Grup Fikri, Ayna Nöronlar, ve Toplum

– Bu yazının son kontrolü ve redaksiyon çalışması yapılmamıştır.

Solomon Asch adındaki bir psikolog, tarihin en ünlü psikoloji deneylerinden birini gerçekleştirmiştir. Asch Deneyi olarak bilinen bu test, son derece kolay ve cevabı bariz sorulardan oluşur. Test soruları kişilere sorulduğunda doğru cevaplar alınır, ancak gruplara sorulduğunda durum değişmektedir. Çünkü test grubunda bir kişi hariç heres deney ekibindendir ve sorulara bilerek yanlış cevap vermektedirler. Deney yapılan kişiler, diğer insanların verdiği cevaplar karşısında şaşkına dönseler ve kesinlikle inandıkları cevabı vermek isteseler de, grubun verdiği cevabın etkisinde kalır ve cevaplarını değiştirirler. Grup içindeki cevaplarımız, bireysel cevaplarımızdan farklıdır.

Oksitosin düşüşünün yüzünüze nasıl yansıdığını Asch Deneyi’nde görebilirsiniz. Üzerine deney yapıldığının farkında olmayan kişi hariç, diğer herkes deney grubunun içerisindeler. Deneydeki oyuncular bilerek yanlış cevaplar veriyorlar. Deneye katılmış kişiler, şaşkınlığa uğrasalar da, aksi yönde cevap vermek isteseler de içlerinden gelen güçlü bir dürtü nedeniyle hayret verici bir şekilde diğer insanların verdiği cevapları veriyorlar. Asch deneyi, psikolojinin en meşhur deneylerinden biri olup yıllar içinde pek çok kez tekrarlanıp aynı sonuç elde edilmiştir.

”İnsanlar tarla faresi değildir ama başkalarının ifadeleri ve yaptıklarından kolayca etkilenirler.”
– Dürtü, Richard H. Thaler & Cass R. Sunstein

Bir başka deneyde, iki ayrı grup öğrencilere verem aşısı ile ilgili konferans gerçekleştirilir. Konferanstan yarım saat sonra da hemen yan binada verem aşısı yapılacağı bilgisi verilir. Gruplara aşı yaptırmaya gidip gitmeyecekleri sorulur. Bir grupta ”Aşı yaptıracaklar ellerini havaya kaldırabilir mi?” diye bir soru sorulur ve çoğunluk elini kaldırır. Diğer gruba ”Aşı yaptırıp yaptırmayacağınızı kağıda yazıp zarfa koyup bize getirin” denir. Her iki grupta da büyük çoğunluk aşı yaptıracağını söylemiş ancak sadece ellerini kaldıranlar aşı yaptırmaya gitmiştir. Çünkü ellerini kaldıranların olduğu grupta insanlar başkalarının ne yapacağını görmüş, zarfa konulduğunda görmemişlerdir. Başka insanların bir şey yapacağını bilmek, insanlarda onu yapma dürtüsü oluşturur.

”Bir gelenek ya da uygulamayı sevdiğimiz ya da savunulabilir olduğu için eğil, sadece çoğunluğun sevdiğini düşündüğümüz için takip edebiliriz.”
– Dürtü, Richard H. Thaler & Cass R. Sunstein

Sosyal psikolojinin kurucularından Muzaffer Şerif, 1930’larda bir deney yapar. Deneklere bir ışık kaynağı gösterilir ve ışığın hareket ettiği mesafe sorulur. Işık aslında sabittir ancak optik bir nedenden dolayı hareketli gözükmektedir. Herkes aynı şeyi gördüğü halde ayrı ayrı sorulduğunda bireyler birbirinden çok farklı cevaplar verirler. Ancak denekler küçük gruplar haline getirildiğinde, görüşler birleşir ve ortak cevaplar ortaya çıkar. İnsan beyni birey iken ayrı, topluluk içinde ayrı kararlara varır. Başkalarının yaptıkları karşılığında fikir değiştirmek, grup haline gelindiğinde düşünce modelini ortak fikri destekleyecek hale getirmek, çoğunluğun yapacağı görülen şeyleri yapmak normaldir. Peki burada ne olmaktadır? Beynimizin başka insanların varlığına göre çalışma şeklini değiştirmesinin nedenleri ve sonuçları vardır.

1930’larda yapılan ilginç bir deney. Asansörde deney amacıyla bulunan insanlar, sanki ortada gizli bir ritüel, gelenek, prosedür ya da kural varmışçasına aynı anda bazı hareketler yapıyorlar. Asansaöre tesadüfen binen insanlar, bu uygulamaları aynen taklit ediyorlar.

Bilinç düzeyinde, sosyal destek olmadan öleceğinize inanmazsınız ama nörokimyasallarınız bu olasılığı şaşırtıcı derecede güçlü buluyor.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Öncelikle; gruba uymak, memeli olmamızla açıklanır. Sıcak kanlı canlılarda oksitosin adı verilen bir hormon vardır. Bu hormon, sürüde kalmamız için vardır. Asch deneyinde olduğu gibi, bazı insanlar bir soruya yanlış bile olsa aynı cevabı veriyorlar diye canınız oldukça sıkılır. Çünkü inandığımızı söyleme isteğimiz ile grupla ters düşmekten çekinmemiz beynimizde bir çelişki yaratır. Ve çok bariz olmasına ve kesinlikle inanmamanıza rağmen, yanlış cevabı verirsiniz. Kendi inandığınız cevabı vermek hayatınızda büyük bir problem oluşturmaz, günlük deyimle, böyle bir şey yaptığınız için ”ölmezsiniz”. Ancak oksitosin düşüşü aynen ölecekmişsiniz gibi hissettirip bunu yapmanıza engel olur.

