Grup, Toplum ve Kimlik

– Enerjim ancak bu yazıyı yazmaya yetti, son okumayı ve düzenlemeyi yarın yapacağım.

Solomon Asch adındaki bir psikolog, tarihin en ünlü psikoloji deneylerinden birini gerçekleştirmiştir. Asch Deneyi olarak bilinen bu test, son derece kolay ve cevabı bariz sorulardan oluşur, ”Hangi çizgi daha uzundur?” gibi. Test soruları kişilere sorulduğunda doğru cevaplar alınır, ancak gruplara sorulduğunda durum değişmektedir. Çünkü test grubunda bir kişi hariç herkes deney ekibindendir ve sorulara bilerek yanlış cevap vermektedirler. Deney yapılan kişiler, diğer insanların verdiği cevaplar karşısında şaşkına dönseler ve kesinlikle inandıkları cevabı vermek isteseler de, grubun verdiği cevabın etkisinde kalır ve cevaplarını değiştirirler. Grup içindeki cevaplarımız, bireysel cevaplarımızdan farklıdır.

Oksitosin düşüşünün yüzünüze nasıl yansıdığını Asch Deneyi’nde görebilirsiniz. Üzerine deney yapıldığının farkında olmayan kişi hariç, diğer herkes deney grubunun içerisindeler. Deneydeki oyuncular bilerek yanlış cevaplar veriyorlar. Deneye katılmış kişiler, şaşkınlığa uğrasalar da, aksi yönde cevap vermek isteseler de içlerinden gelen güçlü bir dürtü nedeniyle hayret verici bir şekilde diğer insanların verdiği cevapları veriyorlar. Asch deneyi, psikolojinin en meşhur deneylerinden biri olup yıllar içinde pek çok kez tekrarlanıp aynı sonuç elde edilmiştir.

Asch’in deneyleri bize şunu gösteriyor: İnsanlar, çoğunluğun davranışlarına uyum gösterir. -Stuart Sutherland

Sosyal psikolojinin kurucularından Muzaffer Şerif, 1930’larda bir deney yapar. Deneklere bir ışık kaynağı gösterilir ve ışığın hareket ettiği mesafe sorulur. Işık aslında sabittir ancak optik bir nedenden dolayı hareketli gözükmektedir. Herkes aynı şeyi gördüğü halde ayrı ayrı sorulduğunda bireyler birbirinden çok farklı cevaplar verirler. Ancak denekler küçük gruplar haline getirildiğinde, görüşler birleşir ve ortak cevaplar ortaya çıkar. İnsan beyni birey iken ayrı, topluluk içinde ayrı kararlara varır. Başkalarının yaptıkları karşılığında fikir değiştirmek, grup haline gelindiğinde düşünce modelini ortak fikri destekleyecek hale getirmek, çoğunluğun yapacağı görülen şeyleri yapmak normaldir. Peki burada ne olmaktadır? Beynimizin başka insanların varlığına göre çalışma şeklini değiştirmesinin nedenleri ve sonuçları vardır.

Bilinç düzeyinde, sosyal destek olmadan öleceğinize inanmazsınız ama nörokimyasallarınız bu olasılığı şaşırtıcı derecede güçlü buluyor.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

1930’larda yapılan ilginç bir deney. Asansörde deney amacıyla bulunan insanlar, sanki ortada gizli bir ritüel, gelenek, prosedür ya da kural varmışçasına aynı anda bazı hareketler yapıyorlar. Asansaöre tesadüfen binen insanlar, bu uygulamaları aynen taklit ediyorlar.

Aslanlardan, yılanlardan, gorillerden daha güçlü olmadığımız halde bir nedenle hayatta kalmayı başardık. Kimi canlı kaçarak, saklanarak, gizlenerek hayatta kalır. İnsanlar ise organize olarak, işbirliği yaparak hayatta kaldılar. Tek başımıza daha güçlü olmadığımız canlıları, işbirliği ile alt ettik. Ancak kurtların avlanması gibi sıradan bir organizasyon değildir bu. Biri uyurken, diğeri gözcülük yaptı. Kimisi avlanırken, kimisi yavrulara baktı. Bir şekilde eksik özelliklerimizi birbirimizle tamamlayıp besin zincirinde en üst zincire çıktık. Başka insanların varlığı hayatta kalmamızda temel etkendi, bugün de öyledir. Başka insanlar yokken yiyecek, korunma, sağlık ihtiyaçlarımızı karşılayamayız. Bu nedenle beynimizin biyolojisinde; hem fiziksel hem de kimyasal bazı konular, başka insanlarla direkt ilişkilidir.

