Seçme, Çoğalma ve Dürtüler

1974 yılında iki araştırmacı, bir deney için biri sağlam diğeri gevşek iki köprü üzerinde deney yaparlar. Her iki köprünün de ortasında güzel bir kadın vardır. Kadının deneydeki rolü, köprü ortasında oradan geçmekte olan erkekleri durdurup bir anket oldurmalarını rica etmektir. Ayrıca telefon numarası verip dilerlerlerse sonradan anketle ilgili arayabilecekleri söylenir. Gevşek körüden geçenler, sağlam köprüden geçenlere göre çok daha fazla ararlar. Kaygı ve anderenalin artışı, kadını çekici bulmayı arttırmıştır.

1989 yılında başka bir deneyde iki farklı sinema salonundaki çiftler incelenir. Birisi oldukça etkileyici bir gerilim filmi, diğeri ise monoton ve sıkıcı bir filmdir. Deney sonucunda gerilim filmi izleyen çiftlerin birbirlerine daha çok dokundukları, sarıldıkları ve öpüştükleri görülür. Benzer pek çok hikaye günlük hayatta, edebiyatta ve sinemada da vardır. Birlikte kaza atlatan kişiler yakınlaşırlar, aynı iş ortamında stres yaşayan iş arkadaşları buluşurlar, köşede çarpışan gençler aşık olurlar. Beyin, hayat riske girdiği anda genlerin devamı için son bir şans olduğu yönünde dürtü oluşturur.Bu kadar çok karşılaşılan bu duygu aslında biyolojik bir dürtüdür.

Görevimiz Tehlike filmindeki araba sahnesi, sinema ve gerçek dünya açısından bir klişedir. Kadın ve erkek ortak bir tehlike atlatınca, aralarındaki arkadaşlık aşka dönüşür. Beyin, hayat riske girdiği anda genlerin kaybolması tehlikesini fark eder ve bunu engellemek için gördüğü ilk kişiye duygusal olarak bağlanır.

Yüzbinlerce nesil arasından hayatta kalıp neslini devam ettirebilenlerin genleri bugüne ulaştı. Bugün yaşayan tüm insanların tüm ataları çocuk sahibi olmuş kişilerdir, öyle olmasaydı, tek bir atası bile çocuk sahibi olmasaydı bugüne genleri ulaşamazdı. Bu sebeple beyinlerimiz, tüm atalarımızdan aktarılan bir genetik özellik olarak bu konuyu çok ciddiye alır. Çocuk sahibi olmak, hayatta kalmaktan sonraki en temel dürtümüzdür.

Bizler çocuk sahibi olanların genlerini taşıyoruz. Çocuk sahibi olmayan kimsenin geni bugüne ulaşmadı.

Çocuk sahibi olmakla birini çekici bulmak arasında ilişki bulmayabilirsiniz. Bu ikisinin modern toplumda ayrı kavramlar olduğu düşünülür. Ancak beyin için bir olay başka bir olaya yol açıyorsa, ikisini birbiri ile çok hızlı bir şekilde ilişkilendirir. Çekici bulmak, çocuk sahibi olmaya yol açacak olayların başıdır. Aç olan bir insanda, yemek yemek için lokantaya gitmeye karar verdiği anda dopamin salgıladığı görülür. Hala aç olduğu halde yemeğe ulaşana kadarki süreci beyin destekler ve böylelikle sonuca kadar götürürüz. Eğer lokantada yemek beklerken garson yemeğin gelmeyeceğini söylerse şiddetle öfkelenirdik, çünkü beynimiz o sürecin bozulması karşısında aniden yeni bir plan yapmamız için bizi öfkeli hissettirir. Birini çekici bulmak, beyin için çocuk sahibi olmaya yol açacak ilişki açısından yol üzerindeki bir başlangıçtır.

Ortamda bir gerginlik yokken neyi çekici bulduğumuz da evrimsel psikoloji konusudur. Tarih boyu geçirilen dönemler, bugüne ulaşan inanların tercihlerini etkiler. Atalarımızın Afrika’da yaşadığı dönemlerde yılanların hayatı tehdit eden bir unsur olması sonucu yılandan korkanların hayatta kalmış olması gibi, erkekler ve kadınlar arasından bazı özelliklere sahip olanlar hayatta kalmış, bazı özellikler tercih sebebi olmuş, bazı konular da kadın ve erkekler birbirinden oldukça farklılaşmıştır.

