedarıdır.
Linda banka veznedarıdır ve feminist harekette aktiftir.

Cevap verenlerin %85’i ikinci şıkkı işaretlemiştir. Üstelik bu kişiler dünyanın en önemli üniversitelerinden birinde lisans ve yüksek lisans öğrencileridir. Buna ”çakışma yanılgısı” denir. Beynimiz öğrendiği bilgileri bir şekilde değerlendirmek adına en basit bir istatistiği bile gözardı eder.

Bir deney, insanların ”Bir tavuğun üç bacağı vardır” cümlesine ”Bir tavuğun dört bacağı vardır” cümlesinden daha fazla bilinçdışı reaksiyon gösterdiğini ve ”daha yanlış” bulduğunu göstermiştir. Bir tavuğun iki bacağı vardır ve üç bacağı olması matematiksel olarak daha az yanılgı demektir. Ancak beynimize kayıtlı üç bacaklı hayvan yoktur ve pek çok hayvanın dört bacağı vardır. Önceden tanımlanmış bilgi, beynimizin doğruluk algısını değiştirir ve üç bacak, dört bacaktan daha yanlış bir hal alır.

Daniel Kahneman, bir anısını anlatır. Eşiyle tatilde iken sadece kırk kişinin kaldığı bir pansiyonda ismi Jon olan bir psikologla tanışmışlardır. Bu ilginç bir tesadüf olmuştur. Ancak birkaç ay sonra Londra’da tiyatroda yan yana oturduklarını keşfedince başka bir şaşkınlık yaşarlar. İkincisi çok daha şaşırılması gereken bir olay olmasına rağmen ilki kadar etki yaratmaz. Çünkü ilk karşılaşma artık akıldaki Jon fikrini değiştirmişti. Kahneman şöyle diyor: ”O artık yurtışı gezilerimizde ortaya çıkıveren psikologdu.”

İzlenme sayısı ve etkisi, Dünya sinema tarihinde bazı şeylerin değişmesine yol açan Jaws filmi sonrası Kaliforniya sahillerinde yüzmeye giden insan sayısı dibe vurmuştur.
”Uzmanlar Kaliforniya sahilinde bir köpek balığı saldırısına uğrama olasılığının, sahile gelirken araba kazası geçirme olasılığından çok çok daha düşük olduğunu söylediler ama nafile. İnsanlar hakikatlerden ziyade akıllarına gelen şeyi ya da en tesirli olanı dikkate alırlar.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Bulunabilirlik etkisi, insan belleğinin çalışma prensibi nedeniyle yaşanır. Örneğin, Hollywood ünlüleri arasında boşanmaların daha yaygın olduğu düşünülür. Bu konuyla ilgili bir anket yapıldığında, insanların aklına birkaç TV haberi gelir ve aklında bunlar kaldığı için ortalama olarak daha sık yaşandığı varsayımında bulunur. Aynı şekilde dramatik olaylar akılda kaldığı için bir dramatik olay, tüm kategorilerin kafamızdaki oranlarını değiştirmemize eden olabilir.

”İmamın evini cinler bastı” minvalinde pek çok gazete haberi vardır ama ”Telepati girişimi sonuçsuz kaldı” şeklinde haberler görmek pek mümkün değildir. paranormal olan bir şey haber değeri taşır, normal olansa taşımaz.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Norbert Schwarz isimli Alman bir psikolog, önemli bir deney sonucunda çok ilginç bir sonuca varmıştır. İki grup insandan birine iddialı oldukları bir konuda altı olay sıralamaları istenir, diğer grup ise on iki olay sıralayacaktır. Sonrasında gruplara ne kadar iddialı olduklarını değerlendirmeleri istenir. Her seferinde daha çok olay sıralamaları istenen kişilerin konuyla ilgili iddialılığı azalır ve daha düşük puan verilirler. Bir nedenle, insanlar bir konuda ne kadar çok olay sıralarsa, o konuda gerçekte daha az şey yaşandığını düşünmektedir.

Norbert Schwarz

Örneğin bir kez inanılmaz bir kahramanlık örneği gösterdiğiniz için kendinizi oldukça cesur görebilirsiniz. Ne kadar cesur olduğunuzla ilgili beş olay daha sıralamanız istendiğinde biraz cesaretiniz kırılacaktır. On iki olay sıralamanız istendiğinde aklınıza ne kadar az örnek geldiğine şaşacak ve artık muhtemelen cesur olmadığınızı düşünmeye başlayacaksınız. Tek bir örnek olay varken ”bulunabilirlik etkisi” nedeniyle beyniniz ”Ne kadar cesurum?” konusuna kolaylıkla tek bir örnek olayı göstermekte ve cevap vermekte idi. Ama örnekleri çoğaltması istendiğinde bulmakta zorlandı ve cesareti kırıldı.

