Gözümüzün gördüğü halde bizim bilmediklerimiz

Ünlü bilişsel psikolog Ulric Neisser, 1970’lerde ”görsel dikkat” konusunda araştırmalar yapar. 2000’lerde ise Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yüksek lisans yapan üç psikolog, bu konuyla ilgili deneyler yapmaya karar verirler. Bunlardan bir tanesi oldukça meşhur olur.

Yazıyı okumadan önce testi kendinize de bakın. Beyaz takım kaç kez paslaşıyor?

Deneyde kullanmak üzere üniversiteden öğrencileri oyuncu olarak kullanarak bir film çekerler. İki takım öğrencileri birbirleri etrafında dolanarak paslaşırlar. Bir takım tamamen beyaz, diğer takım tamamen siyah giyinmiştir. Filmin başında, beyaz takımın kaç kez paslaştığı sorulmaktadır.

Yanılgı cümlesi: “Olsaydı muhakkak görürdüm.”

Bu film, üniversiteden öğrencilere izletilir. Film bittiğinde öğrencilerden kaç kez paslaşıldığı üzerine yanıtlar alınır. Ortalama olarak gerçeğe yakın cevaplar verilir. Ve öğrencilere bir soru sorulur; ”Film sırasında ekrandan geçen gorili gördünüz mü?”

– Bir goril dikkatinizi çekti mi?
– Ne?!

Evet, videonun tam ortasında siyah renkli bir goril kostümü giymiş birisi ekrana girmektedir. Gerçek test pas sayısı değil, ekrandan geçen gorili fark etmektedir. İki takım paslaşırken ve gözler beyaz renkli takımın paslarını sayarken, siyah renkli takım gibi siyah giyinmiş ve dans etmekte olan goril, insanların gözlerinin önünde olmasına rağmen dikkatten kaçmaktadır.

Pasları saymaları istenmeyen gruplarda goril kolaylıkla fark edilmektedir. Deneyin sonuçları 1999’da bilimsel bir makalede yayınlanır ve psikolojide en çok konuşulan konulardan biri haline gelir. Hatta 2004’te Ig Nobel Ödülü kazanır.

Artık görüyorsunuz, çünkü beyninizi bir şey aramak üzere programladınız.

Öğrencilerin sadece yarısı gorili fark etmiştir. Fark koşullar altında, farklı gruplara, hatta farklı ülkelerde defalarca tekrarlanır. İnsanların yarısı, gözlerinin önünde duran ve dans eden gorili fark etmezler.

“dikkat eksikliği kaynaklı körlük”

Buna bilimsel olarak ”dikkat eksikliği kaynaklı körlük” denmektedir. İnsanların gözlerinde hiçbir sıkıntı yoktur. Hatta gorili ”görmektedirler”. Ancak paslara odaklandıkları için beyinleri gorile karşı kör olmayı seçmektedir.

Fotoğraf aslında siyah beyaz. Ekrandan geçen renkli çizgiler sonucu onu renkli görüyorsunuz. Ne gördüğümüz neredeyse tamamen beynimizle ilgilidir, gözümüzle değil.

Konuyla ilgili araştırmalardan biri çok çarpıcı başka bir şeyi gösterir. ”Göz izleyici” adlı bir cihaz sayesinde filmi izleyen insanların ekranda hangi milimetreye baktıkları tespit edilir. Gorili fark etmeyenler bir dakikaya yakın video süresince ortalama 1 saniye gorile direkt olarak bakmaktadırlar. 1 saniye direkt olarak gorile baktığı halde gorili fark etmezler, bilinçaltı, bilince gorili söylemez. Daha ilginci, gorili fark edenlerin baktığı süre de aynıdır; onlar da ortalama 1 saniye gorile bakarlar. İnsanların tamamı gorili gördüğü halde, yarısı gördüğünü, yarısı görmediğini söyler.

“…ortalama bir saniye…”

2001’de Amerikan denizaltısı, deniz yüzeyine çıkış yaptığında büyük bir sarsıntı yaşadı. Bir Japon balıkçı gemisi olan Ehime Maru’nun tam altından çıkmıştı. Çarpmanın neden olduğu su alma sonucu gemi denizin derinliklerine gömüldü ve 6 mürettebat hayatını kaybetti. Denizaltı da kazadan oldukça hasarlı bir şekilde çıktı. Ancak kazanın neden yaşandığı büyük bir soru işareti olarak kaldı.

Amerikan yetkililere kazanın neden olduğu ile ilgili 59 sayfalık araştırma raporu gitti. Raporda ufak tefek aksaklıklar dışında önemli bir nedene raslanmadı. Üstelik, periskop denilen cihazdan etrafa bakılmış olmasına rağmen ne kaptan ne de personel, önlerinde duran koca gemiyi görmemiştir.

