Mutluluk, Limbik Sistem ve Duygular

Anneler yavrularının üzerine düşerler, onları korurlar, onlara bir şey olursa çok büyük bir üzüntü duyarlar. Başlarına bir şey gelmemesi için, hayatta kalmaları için bir ömür uğraşırlar hatta tercih yapmaları gerektiğine onların hayatlarını kendi hayatlarına tercih ederler. Bunun nedeni nedir? Bunun en ”doğal” duygu olduğunu, normal olanın böyle olması gerektiğini düşürüz. Hayvanlarda bile bunun böyle olduğunu varsayarız. Oysa sürüngenler, yavruları üzerine titremezler; hatta doğada enerji israfı olmaması için zayıf olan yavrularını ”yerler”. Bu da son derece ”doğal” bir durumdur. Neden memeliler yavruları üzerine titrerken sürüngenler kendi hallerine bırakır? Bu aradaki fark nedir?

Sürüngenler doğduklarından itibaren tek başınadır. Ebeveyn bakımına ihtiyaç duymayan yavru kertenkele yumurtadan çıkar çıkmaz koşmaya başlar. Yeterince hızlı koşmadığında ebeveyni onu yer, çünkü bir avcıya tem olması yerine, enerji yeni bir kardeşe aktararak dönüştürmek onlar için daha iyi bir fikirdir. Balıklar yumurtaların çatlamasını bile beklemez. Döllenmiş yumurtalarını bırakır ve başka hedeflere doğru yüzerler. Bitkiler tohumlarının büyüyüp büyümeyeceğini bile bilmeden rüzgara bırakırlar.
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Memeliler ve sürüngenler arasında yavruya bakış arasında çok fark vardır. Benzer şekilde bazı canlılar tek, bazıları sürüyle yaşar. Kimisi tehlike anında ardında bakmadan kaçarken kimisi tehdidin ne olduğunu öğrenmek için bekler. Çünkü her canlının hayatta kalması için farklı koşullar yaşanmıştır. Her türün fırsatları ve tehditleri, biyolojisini şekillendirmiştir.

Sürüngen beyni

Beynimizde ”sürüngen beyni” denen bir kısım var ve sürüngenler ile memelilerde aynı işleve sahip. Beynimizdeki bu kısım temel hayatta kalma ihtiyaçlarımızı yönetiyor. Buna ilave bir de ”limbik sistem” dediğimiz kısım var. Burada da duygularımız şekileniyor, hafızamız yer alıyor. Bu kısım da insanlar, memeliler ve sürüngenlerde bulunuyor. Ancak insanı insan yapan ”neo korteks” ise beynimizin %70’ini oluşturuyor. Diğer hayvanların düşünemediği her şeyi, hayata anlam katmayı, anlık ihtiyaçların ötesinde bakabilmeyi, entelektüel kararlar alabilmeyi bu bölgemizle sağlıyoruz.

Limbik sistem

”Hayvanlar küçük bir korteksle yaşamsal kararlar verir. Limbik sistemleri onlar için iyi olana karar vermeye yeter. İyi bir duygu açığa çıktığında devam etmelerini ve kötü bir duygu oluştuğunda kaçınmalarını sağlar. Bu basit sistem hayvan atalarımızın milyonlarca yıldır hayatta kalması sağladı ve hala bizim içimizde de yaşıyor.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Biyoloji bilimi, memelilerin de bir zamanlar (milyonlarca yıl önce) sürüngen olduğunu söyler. Loretta Graziano Breuning şöyle der; ”Doğa boş bir sayfada sıfırdan başlamak yerine üzerine inşa etmeye yatkındır. Memeliler sürüngen beyni üzerine, insanlar da memeli beyni üzerine kuruldu.” Yavruların korunması, genlerin devamı için olmazsa olmaz bir koşul değilken farklı davranışlar sergiliyorduk. Doğumundan itibaren yavrusunu koruması gerekenler, hatta yavrusunun doğduktan sonraki gıdasını kendi vücudunda üretmesi gerekenler ayrı bir türe evrildi ve memeliler ortaya çıktı. Memeli yavrusu doğduktan sonra hala bakıma, beslenmeye ve korunmaya ihtiyaç duyar. Buna karşılık, bir memeli yavrusu bir sürüngen yavrusundan çok daha karmaşık koşullar ve kararlar içerisinde yaşar.