Benzer bir başka deneyde insanlardan kalp sağlığını olumsuz etkileyebilecek davranışlarını yazmaları istendi. Riskli davranışlar yazmakta zorlanan öğrenciler kendilerini güvende hissederken, güvenli davranış bulmakta zorlanan öğrenciler kendilerini tehlikede hissetti. Bunun istisnası ise ailesinde kalp hastalığı bulunan kişilerde yaşandı. Onlar, riskli davranış yazdıkça riskli, güvenli davranış yazdıkça güvende hissettiler. Bu da bulunabilirlik etkisinin bir sonucuydu.

Her yıl milyonlarca genç ”Hangi mesleği tercih etmeliyim?” gibi inanılmaz zor bir sorudan ”Puanım nereye yetiyor?” gibi basit bir soruya ikame ederek kurtuluyorlar. Ancak bu kaçınılmış ve kolaylaştırılmış cevabın etkisi bir ömür sürüyor.

İnsanlar zor bir soruyla karşılaştıklarında, daha kolay başka bir sorunun yanıtını bu soruya ikame ederler. ”İkame etkisi”, Daniel Kahneman tarafından kullanılan bir tanım. Bunu göstermek için de pek çok deney yapılmıştır.

Bunlardan bir tanesinde insanlara iki soru soruluyor.

Bugünlerde ne kadar mutlusunuz?
Geçen ay kaç kişiyle çıktınız?

Sorular bu sırayla ayrı ayrı sorulduğunda, verilen cevaplar incelenmiş. Daha mutlu kişiler ile daha çok kişiyle çıkan kişiler arasında bir korelasyon tespit edilememiş. Yani her mutlu kişi çok kişiyle çıkmış olmadığı gibi, her çok kişiyle çıkan da mutlu değilmiş. Başka bir gruba, soruların yeri değiştirilip sorulmuş.

Geçen ay kaç kişiyle çıktınız?
Bugünlerde ne kadar mutlusunuz?

Bu kez sonuçlar tamamen değişmiş. Çok kişiyle çıkanlar, bir sonraki soruda mutlu olduklarını söylemişler. Beyin, ilk soruyu dinlediğinde ilişkilerle ilgili bir çıkarım yapmış ve bunu mutluluğa ”ikame” etmiş. Sonuçta o zamana kadar öyle düşünmeseler bile, kendilerini mutlu oldukları varsayımında bulunmaya başlamışlar. İnsanların beyinlerinde ”Bugünlerde ne kadar mutlusunuz?” gibi belirsiz bir soru, ”Geçen ay kaç kişiyle çıktınız?” gibi net bir soru tarafından cevaplanabilir hale getirilmiş.

”Mutlu musun?” cevabı en fazla koşula dayanan, tam olarak hangi süreci ifade ettiği belirsiz ve en zor sorulardan biri. Ancak mutluluk kelimesi ile ”happy meal” menü bir arada kullandığında birden beyinde işler basitleşiyor. ”Bunu yersem mutlu olurum” düşüncesi, zor bir sorunun kolay bir yanıta ikame edilmesinden ibaret.

Öğrencilerin kafası mı karıştı? Tabi ki hayır. Öğrenciler romantik yaşamı bir bütün olarak yaşamdan ayırt etme yeteneklerini geçici olarak kaybetmiyorlar. Sorulsaydı, bu iki kavramın farklı olduğunu söylerlerdi. Ama onlara kavramların farklı olup olmadığı sorulmamıştı. Ne kadar mutlu oldukları sorulmuştu ve 1. Sistem’in hazır bir yanıtı vardı. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahnaman

”Duygusal kuyruk rasyonel köpeği sallar.” -Jonathan Haidt

İkame etkisinin en vahim örneklerinden biri, manipülatif amaçla konuşan kişilerin bir yalanı desteklemek için hemen ardından herkesçe kabul edilecek doğru bir bilgi sunmaları ile olur. İlk cümle konusunda kararsız kalan beyin ikinci cümlenin doğruluğu sonucunda onun doğruluğunu bir önceki cümleye ikame eder. Eğer üçüncü cümle de doğru olursa ilkine inanılırlık artar. Böylelikle her zaman doğru söyleyen biri günün birinde dilediği yalanı söyleyebilir. Hatta tarih, savaş zamanı bazı manipülasyon amaçlı gazetelerin sadece günün birinde gerekli yalanı söyleyebilmek için başlangıçta ısrarla her konuda doğruyu söylediğini gösterir.

Tütün lobisinin mizahi bir dille anlatıldığı ”Sigara İçtiğiniz için Teşekkürler” filminde lobici Nick Naylor, medyada her zaman doğruyu söyler ve kabul edilmesini umduğu görüşleri araya serpiştirir. Asla yalan söylemeden sadece doğruları kullanarak sigarayı savunur.

”Bir bilginin bir kısmının doğru olması, tamamını doğruymuş gibi algılamamıza neden olur.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Yargı kısa yolu, önbilgiden de önce, bir kişi ile ilgili yargıya varabilmek için elimizde herhangi bir veri varsa, örneğin görünüşü gibi, diğer konularda örneğin görüşleriyle ilgili olumlu ya da olumsuz karara varmamıza deniyor. Örneğin sadece görünüşüne bakarak bir politikacı ile ilgili olumlu ya da olumsuz karara varabiliyoruz. İki kümeden hangisinde daha çok kare blok olduğu sorulan insanlar, bir küme daha yüksek göründüğü için orada daha fazla blok olduğunu söyleyebiliyor.