Kaptan, tıpkı Görünmez Goril deneyinin kanıtladığı durumu yaşamıştır. Bir şeyi görmeyi beklemiyorsak, görmeyiz. Kaptan’ın açıklamaları, neden doğrudan gemiye baktığı halde onu görmediğini açıklar: ”Onu görmek için bakmıyordum, görmeyi de beklemiyordum.”

Denizaltı çarpması sonucu suya gömülen Ehime Maru isimli balıkçı gemisi

Dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell, bir toplumsal deney yapar. Bell, 3 milyon dolar değerindeki kemanı ile Washington’da bir metroya gider. Keman kutusunu para atılması için açar. Tam 43 dakika boyunca keman çalar ve sadece 32,17 dolar kazanır.

Amerikadaki gazete yazarları, kültürlü insan sayısı yüksek bir şehirde 43 dakika boyunca dünyanın en ünlü keman virtüözlerinden birinin tanınmamasının mümkün olmadığı üzerinde dururlar. Ama herkes aceleci bir şekilde işine gitmektedir ve etraftaki ilginç şeyleri fark etmek için sebep yoktur. Eğer bir kişinin onu işaret etse, başına büyük bir kalabalık toplanacağı konusunda hem fikir olurlar. Ama kimse, sabah sabah bir metroda para için keman çalanın Joshua Bel olmasını beklemiyordur.

Joshua Bel, Washington’da bir metroda 43 dakika boyunca harika bir konser verdi ve sadece 32,17 dolar topladı

Amerika’da bir kamu sağlığı danışmanı olan Peter Jacobsen, Kalifornia’da yayaların, bisikletlilerin yaşadığı kazalar ile ilgili bir çalışma yapar. Her kilometre için yaşanan kazaların istatistiğini çıkarır ve çok ilginç bir sonuca ulaşır. Yaya ve bisikletlilerin çok olduğu yollarda kaza oranı az, seyrek olduğu veya neredeyse hiç olmadığı yerlerde fazladır.

“…bakmak görmekle aynı şey değildir…”

Bunu, şu ana kadar bildiklerimizle artık şu sonuca dayandırabiliriz; şöförler yaya görmeye alışkın oldukları yerlerde onları görürler, olmadıklarında görmezler. Jacobsen’in deneyinden şu inanılmaz sonuç çıkmaktadır; ”yayaların iki kat fazla olduğu bir şehre taşınırsanız, yürürken size araba çarpma oranı üçte bir oranında düşecektir.”

“Sınırlı dikkatimizi en iyi şekilde nasıl kullanacağımız meselesi, daha büyük bir dikkat ilkesiyle ilgilidir. Bakarkörlük genellikle bir sorun değildir. Aslında sadece dikkatin işleyişinin bir sonucudur. İstisnai -ve istisnai ölçüde faydalı- zihnimizi odaklama kabiliyetimizin bedelidir. Dikkatimizi odaklamamız başka şeylere dikkatimizi dağıtmadan kısıtlı kaynaklarımızı etkili kullanmamızı sağlar; çevremizdeki şeylerin dikkatimizi dağıtmasını istemeyiz.”
-Görünmez Goril, Christopher Chabris, Daniel Simons

Bunlar gibi milyonlarca örnek her gün, her an yaşanmakta. Görmek, göz ile çok az ilgili bir konu. İnsan beyni, görmeyi beklemediği bir şeyi görmemeyi seçiyor. Odağımız, neyi gördüğümüzün kararını veriyor. Gözümüzün önünden geçen, beyin sinyallerine dönüşen, beynimize haber verilen görüntüler bile bilincimize ulaşmıyor. ”Gördüğümüze inanmak” gibi çok güvenilir kıldığımız bir delilin esasında hiçbir anlamı yok. Neyi gördüğümüz iddiası, gerçekte ne olduğu iddiasına delil teşkil etmiyor. Neye odaklanıyorsak veya o sırada bir şeyi görmeyi bekliyorsak onu görüyoruz. O zaman bile başka şeyleri gözden kaçırmayı seçmiş oluyoruz. Ancak bu beynimizin böyle çalışması ile ilgili bir konu, tüm bunlar doğru çalıştığında yaşanıyor.

”Şöförlerin çoğu yoldaki kurallara uyar, balıkçı gemilerinin çoğu denizaltıların üstünde yüzmez, dünya çapındaki keman virtüözleri metro istasyonlarınca çalmaz. Goriller de basketbol maçlarında nadiren araya girerler. Beklenmedik olayların beklenmedik olmasının iyi bir sebebi vardır; nadiren gerçekleşirler. Daha da önemlisi, çoğu durumda beklenmedik olanı gözden kaçırmanın bir sakıncası yoktur.”
-Görünmez Goril, Christopher Chabris, Daniel Simons

Görünmez Goril kitabını 18.11.’18 tarihinde okumuştum. Kitapta ayrıca bilinçdışı ve rasyonel düşünce ile ilgili ilginç pek çok yazı daha var.
87 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.