Sürü ancak kalabalığı takip ederseniz ve onlar koştuğunda siz de koşarsanız sizi korur. Sürünün gördüğü aslanı, koşmadan önce kendiniz görmekte ısrar ederseniz hayatta kalma şansınız azalır.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Ortada bir dava yok, elle tutulur bir amaç, net bir yarar yok. Ancak bir topluluğa ait olma hissi, insanda ciddi bir ihtiyaçtır. Futbol trübünleri bu eksikliği kapatmaya yarayabilir.

Memeliler, hayatta kalmak için topluluk halinde yaşarlar. Yavrularını hayatta tutmak için onların yanında olurlar, kendi başlarına hayata atılana kadar onlara bakarlar. Annelik duygusu, sarılmak, aynı türden diğer canlılarla her türlü güven verici davranış oksitosin salgılar. Bu sayede toplulukta kalır ve hayatta kalırlar. Topluluktan uzaklaşanların genleri devam etmez. Bu nedenle sürüde kalma hissi nesilden nesile taşınmaya devam eder.

Doğal seçilim başkalarının yargılarına güvenebileceğiniz bir beyin yarattı. Fakat sürü davranışlarının insanlar için bir eksisi var. Diğerleri uçurumdan atladığında kendimizin de atlaması konusunda endişe edebiliyoruz. Grup düşüncesi, çete ve manevi bağlar konusunda endişe duyuyoruz. Kendimizi genellikle aslanlar arasındaki bir kuzu gibi hissediyoruz, çünkü oksitosine ihtiyaç duyuyoruz.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Oksitosin, memeli olmanın bir parçasıdır. Ancak insanlar, memeli olmanın da ötesinde kendi türüne bağlıdır. İnsanı insan yapan özelliklerin çoğu, başka insanların varlığı ile ilişkilidir. İnsanın diğer memelilerden ayrılıp insan olması, bazı sebeplere dayanır.

Antropolojik hikaye şöyle başlar: İnsan doğada yaşayan sıradan ve ”önemsiz” bir hayvandı. Çeşitli davranışlar daha büyük beyinli olanların hayatta kalmasına neden oldu. Ayrıca ellerini kullanmak da beynin büyümesini sağladı. Daha büyük beyin, vücudun enerjisinin önemli bir kısmını beyne aktarması demekti.

Homo sapiens’te beyin toplam vücut ağırlığının yalnızca yüzde 2 ila 3’ünü oluşturur, fakat dinlenme halinde vücuda tükettiği enerjinin yüzde 25’ini harcarken, diğer maymunların beyni dinlenme anında enerjinin sadece yüzde 8’ini kullanır.
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Vücut ağırlığına oranla en büyük beyin insandadır. Ve beynimizin de büyük bir bölümü başka insanların ne yaptığı ile ilgili işlerle uğraşır.

Daha büyük beyin daha çok enerji ihtiyacı, dolayısıyla daha çok gıda ihtiyacı demekti. Gıda ararken harcanan vaktin artması, riskleri artırdı. İki ayak üstünde durmak düşmanları rahat görmek açısından önemli idi. Ancak kaslar köreldi. Harari bu durumu; ”Savunmadan eğitime para aktaran bir yönetim gibi, insanlar kaslardan nöronlara enerji aktardılar.” Büyük beynin en büyük dezavantajı kafatasının büyümesi idi. Bu da sırta ve boyna baskı yaptı. Fakat çok tehlikeli başka bir sonucu oldu; doğumda ölüm. Dişi rahmi, büyük bir kafatası ile aynı oranda değişime uğramadı. Dişiler doğumda ölmemek için kendilerini erken doğuma zorlamaya başladılar. 9 aylıkken doğmak, insan yavrusu için erkendir ancak böyle yapanlar hayatta kaldığı için genler onlar üzerinden devam etmiş, insan biyolojinde bu sürede doğum yapmak yerleşmiştir.

Diğer hayvanlara kıyasla insanlar, pek çok hayati öneme sahip sistemleri henüz tam olarak gelişmemişken erken doğar hale gelirler. Bir tay doğumdan kısa süre sonra yürüyebilir, bir yavru kedi birkaç haftalıkken annesi yiyecek arayıp sırasında onu yalnız bırakabilir. İnsan bebekleriyse yıllar boyunca yardım, bakım, koruma ve eğitim için büyüklere muhtaçtır.
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Yeni doğmuş bir zürafa, hemen yürümeye başlar. Diğer zürafaların yaşadığı gibi yaşar. Doğumundan sonra, hayatta kalması için öğrenmesi gereken ekstra bir bilgi yüklemesine ve tecrübe devrine ihtiyaç duymaz. İnsanlar ise sıfırdan başlar. Hayatta kalmak için yıllarca annesine bağlıdır. Tüm bağıntılalar anne-baba ve toplum tarafından verilmelidir. Ondan sonra da modern dünya düzeni dahil diğer insanlar içinde yaşamak için büyük bir kültür yüklemesi yapılmalıdır. Kant şöyle der; ”İnsan, dünyada eğitime ihtiyaç duyan tek canlıdır.”