Eyal Winter’e göre, kadınlar ve erkeklerin aşk ve cinsellikle ilgili görüş farklılıkları üç sebebe dayanır. Birincisi; bir kadının hayatı boyunca dünyaya getirebileceği çocuk sayısı 100’ün çok çok altında iken, bir erkeğin teorik olarak 100.000 çocuğun babası olabilecek olmasıdır. Biyolojik olarak bir erkek olabildiğince çok çocuk için yaklaşık 1000 adet kadına ihtiyaç duyarken, bir kadın ise bir erkekle ulaşabilir. İlginç bir şekilde bilimsel araştırmalar, bir erkeğin tek bir kadından en fazla sayıda çocuğa sahip olabilmesi için aralarındaki yaş farkının 16,4 olması gerektiğini tespit etmiştir. Yine de bu durum kültürel sebeplerle başka uyumsuzluklar yaratır. İsveç’teki bir araştırma ise erkekle kadın arasındaki ideal yaş farkının 6 olduğunu ortaya çıkarmıştır. İkincisi; bir kadın biyolojik olarak çocuklarının annesinin kendisi olduğunu bilirken, bir erkek emin olamaz. Üçüncüsü; çocuk doğana kadar ve doğduktan sonraki beslenme dahil neredeyse tüm biyolojik yük kadınlara aittir. Erkekler ve kadınlardaki farklı nedenler, biyolojik olarak farklı beklentilere ve psikolojik olara farklı dürtülere neden olur; buna eşeysel diformizm denir.

Hem erkek, hem de kadınlar için en önemli konulardan biri tendir. Afrika’da hepimiz siyah tenli idik. Afrika’dan ayrılan insan grupları içerisinde, cilt yoluyla görülebilen bazı hastalıklar zamanla ten rengine etki etti. Çünkü koyu ten hastalıkları gizliyordu. Nesilden nesile, açık tenli olmak çekici görüldü ve onların genleri daha çok devam etti. Zamanla ten rengi açıldı. Bugün hem erkek, hem de kadınlar için taze, sağlıklı gözüken bir tenin tercih sebebi olması tartışılmaz bir konudur. Açık renk tenin -genellikle- daha çekici görülmesi, kültürün etkisi ile ırkçı gözükmek korkusuyla kabul edilmeyip tartışılacak bir konu olmasına rağmen kozmetik ve giyim sektörlerinde mankenler arasından beyaz tenli olanların ciddi tercih sebebi olduğu görülmektedir.

Cameron Russell, konuşmasının bir bölümünde, mankenlikte beyaz tenli olmanın çok ciddi bir avantaj olduğunu anlatıyor.

Ten, sağlık göstergesi olduğu için bir insanı çekici kılan özelliklerden sadece biridir. Dolgun dudaklar, parlak gözler, uzun ve sağlıklı saçlar… Bunlar insanda sağlığı gösteren özelliklerdir ve insanlar için çekicidir. Kozmetik sektörü özellikle bu konulara ağırlık verir. ”Ben bunların sağlık gösterdiğini bilmiyordum” diyebilirsiniz, ama genleriniz biliyor. Genleriniz biliyor çünkü böyle özelliklere sahip olanlar daha fazla hayatta kaldılar. Neredeyse tüm hatalarınız, böyle özellikle sahip eşler seçtiler ve onların genleri size kadar ulaştı.

İnsan beyninin sağlıklı bireyleri çekici bulması nedeniyle, beynin sağlık göstergesi olarak yorumladığı özellikleri baskın kılmak için kozmetik adı verilen bir sektör doğmuştur. Ten rengi, dudaklar, yanaklar ve gözler, biyolojik olarak karşı tarafın hoşuna gidecek şekilde canlandırılır.

Erkeklerde çekici bulunan özellik elbette güçlü olmaktır. Güçlü bir erkek; avlanabilir, çalışabilir, eve yiyecek getirebilir ve evdekileri koruyabilirdi. Güçlü erkekler kadınlar tarafından daha çok tercih edilmiş, sonuçta onların genleri daha çok devam etmiştir. Modern toplumda ise eve yiyecek getirme ve evdekileri korumanın güçle ilişkisi kalmamış ve para ile ilişkisi başlamıştır. Maddi durum, bir iş sahibi olmak bir erkek için tercih sebebi olmaya başlamıştır. Son yıllarda ise artık para sahibi olmak kalıcı bir avantaj olmaktan çıkmıştır. Parası olan bir kişi böyle bir dünyada onu kolaylıkla kaybedebilir. Bu sebeple erkekte zekanın en önemli çekici faktör olduğu konuşulmaya başlanmıştır. Zekayı çekici bulmaya bir isim bile verilmiştir; ”sapyoseksüel”.