Yüksek zekamızdan o kadar eminiz ki, beyin kapasitesinin daha fazlasının daha iyi olacağını varsayıyoruz. Ama eğri böyle olsaydı, kedi ailesi de hesap yapabilen kediler üretirdi. Hayvan krallığında, neden Homo cinsi bu kadar düşünme makineleri üretmiş tek cins?
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

İnsanı diğer hayvanlardan ayıran en büyük etki böyle ortaya çıkmıştır. İnsan, büyük bir beyinle ancak çok az bağlantıyla doğar. Doğduktan sonra bu bağlantıların oluşmasına ve bunlar gerçekleşene kadar kendisine bakılmasına muhtaçtır. İhtiyaçları hem bedensel, hem de kültüreldir. Bu sebeple yavru bakımı ebeveynlerin, ailenin ve toplumun ortak görevi olmuştur. Böyle davranışlar içerisinde olmak, insanın topluluk halinde yaşamasına neden olmuş; biyolojisine yerleşmiştir. Bir şekilde başlayan sosyallik ihtiyacı, beynimizin en önemli gündemini oluşturur.

Kuşların kanatları, kurtların pençeleri, ceylanların kulakları var. İnsanı insan yapan da diğer insanlardır.

Homo sapiens her şeyden önce sosyal bir hayvandır, sosyal işbirliği hayatta kalma ve üreme için kritik öneme sahiptir. Kadın ve erkek bireyler için aslanların ve bizonun yerini bilmek yeterli değildir, asıl önemli olan kabilde kimin kimen nefret ettiği, kimin kiminle ilişkiye girdiği, kimin dürüst ve kimin hilebaz olduğunu bilmektir.
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Sosyal pek çok hayvan vardır, ancak insanlarınki gibi değil. Yüzbinlerce balığın, onbinlerce kuşun, yüzlerce koyunun bir arada oluşturduğu sürü davranışı, sosyallik değildir. Sosyal toplulukta her bireyin kendi karakteri ve bu karakterlerin birbiriyle ilişkisi söz konusudur. Ve hayvanlar en fazla 150 kişilik sosyal topluluklar oluşturabilirler. Daha fazla sayıda, topluluk bölünür. İnsanlar ise milyonlarca kişi ile aynı şehirde yaşayabilirler. Bunun insanın sembollere, olmayan şeylere inanma ve güven ile anlam atfetme yeteneği ile de ilişkisi vardır. Aynı takımı tutan insanlar, aynı ülkede yaşayan insanlar ortak değerlere sahiptir ve herkesi tek tek tanımaları gerekmez. Grupların birey gibi davrandığı çok olur. Yine de insanı insan yapan ve bugünlere gelmesini sağlayan şudur; başka insanların varlığı.

Gösteri harika olsa da, gördüğümüz bir ”’sürü”. Sosyolojik bir topluluk değil.

Doğal koşullarda tipik bir şempanze grubu 20 ila 50 arası bireyden oluşur. Bu gruptaki şempanze sayısı arttıkça sosyal denge istikrarsızlaşır ve nihayetinde bir kırılma yaşanarak yeni bir grup oluşur. Zoologlar sadece birkaç kez 100 kişiden daha büyük gruplar gözlemlemişlerdir.
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Daha güçlü pençelere, cüsseye, daha keskin gözlere, kanatlara sahip olmamasına, daha hızlı, kıvrak, çevik ya da yerin altına saklanacak yeteneklere sahip olmamasına rağmen; insanlar organize olarak besin zincirinin en üst halkasına çıkmıştır. Kurtlar sürü halinde avlanır ve belirli bir iş bölümü oluşur. İnsanlarda bu durum biraz daha komplekstir. Kimi avlanırken kimisi alet yapıp, kimi yiyecek toplayıp bir kısmı çocukları ve evleri korurdu. Tanımadığın kişilere güvenmek, insanların organize olmasını sağlamıştır. Dolayısıyla insan toplululuğunu sürüden ayıran sosyalliktir.