Tüm canlılar, tek bir ilk canlıdan türemiştir. Bir müslüman olarak, Kur’an’da ”tüm canlıların sudan yaratılması” ve ”tek bir candan yaratılma” konularının bundan bahsettiğini düşünüyorum.

İnsanların hayatta kalması için toplum kurallarını bilmesi, meslek edinmesi, okula gitmesi, pek çok konuda kültüre sahip olması gerekir. Aslanlar grup halinde avlanır, kuşlar göç eder. Ancak tehlikeden kaçmak ve fırsatları kovalamak gibi basit komutlarla hayatta kalan canlılarda doğumundan sonra anne yavru ile ilgilenmez. Genlerinin devamı için olabildiğince çok yavru edinirler. Her bir yavruya verilen önem ve onu hayatta tutmak için ebeveynin harcaması gereken çaba düşüktür. Memelilerde ise beyin daha büyük ve doğumdan sonra gösterilmesi gereken özen fazladır. İnsanlar ise bedenine oranla en büyük beyne sahip canlılardır. Tüm hayatını bu yavruyu hayata getirebilmek için harcayan ebeveynler, yavruya çok uzun yıllar dikkat ederler. Ancak insan yavrusu, büyük bir beyin ve çok fazla nöronla doğmasına rağmen, diğer canlıların aksine neredeyse hiç bağıntı olmadan doğarlar. Bütün bağıntıları, hayatta kalma koşullarını dünyada iken öğrenirler. Anne-babanın yokluğu, duygusal olarak daha büyük bir üzüntüye neden olur, çünkü hayatta kalma şansını azaltır.

”Büyük bir beynin devasa bir hayatta kalma çelişkisi vardır, çünkü savunmasız bir yenidoğan, avcılar tarafından kolayca yenir. Büyük beyinli bir babun ya da fil, küçük beyne sahip bir yılan ya da kertenkele gibi sadece birkaçı hayatta kalacak yüzlerce yavru doğurmaz. Sıcakkanlı, büyük beyinli yavrunun doğması zordur, bu yüzden anne yaşamı boyunca ancak birkaç tane yapabilir. Onu da avcılara kaptırırsa genleri tükenir. Bu nedenle elinden gelenin en iyisini yaparak her bir yavrusunu hayatta tutmaya çalışır.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

İnsan, doğada hayatta kalmasını iş bölümüne borçludur. Pençeleri, kanatları olmayan güçsüz bir canlı, kalabalık toplululuklar kurarak besin zincirinde en üste çıkmıştır. Topluma adapte olamayanların genleri bugüne ulaşmamıştır, oksitosin bizi toplum içerisinde tutar

Oksitosin hormonunun başka görevleri de vardır. En önemli fonksiyonu toplum içindeki durumumuzla ilgili olandır. Memeliler açısından ”sürüde kalma hormonu” olarak adlandırılır. Bir memeli sürüden ayrı kaldığında oksitosin düşer ve böylelikle geri döner. Ancak insanlar için toplum içerisinde kalmak çok daha büyük önem taşır. İnsan, ancak diğer insanların varlığı ile hayatını sürdürebilir. Toplumdan dışlanmak, ölmekle eşdeğerdir. Antropolojik açıdan, gruplar halinde ve toplum içerisinde yaşamayan insanların nesli devam etmemiştir. O yüzden sokaklarda bağırarak koşturmaz, kıyafetimize dikkat eder, herkes içerisinde küçük düşürülünce kendimizi kötü hissederiz. Böyle durumların tamamında oksitosin düşmüştür, yeniden yükseltmeye çalışırız. Ayrıca bir atı beslediğimizde, birine sarıldığımızda, güven verici bir deneyim yaşadığımızda oksitosin salgılanır. Beynimiz bize hayatta kalmak için doğru bir şey yaptığımızı söyler.