İnsanı diğer hayvanlardan ayıran en büyük etki böyle ortaya çıkmıştır. İnsan, büyük bir beyinle ancak çok az bağlantıyla doğar. Doğduktan sonra bu bağlantıların oluşmasına ve bunlar gerçekleşene kadar kendisine bakılmasına muhtaçtır. İhtiyaçları hem bedensel, hem de kültüreldir. Bu sebeple yavru bakımı ebeveynlerin, ailenin ve toplumun ortak görevi olmuştur. Böyle davranışlar içerisinde olmak, insanın topluluk halinde yaşamasına neden olmuş; biyolojisine yerleşmiştir. Bir şekilde başlayan sosyallik ihtiyacı, beynimizin en önemli gündemini oluşturur.

Homo sapiens her şeyden önce sosyal bir hayvandır, sosyal işbirliği hayatta kalma ve üreme için kritik öneme sahiptir. Kadın ve erkek bireyler için aslanların ve bizonun yerini bilmek yeterli değildir, asıl önemli olan kabilde kimin kimen nefret ettiği, kimin kiminle ilişkiye girdiği, kimin dürüst ve kimin hilebaz olduğunu bilmektir.
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Gösteri harika olsa da, gördüğümüz bir ”’sürü”. Sosyolojik bir topluluk değil.

Sosyal pek çok hayvan vardır, ancak insanlarınki kadar değil. Yüzbinlerce balığın, onbinlerce kuşun, yüzlerce koyunun bir arada oluşturduğu sürü davranışı, sosyallik değildir. Sosyal toplulukta her bireyin kendi karakteri ve bu karakterlerin birbiriyle ilişkisi söz konusudur. Ve hayvanlar en fazla 150 kişilik sosyal topluluklar oluşturabilirler. Daha fazla sayıda, topluluk bölünür. İnsanlar ise milyonlarca kişi ile aynı şehirde yaşayabilirler. Bunun insanın sembollere, olmayan şeylere inanma ve güven ile anlam atfetme yeteneği ile de ilişkisi vardır. Aynı takımı tutan insanlar, aynı ülkede yaşayan insanlar ortak değerlere sahiptir ve herkesi tek tek tanımaları gerekmez. Grupların birey gibi davrandığı çok olur. Yine de insanı insan yapan ve bugünlere gelmesini sağlayan şudur; başka insanların varlığı.

Doğal koşullarda tipik bir şempanze grubu 20 ila 50 arası bireyden oluşur. Bu gruptaki şempanze sayısı arttıkça sosyal denge istikrarsızlaşır ve nihayetinde bir kırılma yaşanarak yeni bir grup oluşur. Zoologlar sadece birkaç kez 100 kişiden daha büyük gruplar gözlemlemişlerdir.
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Aslanlardan, yılanlardan, gorillerden daha güçlü olmadığımız halde bir nedenle hayatta kalmayı başardık. Kimi canlı kaçarak, saklanarak, gizlenerek hayatta kalır. İnsanlar ise organize olarak, işbirliği yaparak hayatta kaldılar. Tek başımıza daha güçlü olmadığımız canlıları, işbirliği ile alt ettik. Biri uyurken, diğeri gözcülük yaptı. Kimisi avlanırken, kimisi yavrulara baktı. Bir şekilde eksik özelliklerimizi birbirimizle tamamlayıp besin zincirinde en üst zincire çıktık. Başka insanların varlığı hayatta kalmamızda temel etkendi, bugün de öyledir. Başka insanlar yokken yiyecek, korunma, sağlık ihtiyaçlarımızı karşılayamayız. Bu nedenle beynimizin biyolojisinde; hem fiziksel hem de kimyasal bazı konular, başka insanlarla direkt ilişkilidir.

Yüksek zekamızdan o kadar eminiz ki, beyin kapasitesinin daha fazlasının daha iyi olacağını varsayıyoruz. Ama eğri böyle olsaydı, kedi ailesi de hesap yapabilen kediler üretirdi. Hayvan krallığında, neden Homo cinsi bu kadar düşünme makineleri üretmiş tek cins?
– Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari

Genetik geçmişimiz ve biyolojik çalışmalar; diğer hayvanlardan ayrılan özelliklerimiz ve nedenlerini araştırır. Oksitosin gibi yine sosyal davranışlarla ilişkili olan bazı konular, memeli olmamızın nedenidir. Ancak göz akımızın varlığı, diğer canlılardan farklı bir sosyalliğin sonucu olarak diğer insanların varlığı nedeniyle de ortaya çıkmış bir yönümüzdür. Ronald Giphart; ”Böylelikle kimin kime baktığı çok çabuk anlaşılabilir” der ve şöyle ekler; ”Primat türleri birbirlerini daha çok başları yönünde izlerken biz insanlar birbirimizi bakışlarımız yönünde takip ederiz.”

”İnsanların yapabileceği en zor ve önemli şey matematik, felsefe, mühendislik, hatta bilim değil. Başkalarıyla uğraşmak. Biz cebirden daha karmaşığız, metafizikten daha deriniz ve depremlerden daha az öngörülebiliriz. İstediğimiz her şeyi başkaları aracılığıyla alırız.”
– Sıfırla, Chris Paley

Birinin size bakmasına kayıtsız kalmanız çok zordur. İnsan beyni, diğer insanların neye baktıkları ile ilgilenir, çünkü tehlikeyi işaret ediyor olabilir. Ancak size bakmaları, beyniniz için pek çok soru işareti oluşturur ve hemen çözülmesi gereken acil bir problem aramaya başlar.

