Ödül, Ceza ve Özdenetim

Bu yazının son kontrolü ve redaksiyon çalışması yapılmamıştır.

Mahallenin gençleri, her akşamüstü ellerindeki çalgılarla müzik çalıp gürültü yapmaktadırlar. Bundan rahatsız olan yaşlı bir adam, şikayetlerin dile getirilmesine aldırmayan bu gençlere karşı bir çözüm düşünür. Yanlarına gidip ”Harika çaldınız gençler” der ve oraya birkaç dolar bırakır. Ertesi gün durumu tekrarlar. Birkaç günün ardından bir gün gelip hiçbir şey bırakmadan gider. Gençler, para olmadan çalmayı anlamsız bulup bir daha gelmezler. Bu, ödülün davranışları değiştirmesi üzerine klişe bir hikayedir.

Kendiliğinden bir şey yapan bir insana ödül verirseniz, ödülü kaldırınca aldığı o işten aldığı keyfi de almış olursunuz.

1971 yılında bir deney tasarlanır. İki grup öğrencilerin önüne lego konulup oynamaları istenir. Gruplardan birine yaptıkları her başarılı çalışma için para ödülü verilir. Süre tutulduğunda, ödül alan grubun daha çok oynadığı tespit edilir. Bu, beklenen bir durumdur. Sonra yeniden aynı ekipler toplanır. Bu kez ortalıkta legolara ilave dergiler de vardır. İki grup da dilediklerini yapmaları için serbest bırakılır. Görülür ki, bir önceki seansta keyif için oynayanlar legolarla vakit geçirmeyi tercih ederler; ancak ödül alan grup legolarla oynamaz. Ödül, tercihleri değiştirmiştir.

Hedef başarıyı artırır ancak hedefine ulaşan insan başarı sonrası çalışma sona bırakır.

Özgür Bolat, ”Beni Ödülle Cezalandırma” kitabında ödülle ilgili araştırmaları özetler. Öğrendiğimize göre, lego deneyi sonrası iddialar ve tartışmaların ardından pek çok deney yapılmış ve hepsinde aynı sonuca ulaşılmıştır. Ödül, davranış değişikliği yaratır. Kendiliğinden keyifle yapılan bir davranış için bile, davranışın beyindeki işleyiş sürecine karışma ve ortadan kaldırıldığında davranışın değişmesine yol açma etkisi vardır.

Mr. Nobody (2009) filminin giriş sahnesindeki bir güvercin, kutuyu basamak olarak kullanmayı keşfederek yiyeceğe ulaşıyor. Beyin, ödüllendirilme sonrası bir döngü oluşturuyor. Muhtemelen bir sonraki sefer bir araştırma süreci yaşamadan direkt olarak kutuyu yiyeceğin altına götürecek.

Ödül ile ilgili bugün bilinenlerin öncesinde, Harvard Üniversitesi’nde araştırmalar yapan bir profesör olan Skinner, ödülün etkilerini görmüş ve inanılmaz tespitleri olmuştur. Güvercinleri ödül ile koşullandıracak onlara masa tenisi oynamayı öğretmiştir. Hatta güvercinlere füze ateşlemeyi öğretmek için Amerikan ordusundan destek almış, yine de projesi tehlikeli bulunduğu için kullanılmamıştır. Ancak, yaptığı deneyler ödülün davranışları belirlemedeki önemini göstermiştir.

Çoğu papağan, köpek, yunus gibi hayvanlarla ilgili videoların altında ”ne kadar zeki” olduklarına dair yorumlar görürsünüz. Oysa videoya dikkatli bakın. Her cevap sonrası papağana ödül veriliyor. Sesleri taklit eden bir hayvana, bir soru karşısında istediğiniz cevabı her verdiğinde bir ödül verirseniz, bir sonraki sorunuzda o cevabı verip ödül bekler. Buna şartlandırma denir.

Bir şeye ödül diyebilmek için de ortada bir koşul olması gerekiyor. Özgür Bolat’ın örneğiyle; bir çocuğa karne aldıktan sonra tablet hediye etmek, ödüllendirmek değil, hediye vermektir. Ancak ”sınıfını geçersen tablet alırım” demek, koşul sunmaktır, yani ödüldür. Sonucun koşula bağlı olması gibi, kelimelerle önemsiz görünen bir fark; insan psikolojisi için önemli davranış değişiklikleri yaratır. Ayrıca, emek karşılığı verilen şeyler de, örneğin maaş; ödül olmuyor. Ödül tamamen bir şeyin koşul olarak sunulması ile ilgili.