Bir anne memeli kayıp yavrusunu bulmak iyi da doğum yapmak için grubunu terk eder. Üreme davranışları arkadaşlıklardan daha fazla oksitosin salgılatır ve bu da memeliyi gutu terk ederek genlerinin peşinden gitmeye teşvik eder. Memeli doğum yaptığında oksitosin artar. Bu ona sadece doğurmak ya emzirmek dışında bir de yenidoğanı sürekli olarak koruma güdüsü verir. Oksitosin yenidoğanın beyninde de salgılanır, böylece yavru memeli terk edilme tehlikesini hissetmeden annesine bağlanır. Doğumun ardından kucaklama ve yalamaya daha çok oksitosin harekete geçer.
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Köşeden fırlayan bir şeyden korkmak, sürüngen beynimiz tarafından hayatta kalmak için üretilen bir içgüdüdür. Sürüde kalmak tüm memelilerde limbik sistem tarafından oksitosin düşüşü ile engeller. Ancak insanda limbik sistem sürüngenlere ve memelilere göre daha fazla gelişmiştir ve çok daha değişik duygular yaşayabiliriz. Oksitosin, davranışlarımızın çoğunu şekillendiren duyguların oluşmasına neden olan kimyasallar için tek bir örnektir. Diğer kimyasallar da bizi hayatta tutacak çeşitli durumlar için salgılanır. Kararlarımızı duygularımız şekillendirir.

”Beynimiz gıda, güvenlik ya da sosyalleşme gibi yaşamsal bir ihtiyacı karşılayıncaya adar bizi mutlu edecek bir kimyasal salgılamaz. Ardınan beynimiz bir ”hayatta kalma fırsatı”yla karşılaştığında hızlı bir salgılama olur. Bu yüzden inişler ve çıkışlar hissedersiniz.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Basettiğimiz kimyasallardan bir diğeri ”dopamin”dir. Dopamin; aramak, çabalamak, başarmakla ilgilidir. Bu his olmadan insanlık büyük işlerin peşine düşemez, sorunlarını çözmeden bırakırdı. Loretta Graziano Breuning’in deyimiyle dopamin ”enerjiyi nereye aktarmanız gerektiğini” söyler ve bizi hayatta tutar. Pek çok problem arasından bir tanesine odaklanmamız önemli bir konudur, onu başarır başarmaz başka bir derdimizi hatırlarız.

Dopamin’in kimyasal formülü

Tersine düşünecek olursak da, beynimiz daima ”olası ödülleri” araştırır. Antropolojik olarak bakıldığında, atalarımız yemeğin nereden geleceğini bilmiyorlardı. Dolayısıyla arayış, insanın hayatta kalması için çok önemli idi. Atalarımız bir ipucu yakaladıklarında peşine düşüyorlardı çünkü dopamin salgılanmaya başlıyordu. Dopamin, onlara devam etmelerini söylüyordu. Dopamin salgılanması, yemek bulunduğu anda durur çünkü dopaminin görevi sonuca ulaşana kadar arayışın sürmesidir.

Beynimiz, ödül arar

Bir sınavı geçen öğrencide dopamin salgılanır, dersleriyle ilgilenmediğinde kendini suçlu hisseder. Futbolcu gol attığında, maymun muz gördüğünde dopamin yükselir. Amaçlarımıza ulaşmamızı dopamin sağlar. Ama ödülün büyüklüğüne göre dopamin miktarı artar. Altındaki çocuğunu kurtarmak için araba kaldırmış annenin anlık deneyimi dopaminle açıklanır. Çocuğun hayatta kalması, genlerimizdeki en büyük ödüllerden biridir.