Yüzbinlerce yıl önceye gidelim. İnsanlar 150 kişilik kabileler halinde yaşıyor. Her bir kabile, kendi hayatta kalmak için gerekli iş bölümüne sahip. Ve kabilelerde liderler var. Lider, göz ile daha çok takip edilen kişidir. Bugünün politik ortamında ve insan ilişkilerindeki otorite ve hiyerarşi bile, kimin kimi izlediği ile saptanır. Lideri izlemenin biyolojik nedeni, liderin topluluğun devamlılığı konusundaki rolüdür. Tüm iş bölümünün hayatta kalmak için paylaştırıldığı bir ortamda lideri izlemek hayatta kalma sebebidir.

Liderlere takipçilerden aha fazla bakılır. Ve bir grubun lideri bir yere baktığında diğerleri de bakışlarını aynı yöne çevirir; çünkü liderin bakışı bazen bir tehlike sezdiğinin habercisi olabilir.
– Uyumsuzluk, Ronald Giphart & Mark Van Vugt

Bakışların, empati devretme özelliği vardır. Bir başkasının bakışlarından, yaşadığı hissi anlamakla kalmaz, bizzat hissederiz. Ian McKellen, bakışları ile rol yapan inanılmaz bir aktördür. Öyle ki, yönetmenler en önemli sahnelerde sadece onun bakışlarını göstererek, ortamda hissedilen tüm duyguyu izleyiciye yansıtırlar.

Bakışlar konusu bizi beynin çok ilginç bir yönüne taşır. Antropolojinin psikolojiye etkileri konusunda çok ilginç bir örnek vardır. Yüzbinlerce yıl öncesini düşünelim. Afrika savanalarında bir grup arkadaşınızla sohbet ediyorsunuz. Birden yanınızdan koşarak başka arkadaşlarınız geçti. Üç ihtimaliniz var; neden koştuklarını sormak, dönüp neden kaçtıklarını bakmak veya onlarla birlikte kaçmaya başlamak. İlk iki davranışı yapanların daha azı hayatta kalmıştır. Çünkü savanada tehlikeden kurtulmak saniyelerle ilişkilidir. İstatistiki olarak, diğer insanlarla aynı davranışları sergileyenlerin genleri bugüne ulaşmıştır. Dolayısıyla beynimiz diğer insanların bir şey yaptığını gördüğü anda aynısını yapmak yönünde şiddetli bir refleks gösterir

House M.D dizisinin bir bölümünde, Dr. House birinin ”aşırı kibar” olmasının bir hastalık belirtisi olarak görülmüştür. Adam, kendisine bilerek vurulduğunda ya da alay edildiğinde bile gülümsemektedir. Diğer doktorlar bunu norm eğrisi ile açıklamak isterler. Toplumda çok kaba insanlar olabileceği gibi çok iyi insanlar da olmalıdır, herkes ortalama davranış sergilemek zorunda değildir. Ancak Doktor House, bugün varlığı devam eden aykırı davranışların bile evrimsel süreçte hayatta kalmakla ilişkili olması gerektiğini söyler. Şöyle der; ”Üzerine doğru bir ayı gelen üç insandan kaçanlar ve kalıp savaşanlar hayatta kaldı. Gülümseyerek sarılmaya çalışanların genleri bugüne ulaşmadı.” Eğer bir davranış, genlerin bugüne gelmesine engel ise bir hastalıktır. Dizinin o bölümünde hastanın beyninde bir lezyon tespit edilir, ve böylelikle aşırı kibar olmasına neden olan hastalık bulunmuş olur.

1980’lerde üç bilim insanı, maymunların beyinlerine elektrot yerleştirmişler ve incelemekte idiler ve tesadüfen büyük bir şey keşfettiler. Deneyciler, deney sonunda maymunun elinden fıstığı alıp uzak bir yere koymuşlardı. Maymuna fıstık verildiğinde o da aynı şeyi yaptı. Loretta Graziano Breuning şöyle özetliyor; ”İzleyerek bir elektrik döngüsü oluşturmuştu. Bir hareketi izlemek, hareketi bizzat yapmakla aynı sinir yolunu tetikliyordu.” Ayna nöronlar böylelikle keşfedilmiş oldu.

”İnsan beyni mükemmel bir fotokopi makinesidir. Gruplar halinde yaşamanın atalarımıza sağladığı faydalardan biri, her şeyi kendi başlarına keşfetmelerine gerek olmamasıydı; örneğin avlanmayı ya da ateş yakmayı diğerlerinin nasıl yaptığına bakmak öğrenebiliyorlardı. Biri aniden olanca hızıyla koşmaya başladığında olduğunuz yerde dikilip arkasından bakmak yerine aynı hızda arkasından koşmanızda fayda vardı.”
– Uyumsuzluk, Ronald Giphart & Mark Van Vugt

Adaletsiz ödüllendirmenin maymunun davranışlarına yansıması. Başkasının ödüllendirildiğini görmek, maymunun gerçekten acı hissetmesine neden oluyor.

Başkalarının başına ne geldiği ve buna göre ne yapmamız gerektiği o kadar önemlidir ki, beynimimiz bir insanın başına bir şey geldiğini gördüğümüzde harekete geçer. Loretta Graziano Breuning’in özetlemesi ile, beynimiz birisinin ödül aldığını ya da tehlikeyle karşıladığını gördüğümüzde; aynı durumda biz olsak aktive olacak sinirleri harekete geçirir. Birinin elinin kesildiğini görsek, hemen elimizi çekeriz. Bir insan balkondan sarkınca hemen yere çömeliriz. İnsanlar hızla kafasını eğdiğinde biz de eğeriz. Böyle olması, biyolojik geçmişimizde hayatta kalmamızı sağlamıştır. Chris Paley, taklit içgüdümüzle ilgili bir deney anlatır. Gizli bir kamera ile kaydedilen görüşmelerde, deneyci yüzünü kaşır ya da ayağını sallar. Gönüllüler de bir süre sonra farkında olmadan aynı davranışları gösterirler.