Sherlock Holmes’un modern uyarlaması olan ”Sherlock” dizisi ile, tüm dünyada gençlerin diline dolanmış bir motto: ”Brian is the new sexy”. Yani, ”Artık seksi olan: beyin”

Hayvanların çoğunda, erkekler neslin devamı şanını artırmak için olabildiğince fazla dişi ile, mümkün olduğu kadar çok çocuk sahibi olma yoluna giderler. Üremedeki fonksiyonu bittikten sonra yavru ile ilgilenmek üzere orada kalmazlar. Dişiler, binbir güçlükle dünyaya gelmiş çocuğun korunması ve büyüyene kadar ilgilenilmesi görevini edinirler. İnsanlarda ise çocuğun bakımı ortak bakım gerektiren ciddi bir iştir. Bu sebeple bir erkekte doğumuna kadar ve doğumundan sonra bebekle ilgileneceğine ve ömür boyu ailesine bakacağına dair işaretler çekici bulunur. Biyolojik içgüdüler görünüşle ilgili özellikleri çekici yapsa da, aile yaşamı açısından güvenilir erkekler tercih sebebidir.

”Kadınların karşılaştığı evrimsel zorluk, fiziksel olarak kendisini ve çocuklarını koruyup hayatta kalmak için gerekli kaynakları sağlama yetisine sahip bir eş bulmaktı. Günümüzde böyle bir güç, fiziksel kahramanlıklardan ziyade maddi güten ve sosyal statüden elde edilmesine rağmen eski evrimsel alışkanlıklar zor ölür! Ayrıca insan yavruları -diğer bütün türlerden farklı olarak- uzun bir süre anne ve babalarına bağımlı kaldıklarından kadın kendine şöyle soracaktır: ”Bu, benim yanımda kalıp çocuklarımızı büyütmeme yardımcı olacak erkek mi?”
-Dürtü, David Lewis

Videoda 100 yıl önceki Kore ve bölünmesinin ardından Güney ve Kuzey Kore’deki güzellik algısındaki değişim gösteriliyor. Güzellik algısı çok çabuk değişir ve bölgeye göre hemen farklılık gösterir. Bunda sosyal normlar etkilidir. Ender bulunan özellik dikkat çeker, dikkat çektiği için çok uygulanır ve yaygınlaşınca başka bir özellik ender bulunmaya ve dikkat çekmeye başlar. 100 yılda bu kadar farklılık olduysa, binlerce biyolojik olarak taleplerimizin ne yönde değişebileceğini, nelerden etkilenebileceğini düşününüz

Kadınlar için, çocuğun doğumundan sonraki hayat standardı, aile yaşamı ve güven konuları çekicilik sebebidir. Erkekler için ise çocuğun sağlıklı bir şekilde doğması ve doğduktan sonra da hayatta kalması ile ilgili özellikler kadınlarda çekici bulunur.

”Erkek, alıcı, doğuraganlık düzeyi yüksek ve iyi bir anne olacağını gösteren özeliklere sahip bir kadını seçerek üreme başarısını yükseltebilir. Kadın ise kaynakları kontrol edebilen ve dolayısıyla çocuklarını iyi yetiştirebilmek için gereken maddi güvenceyi sağlayabilen bir erkeği seçerek üreme başarısını yükseltebilir.
-Dürtü, David Lewis

Statü erkeği çekici yapan temel konulardan biridir. Bu sebeple, statüyü ortaya çıkaracak göstergeler de erkeği çekici yapar. Kol saati, araba, takım elbise vs. Ama en önemlisi de konuşmasıdır. Bir erkek konuşurken statüsünü ortaya çıkarır.

How I Met Your Mother dizisinde klasik bir baştan çıkarıcıyı rolündeki Barney Stinson’un mottosu ”Suit Up!”tır. Yani ”Takımları çek!”. Barney ayrıca kadınları tavlamak için statü göstergesi diğer şeyleri kullanırken konuşmak konusunda da uzmanlaşmıştır.

Zeka, statü göstergesi olabileceği gibi statü kazanmaya giden potansiyeli ima etmesi açısından da bir erkeği çekici yapar. Bu nedenle mizah ve espiri anlayışı da zeka göstergesi olduğu için erkekler açısından ciddi bir çekicilik unsurudur.