”Dopamin bir ödül beklediğinizde hissettiğiniz heyecandır. Aç bir aslan yalnız bir ceylanı gördüğünde bir ödül bekler. Susuz kalmış bir fil su kuyusunun izlerini gördüğünde bir ödül bekler. Dopamin, ihtiyacınızın karşılanacağı bir yol gördüğünüzde enerji rezervinizi açığa çıkarır. Bomboş otururken bile ihtiyaçlarınızla ilgili bir şey bulmak için sizi etrafı kolaçan etmeye teşvik eder, ”İşte bu,” diyeceğiniz ayrıntılar keşfettiğinizde iyi hissettirir. Yapbozda aradığınız parçayı bulduğunuzda hissettiğiniz mutluluğun sebebi dopamindir.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

”Beyniniz, hayatta kalmayı başarmış insanlardan miras.”

Atalarımızı hayatta tutmuş ve genlerinin devamını sağlamış bir diğer hormon ”endorfin”dir. Büyük bir yara aldığınızda, ölümcül tehlike olan yerden kaçana kadar acıyı hissetmenizi engelleyen endorfindir. Kurşun yediği halde çatışmadan kaçan, araba çarptığı halde yol kenarına kadar sürünen kişiler o anda acı hissetmezler. Endorfin, onların ölümcül tehlike olan yerden ayrılmalarına olanak tanır. Aslan tarafından parçalanmış bir zebra için de aynısını geçerlidir, aslanların dikkati dağıldığı anda kaçmaya çalışır, çünkü endorfinin etkisi altındadır.

”Endorfin salgılanması uzun sürmez, çünkü acının yaşamsal bir değeri vardır. Acı, bedeninizin bir şeylerin çok ters gittiğini söyleme yoludur. Acıyı görmezden gelip durursanız sıcak fırınlara dokunur, kırık bacaklarla yürürsünüz. Sürekli endorfinin etkisindeyken doğru yaşamsal seçimler yapamazsınız. Nihayetinde sıkıntılı uyarıları fark etmek üzere geliştik, onları görmezden gelmek için değil.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Endorfin için vücudun ürettiği eroin, eroin için de dışarıdan alınan endorfin denilebilir. Yüksek ağrı çekenlerin, endorfin salgılanması için vücudunda kesikler oluştururlar.

Loretta Graziano Breuning şöyle der: ”Hayatta kalmak üzere tasarlandık, sürekli iyi hissetmek için değil.” Endorfini sürekli hissetseydik, ölümden kaçmak konusunda tembelleşir ve ona yakalanırdık. Ölüm tehlikesini atlattıktan sonra endorfin durur ve acı başlar. Bu sayede yaralarımızı hareket ettirmeyiz ve iyileşiriz. Acı, bizi hayatta tutar. İnsan, acının yönlendirmesi olmadan bu çağlara ulaşamazdı.

”Adrenalin” de benzer bir hormondur. Ancak acı verici olay gerçekleştikten sonra değil, gerçekleşme ihtimali olduğunda salgılanır. Bize acı verecek bir olay olmadan önce artan adrenalin sayesinde, acı verici olayın yaşanmamasını sağlayacak kadar anlık yüksek enerji ve odaklanmaya sahip oluruz. Bu durumda iken nörokimyasallar aracılığıyla beynimize ulaşan her mesaj, harekete geçmek üzere kullanmak için abartılı bir şekilde yorumlanır. Beklenmedik ya da normalde alınamayacak bazı anlık kararlar adrenalin ile olur.

Adrenalin, vücut acı öngördüğünde salgılanır. Paraşütünüz olsa bile skydiving yaparken adrenalin salgılanır. Ve çok çabuk bağımlılık yapar. Her seferinde aynı miktar salgılanması için bir dahaki sefer daha riskli bir şey yapmanız gerekir. ”Adrenalin bağımlılığı” adeta uyuşturucu bağımlılığı gibidir.

İnsanlarla ilişkili bir diğer mutluluk hormonu ”serotonin”dir. Sosyal üstünlük, saygı görme, çatışmadan kaçınma ile ilişkilidir. Diğer maymunlar tarafından aynı gören alfa bir maymun, bir kafese kondu. Diğer maymunlarla aralarına ayna konuldu. Maymunlar alfa maymunu görmedikleri için tepki değiştirmediler. Deneyciler, kendisini fark etmeyen maymunların varlığının alfa maymunda serotonin düşüşüne neden olduğunu keşfetti. Loretta Graziano Breuning diyor ki, ”Memeli beyni daima, acı vermeden iyi bir his veren serotoninin yakalamaya çalışır.”