-Selçuk Erdem-

”Organize yaşam biçimi insanların kendilerine biyolojik olarak bağlı olmayanlara değer vermesini gerektirir. İlkel ”genlerimizi koruma” içgüdüsünün ötesine geçeriz. Böylece arkadaşlıklar kurarız, yani aramızdaki tek biyolojik bağ aynı türden oluşumuzdur ve başkalarının esenliğini dert ederiz. -Dean Burnett

Psikoloji, bilincimizin başka insanları anlamak üzere evrimleştiğini gösterir. Öyle ki, beynimizin büyük kısmı başka insanları anlamaya odaklanır, hatta sahip olduğumuzu bile bilmediğimiz işlevlerini kullanır. Chris Paley şöyle der; ”Başka kimselerle ilgili yargılar oluştururken erişimimizin olmadığı duyular kullanırız, acı ve hareket bilimi gibi.” Ortaya atılan daha ileri bir teori, beynimizin sosyal açıdan önem taşımayan davranışları bilinçdışında yönettiği, önemli olanların kontrolünü bize bıraktığıdır. Bir davranışımız toplumu ilgilendirmiyorsa bizim için de sıradanlaşır. Örneğin nefes almak tamamen bilinçdışının kontrolündedir. Ancak gazlı bir içecek sonrası gelen geğirme dürtümüz kontrolümüzdedir ve nisbeten engel olmaya çalışırız; çünkü toplumsal açıdan önemlidir.

Sosyal güven hayatta kalmayı teşvik eder, beyin de bunu iyi bir hisle ödüllendirir. Fakat hayatta kalmanın yolu herkese güvenmekten geçme. Bu yüzden beyniniz sürekli oksitosin salgılamak yerine sosyal ilişkileri analiz eder.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Dean Burnett, ”arkadaş” kelimesinin çok kompleks bir tanım içermesi gerektiğini söyler. Ailevi veya duygusal bağ içermeden tanıştığımız kişilerin herhangi birine ”arkadaş” denilebilir. Bazıları ile selamlaşır, kimisi için çok büyük fedakarlıklar yapabiliriz. Birini kardeşten daha yakın görürken, diğerinin adını bile bilmeyebiliriz. Hayvanlar sürüler halinde yaşarken bile birbirileri ile ilgili standart bir fikre sahipken, insanlar kalabalıklar içinde her insan için ayrı psikolojik statü konumlandıracak kadar kompleks bir zekaya sahiptir. Buna ”sosyal beyin hipotezi” denir. Hayatta kalmamız başka insanlarla ilişkili olduğu için, beynimiz diğer insanların varlığı üzerine ekstra yetenek ve ilgiye sahiptir.

Üniversite, kimin arkadaş, kimin tanıdık olduğu konusunda en ciddi kafa karışıklığı yaşanan ortamlardan biridir.

”Koyunlar sürü halinde yaşar ama varlıkları çoğunlukla ot yemeye ve oraya buraya kaçışmaya adanmış gibidir.” -Dean Burnett

Bu durum, insanların inanmadığı veya yapmak istemediği şeylerle ilgili grubun fikrine uymasına neden olur. Arkadaş, akran, mahalle, toplum baskısı denilen kavramlarla ifade edilen bir şekilde, insanlar çoğu zaman istemediği halde sosyal baskının gerektirdiği şekilde davranır. Çoğu insan, bağlı bulunduğu grubun fikri farklı olduğunda kendi kararını uygulamaz, hatta dile bile getirmez. Buna ”normatif soyal nüfuz” denir.

Mahalle, söylenti yayılmasından korktuğumuz için hareketlerimize dikkat ettiğimiz yerdir. Aynı zamanda bizi kovalayanlardan kaçarken kendimizi güvende hissetmeye başladığımız sınır olabilir. Grup, hem bireyselliğimizi ve özgürlüğümüzü sınırlar ancak yanlış yapma risklerimizi azaltıp hayatta kalmamızı sağlar.