Doğrudan temasta binlerce yıldır buzları eritebilecek önemli bir etken espiri anlayışıdır. Cinsel çekicilik ve erkeklerle kadınların birbirlerini ne ölçüde güldürbildiği arasında doğrudan bir ilişki vardır. Evrim psikoloğu Geoffrey Miller, mizahı tavuskuşu kuyruğu ile kıyaslar. Mizah aracılığıyla insanlar konuşma kabiliyetlerini, zeka ve yaratıcılıklarını karşı cinse gösterebilirler. Mizah değerli bir sinyaldir; çünkü herkesin espri anlayışı olmadığı gibi kendini komikmiş gibi göstermek de mümkün değildir.
– Uyumsuzluk, Ronald Giphard – Mark Van Vugt

Bir erkek için, tercih sebebi olmayı hak ettiğini gösteren davranışlardan birisi de dans etmektir. Hem bedensel özellikler, hem statü, hem eğlenceli yönleri tek seferde dans etme tarzı gösterir.

Fiziğimiz, saç modelimiz ve kıyafet seçimimizle sosyal statümüzün ne olduğunu gösteririz. Dans etme şeklimizse tam anlamıyla bir kartvizittir. Dans etmek, simetrik bir vücuda, yani doğru genlere sahip olduğunu göstermenin en etkin yoludur.
– Uyumsuzluk, Ronald Giphard – Mark Van Vugt

Mimikleri, sempatik tavırları, entelektüel kişiliği ile oldukça sevilen aktör Tom Hiddleston, sürpriz bir anda dans yeteneklerini gösterince zaten popüler olduğu kalabalık karşısında çok büyük bir reaksiyon alıyor

İnsanlık, doğumda ölüm oranlarının çok yüksek olduğu dönemlerden geçmiştir. 1700’lü yıllarda, sarayda bile İngiltere Kraliçesi’nin 9 çocuğundan 1 tanesi hayatta kalmış ve saray tarafından çok normal karşılanmıştı. Bu sebeple sağlıklı kadınların genleri bugüne daha çok ulaşmış ve erkekler tarafından sağlık ve doğurganlık göstergesi olan özellikler dürtü olarak yerleşmiştir.

Doğumda ölüm oranları ancak son 60-70 yılda düşmüştür. Tarihte doğan çoğu çocuğun öldüğü dönemler yaşamıştır. Doğurduğu çocuğu hayatta kalmayan özelliklere sahip kadınların genleri bugüne ulaşmadığı için, erkekler farkında olmadan çocuğu sağlıklı doğacak kadınları çekici bulurlar.

Bel ve kalça, erkeklerde içgüdüsel olarak önem verilen bir konudur. Erkekler neden bu konunun önemli olduğunu bilmezler ancak doğurganlıkla yakından ilişkindir. Araştırmalar, bel-kalça oranı 0,7’ye yakın kadınların çekici bulunduğunu göstermiştir. David Lewis, Amerikan güzellik yarışmalarında pek çok kriter yıllar içinde o günün normlarına göre değişiklik gösterirken, bel-kalça oranı ile ilgili kriterlerin pek değişmediğine dikkat çeker. Erkekler bilinçli olmadan, çocuğun sağlıklı doğması, hayatta kalması ile kalça arasında ilişki kurarlar. Çünkü geçmişte bir dönemde bu özelliğe sahip olmak, genleri devam ettirme sebebi olmuş, bu özelliğe sahip olanların genleri bugüne ulaşmıştır. Sadece bel-kalça oranı değil, kalçanın düzgünlüğü, sıkılığı, yuvarlaklığı ile bilinçaltınaki doğurganlık anlayışı arasında ilişki vardır. Benzer şekilde göğüsler, yanaklar, ten rengi gibi konular da doğurganlıkla ilişkilendirilmiştir.

Erkek beyni farkında olmadan çocuğun sağlıklı bir şekilde doğacağı ve besleneceği iması taşıyan kadın bedenini çekici bulur. Hamilelikte sahip olunan çoğu şey, hamile değilken de çekicidir. Kıvrımlı ve yuvarlak hatlar, geniş kalçalar, büyük göğüsler, parlak ve canlı bir ten rengi, kan dolaşımı olan bir yüz; erkekler tarafından içgüdüsel olarak çekici bulunur.

Biraz dolgun olmak, kıvrımlı hatlara sahip olmak kadınları çekici yapan önemli özelliklerden biridir. Bugünün güzellik normları, ”sıfır beden” anlayışı ve özellikle kadınların kendi içlerindeki rekabet nedeniyle tam tersi bir görüntü hakim zannedilebilir. Ancak tarihin çoğunda ve belki de bugünkü dönem sonrasında yeniden ama her zaman erkek bilinçaltında, sıfır bedenden çok daha fazla biraz dolgunluk çekici olarak kalmış ve kalacaktır. Bunun yine en önemli sebebi sağlıklı bir beden göstergesi, doğurganlık iması, doğacak çocuğun beslenebilmesi olduğu gibi tarım toplumundan kalma nedenleri de vardır. Güneşten yanmamış ve dolgun bir beden, bir kadının işçi olmadığının göstergesi idi. Erkekler için de kadınlar için de işçi olmak, genlerin devam ihtimalinin düşük olduğu anlamına geliyordu. O günlerce işçi olmayan kadınların soyları daha çok devam etmiştir. Avcı-toplayıcı yaşamda var olan kadın-erkek eşitliği de, tarım toplumu ile son bulmuştur. Bu dönemin ataerkil anlayış, bugün bile devam etmektedir.

