Kader, Atalar ve Genler

Avrupa’da yüzyıllarca hüküm sürmüş Habsburg Hanedanı, 1700 yılında Kral 2. Charles’in ölümü ile son bulur. Öldüğünde 39 yaşındadır, hiç çocuğu yoktur, engellidir, epilepsi hastalığı ve zihinsel yetersizliği vardır ve hayatı boyunca sağlık sorunları yaşamıştır.

Abartılı da olsa, ölümünden sonraki durumu tarihe böyle geçmiş

17. yüzyıl için 39 yaşına kadar yaşamak iyi sayılabilir ancak o, bu yaşa kadar saraydaki çok titiz bakım içinde güçlükle gelmiştir. Atalarının mezarlarından çıkarılmasını ve onları çürürken izlemeyi istemek gibi tuhaf davranışları olmuştur. Halk ona ”Lanetlenmiş Charles” lakabı takmıştır. Ancak 2. Charles’in yaşadıklarının bir sebebi vardır.

Habsburgların sonucuncusu 2. Charles

Esasında Habsburg Hanedanı, geçmişteki 200 yıl boyunca Avrupa’nın en büyük bölümünü ve Kutsal Roma İmparatorluğu’nu yöneten, çok nüfuzlu ve güçlü bir ailedir. Ancak güç bölünmesinden hoşlanmayan hanedan, dışarıdan evlenmeyi bırakır. Bu karar, yüz yıl içinde koskoca bir hanedanın soyunun kurumasına sebep olur.

Adını İsviçre’de bulunan Şahin Kalesi”nden alan hanedanlık Avrupa’da bulunan Fransız Capet Hanedanından sonraki en büyük hanedanlıktır.  Kaynak: tarihiolaylar.com

Her insanda her genden iki kopya, her kromozomda da her bir ebeveynden birer eş gene sahibiz. Biyolojik varlığımız, hayatta kalmış davranışların sonucudur. Genetik olarak dezavantajlı özellikler, eşlerden gelen iyi özellikler ile dengelenir. Çeşitlilik, neslin sağlamlığıdır. Bizler, çeşitli varyasyonların hayatta kalan özellikleriyiz. Ne kadar çok çeşitli varyasyon olursa, o kadar iyi genler arasında bir karışım olur.

Ancak akraba evliliğinde yaşanan, Adam Rutherford’un deyimiyle; ”çocuğa genetik varyasyonlar yükleme hatasıdır”. Büyükanne ve babadan çeyrek, anne babadan yarım gelecek olan özellikler, dışarıdan birinden gelecek genlerle birlikte iyi bir karışım oluşturup hayatta kalacak yeni nesli inşa edecektir. Dışarıdan gen gelmediğinde sonuç karanlık olacaktır.

“…sigorta poliçesi…”

Genetikçi Adam Rutherford, ”Bugüne dek yaşamış herkesin kısa tarihi” kitabında genetik varyasyon çeşitliliğinin önemi ile ilgili çeşitli örnekler verir. Genetik bilimini başlatan Mendel, bezelyelerde olabildiğince çaprazlama yapıldığında daha varyasyonlu nesiller ortaya çıktığını keşfetmiştir. Safkan köpeklerde aile içi ilişkilerden dolayı pek çok sorun olmaktadır. Laboratuvar deneylerinde kullanılacak farelerin üretimi için herhangi bir hastalığa sahip olmayacakları kadar az akraba ilişkisi olması için uğraşılmaktadır.

“…genlere katkıda bulunmazlar…”

Aile ağaçları aşağı doğru dallanarak genişler. Habsburglar’da ise kümelenip birleşmektedir. Buna ”nesil çöküşü” denilir. Adam Rutherford; ”Aslında tüm nesiller zamanla çöker” der. Ama Habsburglar’ınki yüz yıl gibi kısa bir zamanda olmuştur. 1527-1661 yılları arasında doğan 34 bebekten 17’si 10 yaşına ulaşamadan, 10 tanesi de 1 yaşına ulaşamadan ölmüştür.

Esasında bunu Normal şartlarda aile ağacında, bir atadan sonraki beşinci, altıncı ve yedinci nesillerde -prensipte- 112 kadın olması gerekir. Habsburglar’da anne ata bu üç nesildeki pozisyonlardan dokuzunda bulunmaktadır.

Bulunduğunuz yerden bildiğiniz akrabalarınızı sayarak bunu anlamak zordur. Hiç alanız olmadığınızı sandığınız bir kişi ile birkaç ata öncesinde birleşiyor olabilir. Hayat boyu gördüğünüz herkesle bir ortak atanız vardı. Peki ya dünyadaki tüm insanların ortak atası ne zaman yaşamıştı?