Dehaların günlük yaşamıyla ilgili bir sitkom olan Big Bang Theory’de, Leonard ve Sheldon ev arkadaşıdır. Leonard’ın kız arkadaşı Peggy, onlarla kalmaya gelince, Sheldon onun günlük rutini ve kimseye bozdurmadığı düzeni bozmasından rahatsız olur. Bir süre sonra işler düzeliyor gibidir, Sheldon sürekli Peggy’ye çikolata ikram etmektedir. Bölümün sonuna doğru Leonard, Sheldon’un ne yapmaya çalıştığını keşfeder. “Çikolatayı pekiştireç olarak kullanarak kız arkadaşımı şartlandırmaya çalışıyorsun!”. Sheldon, Skinner deneyini uyguladığnı ve her doğru davranışı ödüllendirerek üç haftada ideal ev arkadaşı durumuna getireceğini söyler.

Ayna nöronlar konusundaki araştırmalar; beynimizin başkasının ödüllendirildiği veya cezalandırıldığı koşulların beynimizde ciddi bir şekilde dikkate alındığı ve davranış değişikliklerine yol açtığını göstermiştir. Biyolojik geçmişimiz, ödülle veya kötü bir olayla sonuçlanan koşulları dikkate alacağımız bir beyin yaratmıştır. Bu sayede tehlikelerden kaçıp ödülleri kovalayarak hayatta kalırız.

Birine verilen ödül her zaman bir başkasını cezalandırmaktır. Amerikalı jimnastikçi McKayla Maroney’in 2012 Londra Olimpiyatları’nda ikinci olmasının ardından, ödül alan sporcuyu izlerkenki bu görüntüsü, yıllarca capslarda kullanıldı. ”Not impressed girl” olarak hatırlanan bu yüz ifadesi, yarı hayal kırıklığı yarı kıskançlık ile tam olarak hissettirdiği duygunun karşılığı.

Ödül, beynimizdeki çeşitli kimyasal döngülerin ortaya çıkışında etkili. Maymunlarda yapılan bir deneyde sarı ışık yakıldığında muz verilmesi döngüleri sonrası, bir süre sonra her sarı ışık yandığında dopamin salgılandığı keşfedilir. Ancak bir süre sonra beyin buna alışır ve sarı ışık yandığı halde dopamin salgılanmaz. Çünkü, beklenti ortadan kalkmış ve alışıldık bir durum olmuştur. Özgür Bolat, bu deneyin ödülle uzun süre kalıcı bir davranış yerleştirilemeyeceğinin örneği olduğunu söyler. Sürekli ödülü artırmak da pratik olarak da mümkün değildir.

Messi-Ronaldo arasında kesinlikle Messi’yi tercih edecek olsam da, Cristiano Ronaldo da tarihteki en ilham verici insanlardan biridir. Videoda göreceğiniz gibi, bir maraton koşucusu ile yarışabilir, 288 cm’deki topa kafa vurabilir ve vücudunda bir mankenden daha az yağ vardır. Diğer futbolcular antrenmanların bitmesini beklerken, Ronaldo erken gelir, geç gider ve bir ömür yediklerine dikkat eder. Kazandığı hiçbir ödül motivasyonu etkilemez, çünkü sağlam bir iç motivasyona sahiptir.

Bir başka deneyde ise iki gruba sıradan bir oyun oynatılıyor. Bir gruba her başarılı olduğunda ödül veriliyor. Deney sonrası beyinleri incelendiğinde, başarılı oldukça beyindeki zevk bölgesi olan ”striatum”un her iki grupta da aktif olduğu, yine de ödül alan grupta biraz daha fazla zevk aldıkları görülüyor. Ancak ikinci seansta ödül kaldırıldığında, ödüle alışmış grubun aldığı zevk aşırı derecede düşerken; ödülsüz oynayan grubun aldığı zevk artıyor. Keyfi ödül inşa edince ödüle bağlımlı olunuyor. Ancak kendi kendine keşfeden insanlar uzmanlaştıkça aldıkları keyif artıyor.