”Tarih öncesi dönemlerde eşler sürekli birbirlerinin yakınında olduklarından erkeklerin evrimin can alıcı sorularından biriyle kafalarını yormalarına gerek kalmıyordu: Bu çocukların babası gerçekten ben miyim? Bunu yüzde yüz bilmeleri o zamanlarda da mümkün değildir tabii, ancak tereddüde sebep olacak bir durum söz konusu değildir. Tarımcılığın başlaması ve bunun akabinde yaşanan nüfus patlamasıyla babalık şüphesi güncelleşti. Ayrıca erkekler bazen eşlerinden ve çocuklarından oldukça uzakta bir tarımsal alanda çalıştıkları için eşler artık sürekli birbirlerinin yakınında değildi. Tarih öncesinin göreceli cinsel serbestliği tarım döneminde sorun olmaya başladı. Erkekler eşlerinin doğurdukları fazla sayıda çocuğun babası olduklarından nasıl emin olabilirlerdi? Bu can sıkıcı soruna geitirlen çözümlerden bir tanesi kadınların özgürlüklerini kısıtlamak oldu. Milyonlarca yıl işlevini yerine getirmiş olan eşitlik sistemi yerini kadınlar uygulanan baskılara ve yeni birnamus anlayışına bıraktı.”
– Uyumsuzluk, Ronald Giphard – Mark Van Vugt

Kadınların erkeklere göre daha titiz de temiz olduğu da yaygın konuşulan bir konudur. Parfümlerin, ıslak mendillerin, diş fırçalarının alıcısı daha çok kadınlardır. Çünkü bugünkü ev ortamı olmayan çağlarda, mikrop kapmanın son derece kolay olduğu dönemlerde annesi temizliğe önem vermeyen çocuklar hayatta kalamamış, dolayısıyla temizlik alışkanlığı olmayan kadınların genleri devam etmemiştir. Günlük konuşmada da erkekler için doğal karşılanıp kadınlara yakıştırılmayan bazı argo konuşmalar da aynı sebepledir. Kadın çekiciliği, pis şeylerle birlikte gündeme geldiğinde kaybolur. Erkek beyni, hijyenik bir ortamda doğup yaşaması gereken bebeğin hayatta kalması ile bir kadının günlük konuşmasındaki gündemleri arasında ilişki kurar.

Kadınlar içgüdüsel olarak temiz olmak, temiz yerlerde bulunmak, güzel kokmak isterler. Çünkü böyle yapan kadınların genleri bugüne ulaşmıştır. Modern toplumla birlikte kavuştuğumuz sabun, banyo, sıcak su, deterjan yokken doğal ortamda hijyenik olmayan annelerin bebekleri daha az hayatta kalmıştır.

Bu arada yaşlılık da çekiciliği azaltır. Olgunluk, kişisel nedenlerle bazı durumlarda çekici olsa da, beyin, genlerin devamı için gençliği avantaj olarak görür. Bu konuyla ilişkili en önemli çekicilik göstergesi ise simetridir. Simetrik bir yüz, çekici olmanın olmazsa olmaz kuralı olarak bilinir. Bu faktör deneylerle defalarca gözlenmiştir. İnsanların çekici bulduğu yüzler simetrik olanlardır. Bunun yaşlılıkla ilişkisi, yaşlandıkça yüzün simetrisini kaybetmesidir. Biyolojik içgüdülerimiz, simetrik bir yüzü gençlik göstergesi olarak algılayıp çekici bulur.

Buz Devri filminde ”son dişi”yi çekici bulan erkek Dodo Kuşları ile ilgili bir espiri vardır. Filmde son dişi uçurumdan düşer. Gerçek dünyada da Dodo Kuşları’nın nesli tükenmiş ve bugüne ulaşmamışlardır.