”Ayna nöronlar sadece irisinin ödül aldığını ya da tehlikeyle karşılaştığını gördüğümüzde harekete geçer. Bu harekete geçiş kendi deneyiminizle gerçekleştirdiğinizden daha zayıftır. Fakat bir insanı sürekli olarak ödül alırken ya da tehdit altındayken izlerseniz bağlantılar kurulur.”
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Esneyen birini gördüğünüzde esnersiniz.

Ayna nöronlar, başka insanların yaşadığını gördüklerimizle harekete geçiyor. Beynimiz, bunların bizim başımıza gelmediğini biliyor. Ancak sürekli bir şeye başkasının maruz kaldığını görmek, bizim beynimizde de aynı koşula duyarlılığa neden oluyor. Buna göre bir sinema filmi, ısrarla gösterilen bir televizyon reklamı; bir insanda bir alışkanlık yaratmaya, anlayış değiştirmeye neden olabilir. Sadece para düşünen insanların mutlu olduğu bir dizi izlemek, bir insanın sadece para düşünmesine neden olabilir. Beynimiz başka insanların ödüllendirildiği ve tehlikeye düştüğü durumları ciddiye alır.

” (Ayna nöronlar) yalnızca eylem anında değil aynı eylemde bulunan bir başkasını seyrederken de etkinleşir. Bu kulağa öylesine basit geliyor ki, muazzam içerimlerini gözden kaçırmak kolaylaşıyor. Bu hücrelerin yaptığı şey, diğer bir kişiyle etkin bir biçimde empati kurmanızı sağlamak ve onun niyetlerini -aslında neyle uğraştığını- ”okumanızı” sağlamak. Bunu da, kendi beden imgenizi kullanarak onun eylemlerinin bir simülasyonunu gerçekleştirmekle ulaşırsınız.”
– Öykücü Beyin, V.S.Ramachandran

Birinin güldüğünü görmek, sizin de gülmenize neden olur.

Ramachandran, ayna nöronların ”ilk ve net” işlevinin, bir başkasının eğilimlerini çözememizi sağlamak olduğunu söyler. Birisi topa uzandığında, topa uzanma nöronlarımız etkinleşir. Ayrıca başkasının niyetlerini anlamak, biyolojik olarak hayatta kalmamız açısından hayati önem taşımıştır. İnsanların davranış, konuşma ve en ufak mimiklerinde bile ne düşündüğünü anlamaya çalışırız ve bu konuda da oldukça iyiyizdir. Bilinçdışımız, pasif agresif bir davranış ya da en ufak bir soğukluk olduğunu hemen keşfeder.

Bir çocuk, oyuncak bir bebeğin ”yemek yemediği için” dövüldüğünü gördüğünde yemek yemeye başlıyor. Beynimiz, başkalarının yaşadığı tehlikeleri ciddiye alır.

Ayna nöronların biyolojik nedeni, başkalarının kaçtığı tehlikelerden kaçmakla yakından ilişkilidir. Birinin bir şey yediğinde başına gelenleri gördüğümüzde hemen denemekten vazgeçeriz. Ayna nöronlar, kendimizi karşımızdakinin yerine koymamızı sağlar. Buna ”empati” denir. Empati duygumuz o kadar güçlüdür ki, başkalarının acılarını bizzat yaşamamımıza bile neden olur.

Ayna nöronlar başka insanların acısını hissedebilmemizi sağlar. Bu empati duygusu, araştırmacıların söylediğine göre bir avantajdır ama bir bedeli de var. Acı çeken insanların çevresinde olduğunuzda siz de acı çekersiniz. Hayatınız yolunda olsa bile aynalamak kortizole yol açar. Ve tehdit altında olduğunuza dair fiziksel his harekete geçtiğinde, korteksiniz bunun için kanıt aramaya başlar. Ve kanıt da bulur, çünkü bu ”bir şey yap” hissini kolaylaştırır.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Fotoğraf kaynak: https://www.neuroscientificallychallenged.com/blog/know-your-brain-mirror-neurons

Ronald Giphart; ”Taklit etmede biz insanların üzerine yoktur.” der ve şöyle bir deney anlatır; Japonya’daki bir deneyde, bir maymun patatesleri yemeden önce suda yıkar. Daha önce tecrübe edip bildiği üzere, çamuru giden patatesler daha lezzetlidir. Diğer maymunlar buna anlam veremez. Zamanla bazıları taklit eder ama sebebini anlamazlar. Ve der ki; ”İnsanların farkı budur, davranışların altında yatan nedeni anlayabiliriz. Maymunların çoğu patateslerin suda yıkanmasını taklit edebilir ama fakat arzu edilen sonuçla bağlantı kurmak kabiliyetine sahip değillerdir.”

”Stimulus enhancement.” Hayvanların, amacın ne olduğunu bilmeden taklit etmesine verilen bilimsel ad.

Empati, verimli olduğu kadar; empati eksikliği de avantaj olabilir. Pek çok yönetici ve CEO’nun empati yoksunu olduğu konuşulur. Başkalarının ne düşündüğü, beynimizde ciddi bir alanı meşgul eder ve her adımımızda pek çok yargıyı hesap etmeye çalışırız. Ancak insanların ne düşündüğünü, ya da bir davranışın başkaları için ne sonuçlar doğuracağını düşünmeyen biri, normal bir insana göre çok daha hızlı ve geniş seçenekler arasında kararlar alabilir.