Sosyal gruplar ortak bir tehdit hissi oluşturur. Sosyal çevreniz tehdit altında hissettiğinde siz de fark edersiniz. Bu alarmı zihninizde görmezden gelme özgürlüğünüz vardır. Fakat grup arkadaşlarınız sizden empati bekleyebilir. Yapmadığınızda sosyal bağlarınız tehlikeye girebilir. Grup arkadaşlarınız sizin ”onlardan biri” olmadığınıza karar verebilir. Hatta sizi tehdit olarak bile görebilirler.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Özellikle bir grup, bir olay sonucu aşırı duyarlı hale geldiğinde, bireysel görüşler tamamen kaybolur. ”Kimlik belirsizleşmesi” olarak adlandırılan bu durum; insanların hiç yapmayacakları şeyler yapmalarına bile neden olabilir. Bireyin ortadan kalktığı duygusal reaksiyonlarda, sorumluluk duygusu yerini ortak görüşün uygulanması fikrine bırakır.

Kimlik belirsizleşmesiyle beraber dürtüleri bastırma ve akılcı düşünme yeteceğimizi kaybederiz; başkalarının duygusal durumlarını tespit etme ve bunlara tepki vermeye daha yatkın hale gelirken onlar tarafından yargılanmak konusunda duyduğumuz tipik kaygıyı yitiririz. -Dean Burnett

Bir başka deneyde, iki ayrı grup öğrencilere verem aşısı ile ilgili konferans gerçekleştirilir. Konferanstan yarım saat sonra da hemen yan binada verem aşısı yapılacağı bilgisi verilir. Gruplara aşı yaptırmaya gidip gitmeyecekleri sorulur. Bir grupta ”Aşı yaptıracaklar ellerini havaya kaldırabilir mi?” diye bir soru sorulur ve çoğunluk elini kaldırır. Diğer gruba ”Aşı yaptırıp yaptırmayacağınızı kağıda yazıp zarfa koyup bize getirin” denir. Her iki grupta da büyük çoğunluk aşı yaptıracağını söylemiş ancak sadece ellerini kaldıranlar aşı yaptırmaya gitmiştir. Çünkü ellerini kaldıranların olduğu grupta insanlar başkalarının ne yapacağını görmüş, zarfa konulduğunda görmemişlerdir. Başka insanların bir şey yapacağını bilmek, insanlarda onu yapma dürtüsü oluşturur.

Growth Hacking, sosyal medya çağının mesleklerinden biri. Bir projenin yüksek sayıda üyeye, takipçiye, kullanıcıya ulaşması için çok çeşitli çalışmalar yapmakla görevliler. Bir örnek şöyledir; bir paylaşımı önce sıradan (veya sahte) yüzlerce kullanıcıya beğendirilir. Sonra, her şeyi beğenme huyu olduğu tespit edilen binlerce kişiye reklamla gösterilir ve beğeni binleri bulur. Sonra, sadece binlerce kişinin beğendiği şeyleri beğenen kişilere gösterilip milyonları bulur. Milyonlarca kişinin beğendiği şeyler ise herkesin dikkatini çeker. Böylelikle bir şeyi özel bir çalışma ile herkesin konuştuğu bir konu haline getirebilirsiniz.

Herkesin önünde dile getirilmiş kararların yerine getirilme ihtimali, sessiz sedasız alınmış kararlara göre daha yüksektir. -Stuart Sutherland

New York’da 1964 yılında, akşam saatlerinde bir kadın sokakta saldırıya uğrar. Çığlığı apartmanlardan duyulur ve birkaç ışık yanar. Gözden kaybolan saldırgan bir süre sonra tekrar gelir. Kanlar içindeki kadın üçüncü kez saldırıya uğradığında hayatını kaybetmiştir. Olay yarım saat sürmüş ve 38 kişi tanık olmuştur. Ancak hiç kimse polisi aramamıştır. Herkes bir başkasının aramış olacağını düşünmüştür. Grup içinde iken bize düşen sorumluluğun da daha az olacağı hissine kapılırız.