Erkekler, bir ortamdaki tek bir dişi varsa, onu ister istemez çekici bulurlar. Dizilerde, dizi bölümünde ekranda sık gözüken kadın çekici bulunur. Başka kadınlar arasında iken dikkat edilmeyecek bir kadın, yalnız başına iken çekicidir. Çünkü, ortamda ender kadın varsa, genlerin devamı risk taşıyor demektir. Genlerin devamını sağlamak için beyin bir dürtü oluşturur. Ortamda birden fazla erkek ya da kadın olduğunda da kıyas söz konusudur. Bu sebeplerle kadınlar daha fazla gruplara bölünme ve aynı grup içinde gittikçe birbirinin özelliklerini kopyalama içgüdüsüne sahiptir. Hayatta kalmak için birinde olan özelliği, saç rengini, konuşma tarzını, giyim tarzını, ilgi alanlarını zamanla diğer kadınlar da kopyalar. Herkes birbirine benzediğinde ise artık farklılaşan öne çıkacağı için bu kez sürekli bitmeyen bir yenilik süreci ömür boyu devam edecek, dolaplar kıyafet dolu iken bile yenileri gerekecektir.

Dan Ariely’nin deneyi. Birbirinden farklı gruplardan birine üstteki yüzler, diğerine alttaki yüzler gösterilip hangisinin çekici olduğu sorulmuş. Jerry’nin çirkin versiyonu varken normal Jerry, Tom’un çirkin versiyonu varken normal Tom daha çekici bulunmuş. Aynı şeyin çirkin versiyonunun olması, normal olanın güzel olarak algılanmasına neden oluyor.

Erkek geyiklerin boynuzları büyüktür. Çünkü dövüşü kazananın hayatta kaldığı bir koşul söz konusudur. Büyük boynuz, hayatta kalma sebebi olmuştur. Nesiller boyu boynuzu büyük olanların hayatta kalması sonucu boynuzlar büyümüştür. Sonrasında ise tam tersi olur; yani boynuzu büyük olmak çekici olma sebebi olur.

Kıyasın ne kadar önemli bir faktör olduğunu, Dan Ariely’nin sunumunda görebilirsiniz.

Burada konu tamamlanıp yeni bir başlığa geçilir: aşk. Aşk, tamamen ayrı bir başlıktır. Dikkati tekrar çekmek gerekir; aşk biyolojik dürtülerden farklı bir konudur. Aşk, biyolojik bir dürtü değil, beynin canlılığın başlamasından ve aşk olmadan hayatta kalındıktan milyonlarca yıl sonra canlılığın devamını düzene sokmak için icat ettiği bir adaptasyondur.

İnsan, milyonlarca yıl canlıların hayatta kalmasını sağlamış şartlara ilave koşullar içerisinde yaşayınca, hayatta kalma özellikleri değişmiş, kendiliğinden çocuk sahibi olmak için birlikte olma işlevi kaybolmuştur. Örneğin, tarım toplumunda bir işçi olarak doğdunuz diyelim. Açlıktan ölmemek için sürekli çalışmak yeterince acil bir konu. Bu arada evlenip çocuk sahibi olmayı aklınıza bile getirmiyorsunuz. İşte bu durumda sadece hayatta kalmaya odaklananların çocukları olmadığı için genleri devam etmiyor. Ama başka bir kadın işçi gören, ne pahasına olursa olsun onunla evlenen kişiler hayatta kalıyor. Beyin, hayatta kalmak ile yüksek duygusal durum arasında bir ilişki kuruyor. Sonuçta da yüzbinlerce nesil olmayan bir özellik insan beynine yerleşiyor. Bundan sonra her nesilde, beyin vakti gelince aynı kimyasalları vücuda pompalıyor. Bu hisleri yaşayanlar hayatta kaldığı için, genler her yeni vücuda geçtiğinde yeniden bu hisleri yaşatıyorlar.

Doğada her şey başarılı üremeye programlanmıştır. Üremeye faydası dokunan özellikler, buna sahip olmayan özelliklere üstün gelir. Evrim, erkek ve dişinin cinsel partner olarak birbirlerini tammalayacak genlere sahip oldukları takdirde birbirlerini çekici bulmalarını sağlamıştır.
– Uyumsuzluk, Ronald Giphard – Mark Van Vugt

Soy, Hürrem Sultan’dan devam etmiştir. Aşık olanların genleri hayatta kalır. Aşk, çocuk sahibi olmak ve çocukların hayatta kalması için gerekli olmuştur.