”Fizyolojik olarak da ispatlıyoruz ki ödül ortadan kalıkınca, kişi yaptığı işten eski gibi keyif almıyor.” -Beni Ödülle Cezalandırma, Özgür Bolat

Leon Festinger isminde bir bilim insanı Bilişsel Çelişki Kuramı’nı yayınlamıştır. Buna göre, davranışlarımız arasında bir çelişki olduğunda beynimiz mantıklı bir açıklama getirmektedir. Örneğin bir deneyde, insanlara cesur olup olmadıkları ile ilgili sorular sorduktan sonra başka bir deneyde böcek yemek gibi bir eylemi bile kabul etme oranların büyük oranda arttığı gözlenmiştir. Ödül sonrası davranış değişikliği de bununla açıklanır. Bir işi severek yapan bir insan, o işle ilgili ödülü kabul ettiği anda beyni bu işin neden yapıldığı ile ilgili sorular sormaya başlar. Ve cevap olarak da ödülü bulur, bunu ödül için yapıyordur. Sonuçta ödül kaldırıldığında geriye yapmak için sebep kalmaz.

”Ödül kontrol mekanizması olduğu için, çocuk bir işi ödül için yaptığında, bilişsel çelişki yaşar. ”Ben bu işi ödülle yapıyorsam, bu işi sevmiyor olmalıyım” diye çıkarım yapar ve o işe olan ilgisi azalır. Çocuk bilir ki keyifli işler için zaten ödül verilmez.” -Beni Ödülle Cezalandırma, Özgür Bolat

Özgür Bolat’ın Beni Ödülle Cezalandırma kitabında örnek verdiği deneylerden biri de hedeflerle ilgili. Bir grup öğrenciye ”Pastel boya ile çizmek için önce keçeli kalem ile çizmelisiniz”, diğer gruba da ”Keçeli kalem ile çizebilmek için pastel boya ile çizmelisiniz” deniyor. Bir sonraki seansta çocuklar serbest bırakıldığında, ilk grubun pastel boyayı, ikinci grubun keçeli kalemleri seçtiği görülüyor. Hangi nesne koşul olarak sunulmuşsa o amaç haline geliyor.

”Ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin” dediğiniz an, ödev araç, bilgisayar amaç olur. Amaç da her zaman araçtan değerlidir. Çocuk ödevi araç olarak gördüğü için ona ilgisi azalır.” -Beni Ödülle Cezalandırma, Özgür Bolat

Bir insanın bir işi keyifle ve kendiliğinden yapmasını engellemenin en kolay yolu, o iş için ödül konulması. Motivasyon, ödülden etkilenir. İç motivasyona sahip bir kişi, ödül almadan da o işi yapmaya devam eder. Ödülü kabul ederse artık dış motivasyona sahip olunur. Dış motivasyonun önemi azaldıkça veya ortadan kalktığında, işi kendiliğinden yapma içgüdüsü de kaybolur.

Şampiyonluk garantilenmiş, son maç öncesi son antrenman. Guardiola ise takımını çok çalışmadıkları için azalıyor ve inanılmaz bir konuşma yapıyor. Motivasyonu dış odaklı olmayan kişinin güzergahını ödüller değiştirmez.

1800’lere kadar, tarih boyu üniversitelere sadece gerçekten öğrenme amacındaki insanlar giderdi. Öğrenim sonunda elde edilecek bir ünvan yoktu. Öğretmenler para almıyordu. Hep birlikte araştırma, sorgulama ve bilgi edinme için çabalanıyordu. Sanayi Inkılabı sonrası devletler zorunlu eğitimi getirdi, tüm toplum okula gitti. Okullarda puanlar, sınav sonuçları, karneler ve diploma ödül olarak sunuldu. Ödül, amacı öldürdü. Öğrenmek için okuma neredeyse tamamen kayboldu, yerini diploma için çabalama aldı.

DC’nin en müthiş villian’ı Joker, Christopher Nolan’ın uyarlamasında bir anarşist olarak karşımıza çıkar. Mafyayı büyük bir dertten kurtarıp yaptığı iş karşılığında sahip olduğu bir tepeleme parayı yakar. Joker hiçbir şey istememektedir, hiçbir ödül kabul etmemektedir; bu sebeple de kontrol edilemez. Batman kendini sorgulamak için yumruklar attığında bile kahkaha krizine girer; ”Hiçbir şey… Beni tehdit edebileciğin hiçbir şey yok… Onca gücün; hiçbir işe yaramıyor…’

Ödülün Eğitim Sistemi’ne etkilerinin pek çok çarpıcı örneği var. Bir tanesi Özgür Bolat’ın anlattığı bir anı. Bir öğretmen derste, öğrencilerin kitaplardaki şiirlerden keyif almadığını fark ediyor. Kitaptaki şiiri dışardan getirmeye başlıyor ve öğrenciler oldukça keyif alıyor. Aynı şiir, ders kitabından okunan bir şiir iken sıkıcı, dışardan getirilen bir şiir iken eğlenceli hale geliyor. Ödül ve cezanın kontrol ve zorunluluk yaratması, öğrenmeye giden gerçek yolu öldürüyor.