”Serotonin önemli olma hissidir. Başkalarının kendilerini önemli hissetmekten hoşnut olduğunu görürüz ama bunu kendimizde görmekten nefret ederiz. Beynimizin doğal olarak sosyal üstünlük arayacak şekilde tasarlandığını bilmekte fayda var, çünkü byin kendi genlerinin kopyalarını üreterek gelişmiştir. Çatışmadan kaçınırız çünkü saldırganlık genlerimizi yok edebilir. Yani memeli beyni sosyal verilerin hesabını sürekli tutar ve kendini ortaya koyacak güvenli bir yol bulduğunda serotoninle ödüllendirilir. Büyük bir insan korteksi fiziksel mücadele yerine soyut durumlarda serotonin salgılar. Mesela ”gurur”, ”güven” ya da ”özsaygı”.
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Hayvanlar, kötü olan hislerden kaçarak hayatta kalır.

Beynimiz, yaşadığımız olayın o hissi yaşamak için gerekli olup olmadığını bilmez. Sadece, hayatta kalıp da genleri bugüne kadar gelmeyi başarmış atalarımızın davranışlarını yönlendiren hisleri bize yaşatıp bizim de hayatta kalmamızı sağlamaya çalışır. Bir aslan için mutluluk ya da mutsuzluk çok net kurallara bağlıdır. Ancak insan beynine her yönden hücum eden çok çeşitli bilgiler arasından beynin bir türlü oturtamadığı değişik hisler ve duygular vardır. Özellikle modern toplum insanı, gereksiz bilgi yığınları, kontrol edilmesi imkansız düzenler ile karmaşadan kaynaklı mutsuzluk yaşar.

”Örneğin aç bir aslan av bulduğunda mutlu olur. Bu felsefi bir mutluluk değil, aksana avlanmak için gereken enerjiyi sağlayan fiziksel bir durumdur. Aslanlar avlanırken sıklıkla başarısız olur. Bu yüzden enerjilerini tüketmemek ve açlıktan ölmemek için hedeflerini dikkatle seçerler. Bir aslan yakalayabileceği bir ceylan gördüğünde heyecanlanır. Dopamin salgılanır ve üzerine atılıp avlama isteği tetiklenir.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Bertrand Russell, ”İnsan, eğitime ihtiyaç duyan tek canlıdır” der. Diğer canlılar, hayatta kalmaları için gerekli içgüdüler ile doğarlar. Sahip oldukları bağıntılar, mevcut koşullarda hayatta kalmalarına yeter. Ancak insan çok fazla nöronla doğmasına rağmen bağıntıları sonradan oluşturmalıdır. Biyolojik içgüdülerimiz; toplumun, paranın, siyasetin, geleceğin, ailenin, alışverişin, okulun, kanunun ne olduğunu bilmez. Beynimizin limbik sistemi temel duygular ile insanın yarattığı ve hayatta kalmak için gerekli kültür arasında benzerlik kurarak doğada hayatta kalmak için gerekli duyguları günlük yaşama adapte etmeye çalışır. Bu süreçte de sürekli mutsuz ve stresli hissederiz.