Apartmanda bir daireden aile ici kavga sesleri yükselir ve yan komşuları olan bir fil ”Nasılsa birileri polisi arar.” diye düşünür.

Deneyler, müdahale gereken olaylarda birden fazla görgü tandığının olması halinde tanıkların kendi başına olduğundan daha az sorumluluk hissettiğini göstermiştir. -Stuart Sutherland

”Seyirci kalma etkisi” olarak bilinen bu durumu Dean Burnett tek cümleyle şöyle özetler: ”Çevrede başkaları olduğunda insanların müdahale etme ya da yardım önerme olasılığı azdır.” Burnett’e göre bunun sebebi korkaklık değil, belirsiz bir durumda diğer insanları referans almamızdır.

Belirsiz senaryoları çözerken diğer insanlar beynimiz tarafından (yanış bile olsalar) güvenilir bilgi kaynakları olarak kullanılırlar. -Dean Burnett

İnsanların bağımsız fikirleri, grup içerisinde iken değişir. İstisnai görüşler ortalama içinde kaybolur ve varılan sonucu yanlış gösterecek fikirler kaybolur. Dolasıyıla grup içinde bir ortak fikir zamanla aşırılaşır. George Orwell, buna ”grup düşüncesi” der, bazen ”grup fikri” olarak da karşımıza çıkar. Gerçekleri görmezden gelme, aksi görüşleri radikalleştirme nedeniyle gruplardaki herkes ortak fikirde görünür. Lidere aşırı bağlılık, aksi görüşlerin saklanması, eleştirinin ortadan kalkması sonucu gruplar kendilerini kandırıp, kınayan ve hedef gösteren hale gelirler.

Sahnedekiler anlamlı bir topluluk, seyirciler ise sadece sayılardan ibaret bir grup.

Janis’e göre böyle gruplar, aşırı iyimserliğe eşlik eden bir yanılmazlık illüzyonu geliştirirler. Kendilerini rahatsız edecek olan bazı gerçekleri görmezden gelirler, kendi ahlaklarının doğruluğundan o kadar emindirler ki, kendi amaçlarına uygun düşen ahlaksızlıkları mubah görürler, rakip ya da düşman gruplar için kalıplaşmış önyargılara sahip olup onları aciz ya da şeytani olarak nitelerler. Farklı düşünenleri sustururlar ve üyeler de kendi kuşkularını, gruba uymak adına bastırırlar. -Stuart Sutherland

Muzaffer Şerif, bir deney yapar. Orta sınıf ailelerin çocukları bir yaz kampı için davet edilir. Çocukların tümü ayrı okullardan seçilmişlerdir ve önceden birbirlerini tanımıyorladır. Tüm çocuklar büyük bir koğuşa yerleştirilirler. Üçüncü günde çocuklar arkadaşlıklar kurmuşlardır ve kendilerine sorularak yakın arkadaşları kaydedilir. Arkadaş olanların mümkün olduğunca odalara düşeceği şekilde ikiye bölünürler. Sadece yemek saatlerinde birlikte geçirmektedirler. Dört gün sonra, gruplar yeni odalarına göre alışkanlıklar ve konuşma tarzı geliştirmişlerdir. Ayrı yerlerde vakit geçirip yüzmeye giderler. Sorulduğunda ise neredeyse hepsinin en iyi arkadaşı değişmiştir. Futbol için takımlaşıldığında, maçlar sırasında çok ciddi kavgalar yaşanır, haksızlık iddiaları ortaya atılır. Birkaç yıl daha tekrarlanan deney her sene aynı sonucu verir.