Steve Jobs, biyografilerinde de yazdığı üzere tarihteki en umursamaz insanlardan biridir. Pek çok çalışanının hayatını kabusa çevirmiş, binlercesini işten çıkarmıştır. Tasarımları tüketicileri etkileyecek de olsa, onların da düşücelerini umursamamıştır. Şöyle de; ”Ne istediğini bilmek insanların işi değil.” Kendi çocuğunu da gençliğine kadar kabul etmeyen Jobs’un empati yoksunluğu, Amerika’nın acımasız sektörlerinde avantaja dönüşmüştür.

”İnsanlar aşırı derecede karmaşık bir sosyal ağda yaşıyorlar. Başarılı olmak için başkalarının ne yapacağını iyi tahmin edebilmemiz gerekiyor.”
– Sıfırla, Chris Paley

Chris Paley, ”Biriyle anlaşmak istediğimiz zaman, biz de fark etmeden o kişiyi taklit ederiz.” der. Beynimiz, karşımızdaki kişinin dikkatini bu şekilde çekeceğimizi bilir. Hollanda’daki bir deneyde, garsonlara müşterilerin siparişlerini alırken, dediklerini tekrarlamaları söylenir. Örneğin, ”Bir hamburger” dendiğinde ”Bir hamburger” diye cevap verecektir. Deney sonrası tekrarlayan garsonların üç katı fazla bahşiş aldıkları ortaya çıkar. Yine Chris Paley’den alıntı bir başka deneyde, üniversite öğrencilerine kimlik taşımalarını söyleyen bir robot tasarlandı. Robot, öğrencilerin hareketlerini beş saniye farkla tekrarladığında, öğrenciler robotu daha dikkate değer ve ikna edici buldular. Fransa’daki bir deney, konuyu daha da ileri taşıdı. Deneyde, erkeklerle kadınlar buluşturuldu. Bazı kadınlara; kendisi ile flört edecek erkeklerin davranışlarını fark ettirmeden taklit etmesi, söylediklerini tekrarlayarak cevap vermesi söylendi. Deney sonrasında erkeklere hangi kadınların çekici bulunduğu soruldu. Taklit eden kadınlar her zaman daha çekici bulunmuştu.

”Eğer birisi sizi çok taklit ediyorsa ya doğal olarak empatiktir, ya sizden çok hoşlanıyordur.”
– Sıfırla, Chris Paley

Öğrenme, taklitle birebir ilişkilidir. İnsan en iyi taklit ederek öğrenir. Binlerce yıllık kültürlerin en önemli parçası, ustanın yaptıklarını izlemek ve aynen yapmaya çalışmaktır. Aslan yavruları annelerini taklit ederler. Ayna nöronlarımız bizi en iyi taklit eden canlı yapar ve bu sayede iyi bir öğreniciyizdir. Otizm adı verilen hastalık, ayna nöronların eksikliğidir. Bu sebeple otistik insanlar; göz teması kuramaz, konuşmaz, çağrıldığında bakmaz, ilişki kurma ihtiyacı hissetmezler. Otizm hastalığına bakınca, ayna nöronların sosyalliğimizde ne kadar önemli işlevi olduğunu anlayabiliriz.

” İşyerinde zaman öldürdüğünüzü düşünün, iş arkadaşınızla muhabbet ediyorsunuz. Omzunuzun üzerinden bakıyor, konuşmayı bırakıp hızla işine dönüyor. Bundan, yakınlarda patronunuz gördüğünü ve sizinle konuşurken yakalanırsa başının derde gireceğini düşündüğünü anlayabilirsiniz. Davranışlarından, aklından ne geçiyor olduğunu anladınız ve muhtemel bir sonuç çıkararak siz de işinize geri döndünüz. Eğer iş arkadaşınız kendisi kadar sizi de düşünüyorsa mesajı alıp almadığınızı görmek için dönüp size bakar. Onun zihnini okuduğunuzu anlamak için sizin zihninizi okur. Bütün bu zihin okuma işlemini birkaç saniyede yaparsınız,fakat bunu kendi başınıza yapamıyorsanız bunu yapabilen insanlar size büyüleyici görünebilir.”
– Sıfırla, Chris Paley

Kalabalık bir odada birisi adınızı andığında, kafanızı çevirirsiniz. Buna ”kokteyl partisi etkisi” denir. O anda o konuşmayı dinlemiyorsunuzdur hatta bilinciniz başka bir şeyle ilgileniyordur. Yine de başka insanların sizden bahsetmesi, beyniniz için oldukça önemli bir konudur. Bilinçdışımızı pek çok şey duymasına rağmen bize haber vermez, ancak başka biri ismimizi andığı halde birden bizim için en önemli şey olur

Koktely Partisi Etkisi. Kalabalıkta birisi adımızı söylediğinde kafamızı çeviririz. Dinlediğimizi bile bilmediğimiz bir konuşmayı duymak ayrı bir şey, direkt olarak kafayı çevirmek apayrı bir şey. Beynimiz için o anda en önemli şey odur, çünkü beynimiz toplumsal açıdan sonuçları düşünür.