Aşk diye bir kavramın yerleşmesine neden olmuş pek çok neden vardır. Bunlardan biri de çalışma hayatı sonrası, yani emekliliktir. Hayatta kalmak için kadın da erkek de aile yaşamına ihtiyaç duymuşlar, çocukları birer gelecek yatırımı olarak görmüşlerdir. Modern toplum öncesi hayatın binbir koşulu arasında aileye sahip olanlar hayatta kalmıştır. Erkekler, evlendikten sonra başka kadınlara ihtiyaç duymamak için aşk duygusunun yerleşmesine katkıda bulunmuştur. Kadınlar, kendinden çocuğu bulunan erkeğin aile dışına çıkmaması için aşk kavramını desteklemiştir. Varlığına işlevsel olarak ihtiyaç duyulan sanal bir duygu, zamanla gerçek bir hissi dönüşmüştür.

Aşk bir çeşit gelecek sigortasıdır. Erkeklerin çocuk sahibi olduktan sonra başka bir kadın aramaya başlamalarına mani olur. Kadınlarsa birlikte çocuk yaptıkları erkeklere bu çocukların onların genlerini taşıdıklarına dair güvence verir.
-Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning

Matrix’i yaratan ve insanları en derine kadar incelemiş yapay zeka, insanlardaki aşk duygusunu küçümser ve der ki: ”Ancak insan gibi basit bir zeka, aşk gibi bir kavramı üretmek zorunda kalırdı.” Hakikaten de aşk kavramını insanlar kültürel nedenlerle kendisi üretmek zorunda kalmış ve biyolojisine yerleşmiştir.

Bugün için genç bir erkek; işi, bilgisayar oyunları, futbol maçları, arada çapkınlıkları ve arkadaşları ile bir ömür harcayabilir. O kadar eğlenmektedir ki hayatında yolunda olmayan, eksik bir şey görmekte ve düzenli bir ilişkiye girmek için sebep bulmakta zorlanır. Ancak biyoloji, böyle yaparsa hayatta kalamayacağını ona hatırlatır. Er ya da geç, karşılaştığı birinin ”tam onun için ideal” olduğunu ve kendisi onunla birlikte olmazsa başkasının olacağını düşündürmek üzere hormon bombardımanına tutacaktır. İstediği karşılığı bulamadığında ısrar etmesi için, beyin teşviğini sürdürür. Beynin amacı çocuk sahibi olmasını sağlamaktır ama genç bireyin hissettiği aşktır. Bu ısrar o kadar sürer ki denemedik yol kalmaz, kendisinde de pek çok değişiklik yapar. İşe odaklanıp statü sahibi olmak ve kabul görecek biri olmak için uğraşır. Hatta belki de unutmak için aşık olduğu kişiye alternatif başka biriyle bile evlenecektir. Sonuçta biyolojik adaptasyon işlemiş, ömür boyu oyun oynamak isteyen o erkek evlenip çocuk sahibi olmuş ve genlerini devam ettirmiştir. O kötü hisler, davranış değişikliklerine neden olması açısından oldukça işlevseldir. Bu hisleri yaşayanların genleri devam ettiği için, her nesil aşk çilesini çekmeye ve bu biyolojik kanuna derin anlamlar yüklemeye devam edecektir.

”Modern zamanlarda insanlar hayatlarında romantik aşk istiyor. Fakat geçmişte beklentiler farklıydı. Aşkı düşünemeyecek kadar meşgul olurdunuz. İnsanların basit bir nörokimyası vardır. Öncelikle hayatta kalmaya odaklanmışlardı. Bugün mutlu kimyasalları tetikleyen yolları keşfediyoruz ama bunların devamını sağlamaya da çalışıyoruz. Mutlu bir kimyasal her salgılandığında öyle kolay kayboluyor ki, daima daha fazlası için yollar arıyorsunuz. Belki de aşk şarkıları bu yüzden bu kadar seviliyordur. Kötü yan etkiler olmadan beyin kimyasallarını harekete geçiriyorlar.
-Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning

Şeytan’ın Avukatı filminden bir sahne. ”Peki aşk?”, ”Abartılmış! Biyolojik olarak çok fazla çikolata yemekten hiçbir farkı yok!”

Loretta Graziano Breuning, ”Aşk, mutlu kimyasalların bir anda akın etmesidir.” der. Aşık olan bir insanın amacı genlerinin devamı olmasa da, bu hislerin yaşanmasının sebebi genlerimizi miras aldığımız nesillerin bunu yapmış olmasıdır.