Muzaffer Şerif

Üyelerinin birbirlerine sıkıca bağlı olduğu bir gruba ait olmak rahatlatıcı bir duygudur. Pek çok insan sevilmek ister ve görüşlerine gelen itirazlar karşısında şüpheye düşmek yerine görüşlerinin başkalarınca desteklenmesini tercih eder. -Stuart Sutherland

Bir deneyde, insanlara 4 adet kısa çizgi ile 4 adet uzun çizgi gösterilir. Bunların ortalama uzunlukları arasındaki farkı tahmin etmeleri istenir. Ayrıca kısa çizgilerin ”A”, uzun çizgilerin ”B” olarak işaretlendiği tahminler de alınır. Çizgilerin gruplandığındaki tahminler, bağımsız olduklarındakinden yüksek çıkar. Stuart Sutherland, gruplandırmanın insan zihninde kalıp yargılar oluşmasına neden olduğunu söyler.

Endişe verilecek kadar sık olarak beyinlerimiz ”sevilme”yi, ”doğru olma”ya tercih eder. -Dean Burnett

Grubun tamamına uymadığımız durumlarda toplumun çoğunluğuna uyarız. Bir şeyi başkalarının da yaptığını bilmek bizi harekete geçirir. Çoğunluğun yaptığını görmek ya da duymak da teşvik edicidir. Montana Üniversitesi’nde ”Montana gençlerinin çoğu (%70’i) sigara içmez” gibi bilboardlar büyük etki yaratmış ve sigara tüketimi azalmıştır. Richard H. Thaler, vergi yasasına uyanların sayısının daha fazla olduğu söylendiğinde vergi kaçıranların sayısında düşüş görüldüğünü söyler.

Özellikle reklamverenler, çoğunluğun ne yaptığını söyleyerek sizi dürtmeye, etkilemeye çalışırlar. -Richard H. Thaler

İnsanların bu zaafı ”çoğulcu cehalet” denilen durumun da nedenidir. Çoğu kişinin aslında ne yaptığının bilinmediği pek çok durumda, sadece herkes çoğunluğun uyduğunu zannettiği için bir şeyi yapabilir. Gelenekler böyle doğar, yanlış siyasi uygulamalar bu nedenle uzun yıllar uygulanır. Kimse herkesin o konuda şikayetçi olduğunu bilmeden, sadece herkes memnun zannederek uygulamaya devam eder. Bir deneyde insanlara toplumsal bir soru sorulmuş ve pek çok seçenek arasından en yüksek verilen cevap %12 oranında oy almıştır. Yani aslında herkes kendi fikrine sahiptir. Ancak aynı soru gruplara sorulduğunda %48 oranında tek bir ortak cevap çıkmıştır. İnsanlar başkalarının yanında, kendi başlarına iken olduğundan farklı kararlar alırlar.

– ”Neyse ki delik bizim tarafımıza değil.”

”Bir gelenek ya da uygulamayı sevdiğimiz ya da savunulabilir olduğu için eğil, sadece çoğunluğun sevdiğini düşündüğümüz için takip edebiliriz.”
– Dürtü, Richard H. Thaler & Cass R. Sunstein

Ortalama bir kitle içerisinde her görüşten insan olabilir. ”Siyah siyah mıdır?” gibi bir soruya belirli bir oranda ”Hayır.” yanıtı almak normaldir. Peki grubun ortak fikri nedir? Bunun için ”ortalama görüş” gibi bir fikir olmasını mantıklı görebilirsiniz. Grup içinde ”Emniyet kemeri takmayanlar hapse girsin” ile başlayıp ”Emniyet kemeri takmak isteğe bağlı olsun”a kadar pek çok görüş olabileceği için ortalama bir görüş alınır. Ama ortalama görüş, olabilecek en yanlış çözümdür.

2×2=?

100 kişilik bir toplululuğa bu soru sorulduğunda 90 kişiden ”4” yanıtı alındığını düşünelim. 0’dan başlayıp 1 milyon’a kadar değişen saçma cevaplar da olabilir. Sonuçta büyük çoğunluk 4 dese bile ortalama yanıtın 1342 olması beklenebilir. O zaman çoğunluğun fikrini aldığımızı düşünelim.

Maddenin kaç hali vardır?

Büyük çoğunluk ”3 ”diyecektir ve doğru cevap olmayacaktır. Maddenin bilinen 22 hali vardır. Bu kadar basit örneklerde bile çoğunluğun ne dediği de, ortalamanın ne olduğu da gerçeği değiştirmez. En ciddi kararlarda büyük çoğunluk genellikle önyargılı ve yanlış fikir vermeye meyillidir. Çoğu önemli karar da topluma sorularak alınamaz.