Bir yerde mutlaka dünyadaki herkes, bir zamanlar yaşamış bir kişinin soyundan geliyor. Avrupa ile ilgili bunun en erken ne zaman olabileceği matematiksel olarak hesaplanmış. İlk olarak kaç yıl önce yaşamış bir kişinin şu an Avrupa’da yaşayan herkesin ortak atası olabileceği cevabı çok şaşırtıcı; 600. Matematiksel olarak 600 yıl önce sokakta gezmekte olan bir adamın soyu, bugün Avrupa’da yaşayan herkesle bir yerlerde kesişiyor olabilir. Bu tarih değil idiyse bile biraz daha eski, ama mutlaka bir yerlerde böyle bir kişi yaşadı.

“Avrupa’da, bin yıl önce hayatta olan insanlardan beşte biri, bugün hayatta olan hiç kimsenin atası değildir. Kendileri ya da kuşakları çoğalmadıkları için, tarihte bir yerlere soy çizgileri yok olmuştur. Buna karşılık, geri kalan %80 bugün hayatta olan herkesin atasıdır. Tüm soy çizgileri, onuncu yüzyılda herkesle birleşir.”
-Bugüne Dek Yaşamış Herkesin Kısa Bir Tarihi, Adam Rutherford

Adam Rutherford, her bir nesilde sahip olduğumuz ataların iki katına çıktığına dikkat çekiyor. Bir çift anne-baba, iki çift büyükanne-büyükbaba, dört çift büyükbüyükanne-büyükbüyükbaba … vs. Ancak şimdilerde o döneme göre çok çok daha fazla insan vardır, çünkü son zamanlarda hızla katlanmaya başlamıştır. O dönem yaşayan düşük insan nüfusu göze alındığında, şu an yaşayan herkesin o gün yaşayan birilerinin torunları olduğuna göre, herkesin ortak atalarının çok da uzakta olmaması normaldir.

”Falancanın soyundan gelmek” gibi övgülerin olduğu dünyada, Rutferford aslında herkesin önemli birilerinin soyundan olduğunu söylüyor ve ekliyor: ”Hepimiz özelizdir ve bu da aslında hiçbirimizin özel olmadığı anlamına gelir.”

Peki bugün yaşayan ”herkesin” ortak atası, en yakın hangi tarihte yaşamış olabilir? Matematiksel hesaplar bunun 3600 yıl gibi yakın bir tarih olduğunu gösteriyor.

3600 yıl önce

Genlerde nesilden nesile devam eden seyrelme, atalarımızın genlerinin bizler üzerindeki etkisini azaltıyor. 30 bine yakın genimiz olduğu ve her nesilde bunun karışıma uğradığı düşünüldüğünde; dünyadaki tüm insanların genleri büyük bir karışımdan oluşuyor. Öyle ki, belirli bir ırktan bahsetmek imkansızlaşıyor. Evet, ilginç bir şekilde Rutherford şöyle diyor; ”Genetikçiler için ırk yoktur.”

Genetik araştırmalar ırk diye bir şey olmadığı ortaya çıkmakta. Tüm insanlar aynı canlı türüne ait genleri taşıyor, tüm milletler benzer gen gruplarının karışımından ibaret.

Geriye doğru gittikçe, karışımları anlamanın imkansızlaşması, arada kaybolan genlerin hesaba katılamaması; ”İnsan Genom Projesi” gibi çok büyük bir projenin bile daha çok yolu olmasına neden oluyor.

İnsan Genomu Projesi, 2000 yılında insan DNA’sında bulunan 3 milyar kadar baz çiftinin dizilimini ve bunların % 2-5‘ini oluşturan genlerin yerini bulmak için başlatılmış çok büyük bir proje. Projede bugüne kadar çok ilginç sonuçlar ortaya çıktı.

Ancak bilinenler arasında, bugün yaşayan ”beyaz” herkesin mutlaka bir Viking akrabası olduğu. Ondan öncesinde ise tüm insanlar bir zamanlar Afrika’da idi. 100 bin yıl önce, tüm insanlık oradan yayıldı. Hepimizin ortak akrabası var ve genetik insanları sınıflandıran değil, birleştiren bir yön taşıyor.