Ölü Ozanlar Derneği’nin (1989) şahane sahnelerinden biri. Öğretmen Keating, ”Kitaplarınızdaki ilk sayfayı yırtmanızı istiyorum” diyerek başlamıştır derse. Edebiyat böyle işlenmemelidir. Sınıfın en çekingen öğrencisini tahtaya çıkarır, gözlerini kapatır ve hayal etmesini söyler. Aklına gelen her şeyi söyleterek orada gerçekten içinden gelen bir şiir yazdırır.

En ünlü psikoloji deneylerinden biri lokum (marsmallow) deneyi. Çocuklara deniyor ki ”Masanın üstündeki lokumu ben gelene kadar yemezsen, döndüğümde bir lokum daha vereceğim.” Bir grup öğrenci lokumu yerken, diğerleri beklemeyi başarıyor. Bu konu ”özdenetim” kavramı ile açıklanıyor. İlginç olan, ilk marsmallow deneyinden 20 yıl sonra, o gün lokumu yemeyenlerin hayatta çok daha başarılı olduklarının görülmesi. Özdenetim, tüm hayatı etkiliyor. Anı kurtarmak üzerine programlanmış biyolojik beynimizin yarattığı dürtüler hayatta pek çok yanlış kararlara neden oluyor. Gerçek hayatta çoğu önemli adım doğru zamanda atıldığında ve yeterince süre iyi kararları uygulamak için beklendiğinde gerçekleşiyor.

Ödülle şekillenmiş bir beyne sahip olunca özdenetim yitiriliyor. Çocuklukta, beynin ön lobu henüz gelişmemişken başkalarının kararlarını uygularız. Özgür Bolat: ”Sürekli kontrol edilen bir çocuk bir süre sonra kendini kontrol etmeyi bırakır. Özdenetim becerisi gelişmez.”. Eğer dağınık bir insansanız, bu çocuklukta sürekli birileri arkanızı topladığı için olabilir. Yardım etmek için bile kontrol etmek, kalıcı etkilere neden olur. Ödül ve ceza da birer kontrol biçimidir.

Yavru kuş, ağzını açtığında solucanın ağzına girmesini bekliyor ve neden kendiliğinden ağzına girmediğini anlayamıyor. Annesi ona yemek getirdiğinde tek yapması gereken ağzını açmaktı.

Ceza da ödül ile neredeyse aynı işlevi görüyor. Her ikisi de bir kontrol biçimi. Bir şey ödül olarak vaat edildiği an, elde edememek durumu da ceza olarak sunulmuş oluyor. ”Sınıfını geçersen bisiklet alırsın” demek, aynı zamanda ”geçemezsen alamazsın” demek. Yani her ödül aynı zamanda ceza demek. Ayrıca ödüle alıştırılan bir kişi için ödül alamamak bir ceza oluyor. Hatta aynı ödül düzenli alındığında hissedilen keyif gittikçe azaldığı için, o işin kendisi bir cezaya dönüşüyor.

Performans-ödül ilişkisini gösteren grafik. Ödül artışı performansı artırıyor ama sonrasında düşüyor.

Ödülün performansı arttırdığı ile ilgili çeşitli bulgular var. Örneğin, verimlilik artırttığında maaş artırmak yerine elde edilen ürün başına prim vermenin çok daha etkili olduğu bulunmuş. Ürettiği kadar prim alan işçiler daha çok üretip daha çok kazanmışlar. Ancak ilginç olan, bu verimin sadece mekanik süreçler için geçerli olması. Yani düşünmek gerekmediği zaman ödül verimi artırıyor. Ancak içine yaratıcılık girdiğinde otomatik sisteme geçen beyin doğru işler üretemiyor. Örneğin aynı parçayı üretmek için rutin bir işlem varsa, ödül ile verim artıyor. Ama ödev için ödül verildiğinde ödevin kalitesi düşüyor. Kitap okumak için ödül verirseniz, mekanik kısım yani okunan sayfa sayısı artıyor ama bilişsel kısım yani okuduğunu anlama oranı düşüyor.

Karmaşık durumlarda verilen ödül, bir işe mekanik gibi yaklaşılmasına neden olur; işin kalitesi ve gelişimi düşer.