”10 saniyelik süreniz başladı.” dendikten sonra %7 oranında kişi, cevabı 10 olarak verilmemiştir.

Gruplar genelde tek tek bireylerin yalnız başlarına varacaklarından daha uç sonuçlara varırlar. -Dean Burnett

Bir otomobil düşünün. İçindeki 6 kişi, bu araçın gideceği yön ile ilgili fikir sahibi olursa hiçbir yere gidilemez. Ortak bir yön ve bir grup fikri belirlenmesi için bazı kişilerin istemediği kararlar almak mecburidir. Peki otomobilin kullanımını kişilere dağıtırsanız? Gaz, debriyaj, fren, vites, direksiyon ve el frenini altı kişiye paylaştırırsanız ne olur? Ortaya kaos çıkar. Bir kişinin kullanması, hatta hatalı kullanması bile ortalama görüşten çok daha iyidir. Bu nedenle seçim yapıp yönetimi birilerine devretmek; her konuda referandum yapmaktan ya da iktidar ve muhalefetin ortak yönetmesinden iyidir. İdeal değildir, hatta çoğu durumda kötüdür. Yine de yönetim modelleri konusunda elimizdekilerin en iyisidir.

Tarih, karmaşa günlerinden çıkmak için tek bir kişiye olağanüstü yetkiler verilmiş örneklerle doludur. Diktatör’ün varlığı muhtemelen baskı dolu günler getirecek, yine de kaosun yerini düzen alacaktır. Bölünmek, düşman tarafından yenilmek ihtimallerine karşılık kaostan çıkmak için -çatlak seslerin temizlendiği- gruplara sadık kalanların genleri bugüne geldiği için, gruplara sadık kalırız.

Bir kötü general, iki iyi generalden iyidir. -Napoleon

Beynimiz için grup, çoğunluk veya toplum etkisi o kadar etkilidir ki, ortamda olmadıklarında bile onlar adına düşündüğümüz olur. Gelenekler, bazı kurumlar içindeki uygulamalar, belirli pozisyona getirilen insanlar kendilerinden önceki insanlarla birlikte ortak karar alıyormuşçasına karar alırlar. Sanki ”onlar olsa ne karar verirdi?” diye düşünürler. Adam Grant’a göre, bulunduğumuz alanla ilgili bilgi sahibi oldukça, kafamızda bir prototip yaratır ve adeta onun adına karar alırız. Örneğin, bir Osmanlı sultanı, kendisinden önceki padişahların kararlarını da düşünerek karar almıştır. Birey iken dahi belirli bir grup içinde gibi davranmıştır.

O sırada orada hatta hayatta bile olmadığı halde, birinin sanki ustası sürekli yanındaymış gibi çalışması mümkündür. Bir gruba (bu örnekte bir zanaat koluna) ait olmak, o grup adına düşünmeyi pekiştirir.

İnsanların uzmanlığı ve deneyimi ne kadar artarsa belli bir dünya görüşüne o kadar saplanıp kaldıklarını keşfedilmiştir. -Adam Grant

İnsan zihinin bu dezavantajının avantaja çevrildiği bazı durumlar vardır. Örneğin, eğer herkes bağımsız düşünüyorsa, bir grup içerisinden çıkacak yaratıcı fikirler, tek bir kişiden çıkandan daha iyi olabilir. Yapılması gereken, ortaya çıkan fikirler üzerinden uygulanacak tek bir yol çıkarmaktır. Ayrıca, bağımsız ve eleştirel düşünen gruplar, tek bir kişinin fark etmediği hataları ortaya çıkarır. Doktorların diğer doktorlara danışdığı konsüller çok etkili bir çalışma modelidir. Ayrıca fikirlerin ayrı ayrı alınıp toplandığı sonuçlar çok başarılı olabilir. Doğru örneklemeli anketler, önemli konularda fikirler vermektedir. Steve Jobs, ”deneyim kümesi” adı verdiği topluluklara sahipti. Harika insanları toplar ve mümkünse sadece onlardan görüş alırdı. Telefonun ucunda ya da fikri üretmek için çıktığı tekne gezisi sırasında ne kadar çeşitli insanlar varsa, o kadar iyi fikirler üretilirdi.