“…eğer beyazsanız, Viking atalarınız vardır…”

”Kader” olarak adlandırdığımız ve tanımını net yapamadığımız şeye en yakın kavram ”genetik”tir. Hangi hastalığa yatkın olduğunuzdan, nelerden hoşlanacağınıza, nasıl bir hayat süreceğinize dair pek çok şey için ”kesin olmayan” ancak istatistiki olarak muhtemel hayatınızı belirleyecek olan ihtimaller bütünüdür. Biyolojik olarak hayatta kalmamız, bu genlerin bizi sürüklediği içgüdüler, dürtüler, bilinçdışı davranışlar ile belli olmaktadır.

“Gerçek şu ki, hepimiz dünyanın her yerinden geliyoruz ve soylarımızda biraz biraz herkesten eser taşıyoruz. Hedbirdlerin en kuytu köşesinde de yaşıyor olsanız, Yunanistan’da Ege Denizi kıyısında da, sadece birkaç yüzyıl öncesinden aynı ataları paylaşıyoruz. Bin yıl öncesindeyse, biz Avrupalıların ataları tamamen aynı. Bu zamanı üçle çarptığınızda, tüm dünyanın atası aynı olur. Hepimiz bu anlamda kuzeniz. Tüm insanoğlunun bunu paylaşıyor olmasını mutluluk verici ve insanın içini ısıtıcı bir gerçek olarak görüyorum. DNA, hepimizi bağlamaktadır.
– Bugüne Dek Yaşamış Herkesin Kısa Bir Tarihi, Adam Rutherford

Bu içgüdülere uymak, hayatta kalma şansımızı arttırmaktadır. Bir şekilde hayatta kalamaz, ya da hayatta kalsak bile çocuk sahibi olmazsak genlerimiz bir sonraki nesle devam etmez. Bir sonraki nesil, hayatta kalanların davranışlarının bir karışımı üzerine devam eder. Bizim neslimizi devam ettirmeyen nedenler ne ise, bunlar gen havuzunda azalmış ve ihtimali düşürmüş olur. Sürekli devam eden özellikler ise hayatta kalmaya devam eder.

23 kromozom, 3 milyar baz

Biyoloji, psikoloji ve kültürü şiddetle etkiler. Akraba evliliği, aile içi ilişkileri şiddetle reddeden ve sapıkça buluruz. Bugün tüm dünya bu kültüre karşı çıksa, yüz yıl sonra onların soyu kurur ve nesil yine bunlardan kaçanlar üzerinden devam ederdi. Bir şekilde biyoloji kültürü, sosyolojiyi, kanunları etkiler ve hayatta kalan özellikler devam eder. Ender bulunan özellikleri çekici bulur, hayatımızı kaybetmekten korkar, çocuklarımızı korur ve ölmemek için uğraşırız. Biyolojimiz, davranışlarımızın çoğuna çoktan karar vermiştir.

“…kaderin değil, ihtimallerin hesaplanmasıdır…”

Yine de hiçbir özellik, kaçınılmaz sonumuz değildir. Hayvan içgüdülerinden öte karar mekanizmalarımız ve düşünce yeteceğimiz, bizleri risklerin farkında olarak yine de hayatımızı başka türlü yaşayıp yine de genlerimizi devam ettirmemize olanak sağlar. Düşündüğümüz anda, kaçınılmaz sonlar yerine inanılmaz ihtimaller bizi bekler. İnsan genetiğinin bugün vardığı nokta, bir hayvanın hayatta kalmak için içgüdüsel olarak yaptığı şeylerin ötesinde bambaşka şeyler yapabilme ve kararlar alabilme vizyonunu yaratmıştır.

İnsanlık, Afrika’dan yayıldı. Bugün yaşayan herkesin ataları bir zamanlar Afrika’daydı.

Ve dünyada yaşayan tüm insanlar, genleri bugüne kadar gelebilmiş bir çeşitliliğin ürünüdür. Her durumdaki insanın geni, çeşitliliğin devamı için eşit derece önemlidir. Bir kişinin teni, milliyeti, görüşleri, engeli önemli olmaksızın, her insan bu çeşitliliğe katkıda bulunabilmek açısından hayati önem taşır. Ayrımcı yaklaşımlar hem çeşitliliği tehlikeye atar, hem de herkesin atasının ortak olduğu bir cins için oldukça basit düşünme ve cahilce bir yaklaşım olur. Her insan temelde farklı genlere sahip aynı tür canlıdır. Her insan, sonsuz ihtimal içindeki ihtimallerden birisidir.

Bugüne Dek Yaşamış Herkesin Kısa Bir Tarihi kitabını 13.02.’19’da okumuştum. Okuması zor ancak her bölümü çarpıcı bir kitap.
140 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.