”Anlaşılan birçok konuşmayı kulaklarımız seçiyor ve beynimiz işliyor. Fakat bilinçli beynimiz, sınırlı kapasitesi olan pahalı bir araç. Dolayısıyla bilinçdışı beynimiz sahne arkasında işlediği tüm bilgileri ona yüklemiyor. Bilincin en faydalı şekilde üzerine görüş bildirebileceği bilgiyi gönderiyor; yani toplumsal açıdan anlamlı bilgiyi. Genede bizimle konuşan kişinin söylediği böyle bir şeydir ama değilse de bilinçdışı beyin, ilgimizi dağıtmak için toplsal açıdan ilginç olanla ilgili yeterince şey bilir. Birisi adımızı zikrettiğinde söylediklerinin olası sonuçlarını ve yaydığı korkunç dedikoduları düzeltmek için ona döndüğümüzde nasıl tepki vereceğini anlamalıyız. Bunun için toplumsal modellerimize, bilinçli beyinlerimize ihtiyacımız var; kalabalık bir odada kendi adımızı duymamızın nedeni budur.”
-Sıfırla, Chris Paley

Psikoloji, bilincimizin başka insanları anlamak üzere evrimleştiğini gösterir. Öyle ki, beynimizin büyük kısmı başka insanları anlamaya odaklanır, hatta sahip olduğumuzu bile bilmediğimiz işlevlerini kullanır. Chris Paley şöyle der; ”Başka kimselerle ilgili yargılar oluştururken erişimimizin olmadığı duyular kullanırız, acı ve hareket bilimi gibi.” Ortaya atılan daha ileri bir teori, beynimizin sosyal açıdan önem taşımayan davranışları bilinçdışında yönettiği, önemli olanların kontrolünü bize bıraktığıdır. Bir davranışımız toplumu ilgilendirmiyorsa bizim için de sıradanlaşır. Örneğin nefes almak tamamen bilinçdışının kontrolündedir. Ancak gazlı bir içecek sonrası gelen geğirme dürtümüz kontrolümüzdedir ve nisbeten engel olmaya çalışırız; çünkü toplumsal açıdan önemlidir.

Ayna nöronlar ile ilgili harika bir örnek. Japonya’da tasarlanmış bu kamera şakasında ayarlanmış bir grup insan, şaka yapılan insanların yanında iken birden bire yere yatıyorlar. Tehlikeden korunma içgüdüsü, insanların nedenini bilmediği halde tıpkı onlar gibi yere yatmalarına neden oluyor.

Sosyal güven hayatta kalmayı teşvik eder, beyin de bunu iyi bir hisle ödüllendirir. Fakat hayatta kalmanın yolu herkese güvenmekten geçme. Bu yüzden beyniniz sürekli oksitosin salgılamak yerine sosyal ilişkileri analiz eder.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Dikkat çekme isteğimiz de, günlük davranışlarımızın çoğunu yönetir. Loretta Graziano Breuning, bunun bebeklikten başladığını söyler. Bir bebeğin tek iletişim şansı vardır; ağlamak. Bir sorun olduğunda ağlar ve sorununu çözmek için birisi gelir. Breuning; ”Dikkat çekmezseniz öleceğiniz hissi bebeklikte yerleşir.” der. Kuşlar arasında kanatları kaybetmekle sonuçlanan bir davranış yaygınlaşırsa, bu davranışı yapanlar kolay av olur ve hayatta kalamazlar. Bu davranışı uymayan kuşların genleri devam eder, dolayısıyla kuşlar için her zaman kanatlar önem taşımaya devam eder. Bu nedenle kuşların beyinleri, bu davranışlardan kaçacak şekilde evrimleşmiştir. Aynı şekilde insan da toplum olmadan hayatta kalamaz. Bu nedenle başka insanlar tarafından görmezden gelinmek, bizde öleceğimiz hissi yaratır. Bu nedenle hemen dikkat çekmeye çalışırız.

İnternetin en meşhur şakalarından (prank) biri. Tüm ev halkı ayarlanmış ve çocuğa sihirle görünmez olacağı söylenmiş. Üç, iki, bir… Ve hop! Birden herkes çocuğu artık göremiyor taklidi yapıyor. Hatta telefon galerisi bile bu şaka için önceden ayarlanmış. Başkaları tarafından görülememenin tadını çıkaracağını zannedebilirsiniz ancak ani oksitosin düşüşü ile birden bire dikkat çekmeye çalışıyor. Normalde yapmayacağı şeyler yapıyor ve insanların kendisini görmesi için adeta yalvarıyor.

Hangi bilgiye odaklanacağınız konusunda güç size. Fakat seçim o kadar basit değil. Bir taraftan yanlış alarmlardan kaçınmaya çalışıyorsunuz. Öte taraftan sürünüzdekilerin sosyal desteğini yitirmemek için onların alarm uyarılarına saygı göstermeye çalışıyorsunuz. Üstelik sadece sürüye ait olmak memli beyninizi mutlu etmiyor. Dikkat çekmek de istiyor.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Biyolojinin sosyolojiye de büyük etkileri vardır. İnsanlar arasında, virüs gibi yayılan (viral) bir akım oluşturmak da oldukça küçük sebeplere dayanır. Bir lider, akım ya da davranış ortaya çıktığında, kendisine takipçiler kolaylıkla bulabilir. Toplumda yeni bir şeyi denemekten çekinmeyecek %2,5’luk bir kesim vardır. %13,5’luk bir kitle ise, ilk defa denenmiş bir şeye ”erken adapte” olmak konusunda eğilimlidir. Eğer bu kitlenin bir akıma kapıldığı görülürse, popüler olan bir şeyden geri kalma korkusu yaşayan ve toplumun %34’lük bir kesimini oluşturan kalabalık bir kesim onu deneyecektir. Buraya kadarki topluluk toplumun yarını oluşturur. Kalan yarısının %34’lük kısmı ise, toplumun yarısının bir şeyi tecrübe etmesi karşısında toplum dışında kalmaktan korkar. Kalan %16’lık kesimin ise ona uymaktan başka çaresi kalmamıştır. Telefonlar bu şekilde yaygınlaşmış, Hitler bu şekilde iktidara gelmiş, insanlar sivri sopalardan silah yapmaya bu şekilde başlamıştır. Toplum içindeki dengelerden etkilenen duygularımız, bizi birer sayı haline getirir.