”Susamış bir fil su bulduğunda mutlu olur. Susuzluğunu giderecek olma hissi dopamin salgılamasını sağlar e bu da nöronlar arasında kalıcı bağlantılar kurar. Bu sayede gelecekte de su bulması kolaylaşır. Suyun nerede olduğunu öğrenmeye ”çalışması’ gerekmez. Dopamin nöronlardan bir yol çizer. Gelecek sefer bir su kuyusuna dair herhangi bir işaret gördüğünde mutlu kimyasallar hareketlenir. İşte his ona, ”İşte ihtiyacın olan şey burada,” der. Yorgun ve susu kaldığında ödüle dair bir işaret iyi hissi tetikleyerek onu harekete geçirir. Mutlu kimyasallar belli bir çaba ya da niyet olmadan hayatta kalmamıza yardımcı olur.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Örneğin dil, insanın varlığının en önemli konularından biridir. Milyonlarca insanla aynı şehirde yaşayan, 20 yıla yakın eğitim gören, doğada anlatabileceklerinin ötesinde sonsuz farklı durum yaşayacak insan için iletişimin en önemli öğesidir. Ancak dil, beynimizde limbik sistemin de ötesinde kortekste yönetilir. İnsanı insan yapan konular, sürüngen beyin ve limbik sistemde değil kortekstedir. Limbik sistemde dil ile ilgili bölüm olmayışı, duygularımızı kelimelere dökemememizin de sebebidir.

”Büyük korteks sizi diğer hayvanlardan ayıran şeydir. Yeni sinir yolları yaratmaya devam eder ve ihtiyaçlarınızı karşılayacak çabaları sürdürür. Fakat insan sadece korteksle yaşamaz. Sizin için neyin iyi olduğunu bilmek için limbik sisteme ihtiyacınız vardır. Korteksiniz dünyayı kaba ayrıntılarla bir kaos olarak görür. Ta ki limbik sistem bir şey için iyi ya da kötü olduğu hissini yaratana kadar.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

”büyük bir korteks”

Mantıklı bir insan beyni, belki de bu dünyayı olduğu haliyle kabul etmezdi. Ancak hayatta kalmaya odaklı beynimiz duygularımız aracılığıyla kararlarımızı yönlendirir. İkna edilmek için çok fazla kez nöron yollarının oluşması gereken bazı durumlarda tek bir duygusal olay sonucu miyelin harekete geçer ve bizim için önemli bir yol oluşur. Duygular, kararlarımızı en fazla şekillendiren durumlardır. Her durumda başka bir kimyasal yükselir ve düşer. Ve bunun bir sonu yoktur. Sonsuza kadar, hayatta kalabilmek için beynimizde durduğumuz yerde bile bir diğer mutluluk hormonunu artırmanın peşine düşeriz. Birini yükselttiğimiz anda diğerinin düşük olduğunu keşfeder ve hayatta kalmaya devam ederiz.

”Fakat mutlu kimyasallar sürekli salgılanmaz. Aslan sadece daha fazla av bulduğunda ve fil de ancak ihtiyacının karşılanacağını gördüğünde mutlu kimyasallar salgılar. Doğada bedavaya mutlu kimyasal yok. İyi duygular, bizi hayatta kalmak için yapmamız gerekenlere yönlendirirler, çünkü varlıklarının sebebi budur.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Modern toplumda yaşasak da beynimiz doğada hayatta kalanlardan miras.

Çoğu zaman felsefi anlamda mutsuzluk ile limbik sistemin neden olduğu mutsuzluğu birbirine karıştırırız. Üst düzey anlamlar yüklediğimiz çoğu duygumuz esasında hayatta kalmaya çalışan bir hayvan içgüdülerinin bize hissettirdikleridir. Kendimizi özel hissettiğimiz, hiç kimsenin yaşamadığını sandığımız duygular yaşadığımız hiçbir zaman aslında başka insanlardan farklı bir şey hissetmeyiz. Gerçekten önemli hisler, içimizdeki memelinin yüzbinlerce nesilden kalma biyolojik algoritmaların hissettirdiklerinin ötesine geçip, bizi insan yapan düşüncelere ulaştığımızda yaşanmaya başlar.

”Hikayeniz eşsizdir ama bu duygulara neden olan kimyasallar herkesinkiyle aynıdır. Hayat deneyiminiz eşsizdir ama herkesin deneyimi birbirine benzer, çünkü temel yaşamsal ihtiyaçlar beyninize hükmeder.”
-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

08.10.’17’de okuduğum Mutlu Beyin, psikiyatriye ilgi duyanlar için harika bir kitap olmasının yanında, günlük yaşamını değiştirecek bir şeyler yapmak isteyenler için ilk okunması gereken kitaplardan biri.
105 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.