Steve Jobs dehasının arkasında pek çok harika insandan aldığı görüşler ve ilham vardır (Jonathan Ive de bunlardan biridir). Hayat boyu farklı projeler öncesi harika insanlardan oluşan bir ekip toplayıp onlarla haftalarca ve aylarca görüş alışverişi alabileceği gezilere çıkardı.

Yenilikçi bağlantılar kuracaksan deneyim kümen herkesinkinden farklı olmalı. -Steve Jobs

İki futbol takımı düşünelim. Takımın birinde ortak fikir alınıyor ve gol atarak maç kazacağı sonucu çıkıyor, sonuçta herkes gol atmaya çalışıyor. Diğer takımda birisi kaleye geçiyor, üç kişi defans, beş kişi orta saha, iki kişi de forvet oynuyor. Doğal olarak ikinci takım, oldukça büyük fark atacaktır, zira karşı kale her zaman boştur. Grubun ortak fikrini uyguladığımızda istisnai görüşleri eliyoruz. Gol atmaya çalışmayan kaleciyi radikalleştirip dışlıyoruz. İnsan zihni açısından, istisnaları elemek yaratıcılık açısından en önemli bağlantıları kurma şansını kaybetmek demek. Ancak ”kolektif zeka” olarak bilinen durum, bir insanın kendi sahip olduğu nöron yollarına ilave, başka inanların fikirlerinden de yararlanarak bir üst akıl üretmesi anlamına geliyor.

Sahnelenmesi planlanan bir sirk gösterisi videoları, toplum tepkisi ölçmek için internete konulmadan önce başka ekiplerin sirk sanatçılarına ve aynı sektörden müdürlere izletildi. Ortalama 120 müdürün ortak tahmini dahi tek bir sanatçının tahmininden daha iyi değildi. -Adam Grant

Genlerimizin bu çağa gelmesinde, grupların etkisi büyük. Önce sosyal topluluklar oluşturduğumuz için hayatta kaldık. Şehirler kurduk, görev dağılımları yaptık. Nüfus artınca toplum içinde gruplaşmalar oldu. Toplum güvende olduğunda grubun çıkarı için çalıştık. İnsanlar birbiriyle savaşmaya başladığında belirli bir grubu, sülalesi, aşireti, kabilesi, kavmi olanlar daha sık hayatta kaldı. Gruptan dışlanmanın kimsesiz kalmak ve ölmek demek olduğu durumlar yaşandı. Bu çağa, gruba uyanların genleri gelebildi.

Kendi fikirlerimizi başkalarının önerilerini görmeden hemen önce üretmeliyiz. -Adam Grant

Bireyken ayrı kişiyiz, toplum içerisinde ayrı. Bir şey için ne düşünürsek düşünelim, başkalarının yanında verdiğimiz karar ne düşündüğümüzden başka nedenlere dayanıyor. İçinde bulunduğumuz bir gruba göre karar alıyoruz, ya da çoğunluğa göre. Hatta topluma ve hatta geleneğe göre. Grup içerisinde bireyselliğimizi kaybedip düşünceyi rafa kaldırıyor ve diğerlerini takip ediyoruz. Ama bu hangi çizginin daha uzun olduğunu söylememizi değiştirmemeli. Grup içerisinde istisnai görüş belirten ve çoğunluk yanlış yola gittiğinde bile doğruları söyleyen birileri olmalı. Başkalarının aklı, ortalama görüş için değil farklı fikirlerin birlikteliği sonucu avantaja dönüştürmeli. Sosyal beynimiz üzerimize düşen görevi yaparken, bir yandan da kendi zekamıza sahip olduğumuzu unutmamalıyız.

KAYNAKLAR

  • İrrasyonel, Stuart Sutherland
  • Aptal Beyin, Dean Burnett
  • Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning
  • Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari
  • Dürtü, Richard H. Thaler
  • Orijinaller, Adam Grant
177 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.