Ödül ve cezanın insanlarda davranış değişikliklerine yol açması, durduk yere olumsuz durumlar gerçekleşmesine neden oluyor. İyi bir amaç için yapılan herhangi bir durumda bile ödül amacı değiştirip başka olumsuz sonuçlar doğuruyor. Bunlardan birisi Amerikan hastanelerinde doktorlara ödül uygulaması sonucu gerçekleşmiş. Daha çok hasta tedavisine ödül verilince, doktorlar kısa vadede iyileşecek ve tedavisi kısa sürecek hastalara öncelik vermeye başlamışlar. Hayatta kalma oranına bağlı başarı puanı getirilince de ölümcül hastalıklara sahip kişileri kabul etmeme yaygınlaşmış.

İngilizlerin Hindistan işgali sırasında ülkedeki kobra zehirlenmelerinden dolayı bir ödül uygulaması başlamış. Kobra yakalayıp getirenlere ödül veriliyormuş. Ancak varsayılandan çok daha fazla kobra getirildiği halde ölümler azalmamış. Fark edilmiş ki, insanlar kobra götürebilmek için onları yetiştirmeye başlamışlar, hatta çiftlikler kurmuşlar. Özgür Bolat diyor ki, ödül uygulamaları kısa vadede durumu çözer gibi görünse de uzun vadede daha büyük sorun yaratır.

Ödül veya cezanın sosyal normlara da ciddi bir etkisi var. Bir anaokulunda velilerin çocuklarını almaya geç gelmesi nedeniyle sıkıntılar yaşanınca bir ceza uygulaması başlamış. Geç kalan veli para cezası ödeyecekmiş. Bu uygulama sonrası geç kalmalar yükselmiş. Özgür Bolat’ın deyimiyle ”Parasını öderim ve geç kalırım” mantığı yerleşmiş. ”Parasını ödeyen veli kendini kötü hissetmiyor. Geç kalma hakkını satın almış oluyorlar. Veliler ödüllendirilmiş oluyor.” Bunun üzerine uygulama kaldırılmış, ancak geç kalma oranları eski seviyesine düşmemiş. Oluşan yeni ve yüksek geç kalma oranı yeni norm olmuş ve öyle devam etmiş. Toplumda alıştığımız eşik, bir zamanların ödül veya cezalarından kalma.

Alman gemi kaptanı Pia Klemp, mültecilere yardım etmek karşılığı ”Grant Vermeil” madalyasını reddeder ve şöyle der; “Kimin ‘kahraman’ ve kimin ‘yasadışı’ olduğuna karar veren yetkililere ihtiyacımız yok”. Bir kez ödül kabul ettiğiniz anda, her insanın içinde olan iyilik yapma motivasyonu hedeften sapar ve ödül için iyilik yapmaya dönüşür.

Ödül ve cezanın büyük etkisi var. Anlık etkileri nedeniyle yıllar içinde iş hayatında, okullarda, motivasyon seminerlerinde kullanılmış da olsa; artık olumsuz etkileri biliniyor. Kısa vadeli etkiler, uzun vadeli amaçları köreltiyor. Bir işi yapmanın ”neden”i değişiyor, sadece yapmak veya daha çok yapmak için mekanik bir çabalama kalıyor. Ayrıca ödül ortadan kaldırıldığında istekler, amaçlar, hedefler kaybolmuş olduğu gibi insanlar severek yaptığı işten bile vazgeçiyorlar.

Araştırmalar, bilim insanlarının Nobel ödülü aldıktan sonra araştırmalarının azaldığını gösteriyor. Nobel Ödülü almak için bir ömür çalışmak ve yüksek bir iç motivasyon gerekli. Buna rağmen bu büyük ödül karşısında bilim insanları bile davranış değişikliğine gidiyorlar.

Özdenetime sahip bir kişi olmak, ödülleri reddetmekle başlıyor. Ödüller nedeniyle uzun vadeli önemli amaçlara giden yolda ilerlemek yerine kısa vadeli keyiflerin peşine düşüyoruz. Ödülü sürekli elde edemediğimizde de mutsuzluğumuz başlıyor. Yaratıcılık, stratejist bakış, derin düşünce gerektiren hiçbir faaliyeti ödülle başarmak mümkün değil. Mekanik süreçlerin dışına çıkamayan bir yaşama hapsolmamak için ana hedeflerine sadık çalışmaları sürdürmek ve koşulları ortadan kaldırmak gerekiyor. Bir fincan kahveden kısa bir hafta sonu tatiline kadar her şeyi keyif olarak yaşamak, kendine hediye etmek; ama ”bunu yaparsam şunu yapacağım” gibi koşullarla güzel şeyleri ödül veya cezaya dönüştürmeden yaşamak gerekiyor.

Özgür Bolat’ın ”Beni Ödülle Cezalandırma” kitabını 24.10.’17 tarihinde okumuştum.



130 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.