İki masanın toplam alanı aynı. Ancak bir özellik, örneğin bir köşenin uzun olması, beynimizde toplam alanın da fazla olduğu algısı yaratıyor.

”Önce küçük, sonra büyük ricalar tekniği” de insan psikolojinin bu konuyla ilgili zaaflarını kullanmanın bir yoludur. Manipüle etmekte başarılı insanlar önce küçük bir ricada bulunarak düşük bir çıpa kullanırlar. İstek, reddedilemeyecek kadar önemsiz olduğu için kabul edilir. Bir sonraki sefer daha büyük bir rica ile gelirler. Beyin, talebin gerçekte kabul edilir olup olmadığına referans olarak kabul ettiği önceki talebi referans olarak kullanır. Ve böylelikle çoğunlukla sadece önceden daha küçük bir ricayı kabul ettiğimiz için daha büyük bir talebi geri çeviremeyiz.

Bunu kanıtlayan bir deney ABD’de ev hanımlarına uygulanmıştır. Kocaman ve çirkin bir şekilde ”Dikkatli Sür!” yazan tabelayı evlerinin evine koyma izni istenen kadınların büyük çoğunluğu reddeder. Başka bir muhitte önce küçük ve şirin ”Arabanı emniyetli sür” talebası koyma izni istenir. Bu izin kolayca alındıktan bir süre sonra yine aynı çirkin ve büyük tabela koyma ricasında bulunulur. Neredeyse tüm kadınlar kabul ederler.

ABD halkının II. Dünya Savaşı’na ikna edilmesi çeşitli aşamalarla gerçekleşmiştir. Önce ”Savaşa girmemek ama beklenmedik durumlara hazırlıklı olmak” adı altında gönüllü askerlik eğitimleri başlamıştır. Sonra çeşitli yerlerde yaşanan patlamalarla ortalık kızıştırılmıştır. En sonunda Hitler’in durdurulması için asker gönderilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bir deneyde klinik psikologlara ve tıp fakültesi öğrencilerine, hastanede tedavi görmekte olan gerçek bir hasta ile ilgili bilgiler verilir. Önce hastanın hikayesi, hasta hakkında açıklamalar, çocukluk döneminden bazı olaylar, öğrencilik zamanı, askerlik yaşamı ve kariyeri anlatılır. Her bir aşama sonrasında 25 puanlık bir test yapılır. Hasta ile ilgili sorulara ortalama doğru yanıt 25 sorudan 7 adettir. Ve görülür ki, hasta ile ilgili bilgi arttıkça yanlış cevaplar çoğalıyor. Stuart Sutherland şöyle açıklıyor: ”Yeni bilgiler öğrenmek, performanslarını geliştirmemiş, tam tersine, her sunum sonrasında edindiği yeni bilgilerle birlikte kendilerine -ve yanlış yanıtlarına- olan güvenleri artış göstermiştir.

”’Fazla bilgi göz çıkarmaz’ deyimi pek yerinde gibi durmuyor, zira fazla bilgi doğru düşünmeye katkıda bulunmayabileceği gibi yersiz bir özgüvene de neden olabiliyor.” -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Ortaçağda bir insanın bir ömürde aldığı yeni bilgi kadar, bugünün insanı bir günde bilgi almakta. Her yeni bilgi kırıntısının muhtemel kararları etkilediği deneycelerce sabit. Üstelik artık bilgi yoğunluğu, düşünmeye alan bırakmayacak kadar kalabalık. Yine de böyle bir çağda kararlarımıza güveniyor, rasyonel olduğumuzu varsayıyor ve doğru düşündüğümüzü zannediyoruz. Aldığımız her yeni bilgi özgüvenimizi artırıyor ancak aslında daha yanlış düşünmemize yol açıyor. Televizyondan sosyal medyaya kadar görüp duyduğumuz her bir rasgele bilginin etkisi altında mantıklı kararlar aldığımızı zannederek yaşayıp gidiyoruz. Hiçbir şey bilmemenin bilgisizlik olduğu, cehaletin ancak bir şeyler bilerek gerçekleşeceğini unutarak, öğrendikçe cehaletten uzaklaştığımızı zannediyoruz. Hiçbir konuda tüm bilgiyi edinemeyeceğimize göre, objektif düşüncenin imkansız olduğunu bilerek, rasyonel düşünce için hesap, analiz ve sorgulama gerektiğini hatırımızda tutmalıyız.

KAYNAKLAR

  • Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman
  • Akıldışı ama Öngörülebilir, Dan Ariely
  • İrrasyonel, Stuart Sutherland
  • Fiyatlandırma Sırları, William Poundstone
194 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.