Yakalanmış muazzam anlardan biri. Bireysel davranışın toplum tarafından nasıl takip edildiğinin harika bir örneği. Yalnız başına dans eden bir adam, toplum tarafından aykırı ve tuhaf bulunur. Ancak onu takip eden bir kişinin varlığı, beyinde soru işareti oluşturur. Takip eden kişi gayet eylenmektedir. Ayna nöronlar, başkasının ödül almış olmasından etkilenir. ”Erken adapte olanlar”, bir şeyi ilk deneyen toplum kesimi olarak onlara katılır. Belirli bir oran aşıldığında, bir şey popüler olduğunda takip edenler hızla ve akın akın sürece katılırlar. Bir yerden sonra artık popüler olmuş bir şeyden geri kalarak dışarıda kalmak istemeyenler de ona katılır. Videoyu anlatan kişinin harika bir tespiti var; ”Sonradan katılanlar lideri değil, ilk takipçiyi izlediler. İlk takipçi, yalnız bir çılgını bir lidere dönüştüren kişidir.” İnsanların sahip oldukları ayna nöronlar, takipçileri izler.

Başkalarında gördüğümüz her şeyi taklit etmeyiz. Ayna nöronlar sadece birisinin ödül aldığını ya da tehlikeyle karşılaştığını gördüğümüzde harekete geçer. Bu harekete geçiş kendi deneyiminizle gerçekleştirdiğinizden daha zayıftır. Fakat bir insanı sürekli ödül alırken ya da tehdit altındayken izlerseniz bağlantılar kurulur. Gördüğünüz şekilde kendinizi ödül almaya ya da tehlikeden kaçınmaya koşularsınız.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Grup fikrinin tehlikeli yanları da vardır. Nazi subayları, korkunç işkenceleri emir altında olduğu için yapmıştır. Birey iken son derece bariz olan bir cevap, bir grup içinde uzun süre kalındığında gerçekten de görülmeyebilir. Grup içinde iken, gerçekte pek önemi olmayan gündemler birden bire hayati meseleler haline gelebilir. Grup fikri sadece ortalama sonuçlara vardığından ve kestirmeleri tercih ettiğinden; insanı insan yapan beynin çoğu özelliği grup içinde devre dışı kalır. Düşünmeyi bulunduğu gruba devreden kişi, kendisi, topluluk hatta insanlık aleyhinde olsa bile bir karara uyabilir. İnsan toplum içinde kalmalı ancak bireysel düşünmeye devam etmelidir.

Sosyal gruplar ortak bir tehdit hissi oluşturur. Sosyal çevreniz tehdit altında hissettiğinde siz de fark edersiniz. Bu alarmı zihninizde görmezden gelme özgürlüğünüz vardır. Fakat grup arkadaşlarınız sizden empati bekleyebilir. Yapmadığınızda sosyal bağlarınız tehlikeye girebilir. Grup arkadaşlarınız sizin ”onlardan biri” olmadığınıza karar verebilir. Hatta sizi tehdit olarak bile görebilirler.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Biyolojinin bize hediyesi olan ayna nöronları, öğrenemede avantaja çevirmek gerekir. Taklit, büyük bir avantaj olarak görülmelidir, insanın büyük silahlarından biridir. Bilgi aktaran bir öğretmen yerine örnek olan bir mentor gereklidir. Bir işi en iyi yapan kişi bulunup taklit edilmelidir. En etkili liderler de örnek olanlardır. Büyük komutanlar öncülerdir. Gerçek yetiştiriciler ustalardır. İnsan beyni, başka insanların beyinleri ile birlikte çalışır. Toplum içinde olmanın avantajı, her şeyi bizim düşünmek zorunda olmayışımızdır. Ancak bu hiçbir şey düşünmek zorunda olmadığımız anlamına gelmez. Yiyecek aramaya giden ekip, bebeklerin korunmasını geride kalanları bırakıyordu. İnsanlar bu şekilde hayatta kaldı. Bir cafede otururken, başkalarının rahat olması sayesinde tavanın tepemize düşüp düşmeyeceğini düşünmek zorunda kalmayarak daha rahat çalışıyoruz. Başkalarının varlığı, bireysel düşüncemiz için avantajdır; grup fikri ise entellektüel kararlarımız açısından risklidir.

Sosyal acı dünya için yeni bir şey değil ama beyniniz açlık, şiddet, zor çalışma koşulları ve hastalıkla uğraşırken ona dikkatini daha az veriyordu. Fiziksel acı biter bitmez sosyal acı dikkatinizi çeker ki çoğumuz gündelik hayatta bu durumdayızdır. Sosyal ilişkilerinize yönelik her türlü olası tehdit giderek daha çok önem kazanır. Geçmişte sosyal acınızı temsil eden herhangi bir yolu açar ve kortizol harekete geçer. Sizi uyaran tabelalar vardır ve tanıdık bir acının en ufak bir ipucu bile büyük bir salgılnamayı tetikleyebilir.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

113 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.