”Bir memelinin yaşamsal ihtiyaçları giderilir giderilmez, düşünceleri genlerinin devamına odaklanır.”
-Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning

Loretta Greziano Breuning, mutluluk hormonları ile aşk arasındaki ilişkiyi açıklar. ”Kovalama” ile dopamin, ”dokunma ve güven” ile oksitoin, ”statü” ile serotonin ilişkidir. İlginç bir şekilde gülme ve ağlama ile de salgılanan endorfin’i çiftler birbirinde tetikler. Sevgilisi ile ayrılan, kavga eden insanlarda kortizol salgılanır, kendilerini kötü hissederler. Beyin, genlerin devamı fırsatının kaçırılacak olmasına tepki gösterip bu konuda bir şeyler yapmak için insanı mutsuz eder. Cinsel çekim; genlerimizi sürdürme dürtümüz, aşk ise bunu başarmak konusunda odaklanmak, motive olmak ve ısrarcı olmak için beynimizin kimyasallar üretmesidir.

”Büyük bir çaba göstermezseniz, genleriniz yeryüzünden silinir gider.”
-Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning

Aşk’ın iyi hissettirmesinin nedeni, genlerimizi devam ettirmek konusunda bir şey yapmış olmamızdır. Aşk nedeniyle yaşanan acılar da genlerimizin yok olacağına dair bir uyarıdır. Bu uyarıyı ciddiye almayanlar ya da bu konuda başarılı olamayanların genleri bugüne ulaşmamıştır. Biz, buna uyanların genlerini taşıyoruz.

Bu sayede erkekler, bakımını üstlendikleri çocukların kendi soyundan olduğuna emin olacak, kadınlar ise bu güçlü ”kiralık silah” sayesinde kendilerini ve çocuklarını kötü niyetli diğer erkeklere karşı koruyabileceklerdi. Bu oluşumu istikrarlı kılmak için ”aşk”, yani partnerimizin yakınında olduğumuzda yüreklerimizin daha hızlı çarpmasına sebep olan duygu ortaya çıktı. Bu aslında romantik bir tanımlama, çünkü sonuçta bu duyguya sebep olan beynimizin ürettiği uyuşturucudan başkası değildir.
-Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning

Erkeklerin daha çabuk cinsel birliktelik istemesi de biyolojik nedenlerle alakalıdır. Erkeklerin genetik materyali ömür boyu kendilerinde olur ve teorik olarak 100 bin çocuk sahibi olabilirler. Kadınların ise ortalama 45 yaşına geldiklerinde yumurtaları tükenir. Dolayısıyla erkekler için olabildiğince çok fırsat genlerin daha çok devamını sağlarken, doğmuş çocuğun babasının özenle seçimi ve ona iyi bir hayat kazandırmaya önem verme açısından kadınlar için her ihtimal kendi başına oldukça önemlidir. Kadınların genleri devam ettirme içgüdüleri doğumu tek bir çocuğun bile hayatta kalmasına ciddi önem verirken, erkeklerin genlerini devam ettirme içgüdüleri olabildiğince çok çocuk doğması ile genlerin devam ihtimalinin artacağını varsayar.

Bir denizatı, olabildiğince çok yavru ile genlerinin devam şansını artırmaya çalışıyor

”Aşk, erkeklerle kadınların bakıma muhtaç çocukları kendi başlarına yaşamayı öğreninceye dek birlikte yatırım yapmalarını mümkün kılar.”
-Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning

Aşk ve cinsel dürtüler konusunda çağımızda yaşanan bir uyumsuzluk da var. Herkesin kendisi olduğu ve kendi gibi göründüğü bir ortamda aşk duygusu güzel bir aile kurulmasının başlangıcı olabilirdi. Birbiriyle anlaşan ve evlenme çağına gelmiş bir çift genç, kasabanın gözleri önünde bir düğünle evlenirler ve herkes onlar için en iyisini diler. Bu aşktır. Ancak karşı tarafın cinsel dürtülerini cezbetmek için olduğundan farklı bir kişi haline gelmiş bir kişi, anlık dürtüler kaybolduktan sonra yaşanacak tartışmaların ve hatalı kararların sebebi olur. Ronald Giphard, doğurganlık ya da statü göstergesi amacıyla hayatta gerçekten anlamı olan hedefler yerine kısa vadeli göstermelik davranışlara yönelmeninin bir uyumsuzluk olduğunu ve toplumsal olumsuz sonuçları olduğunu bildiriyor.

Fotoğraf kurgu ama yine de çok geniş bir kozmetik, estetik salgını var. Ameliyatla düzeltilmiş bir burun, çekik gözler, boyanmış saçlar tercih edilmeyi sağlasa da; genlerden kaybolmadığı için çocuklarda ortaya çıkar. Annesine veya toplumun kalanına benzemeyen, çan eğrisinde herkesin yığıldığı yerde olmayan büyük çoğunluk kendisinde bir eksiklik arar, kompleksler edinir, herkes gibi olmaya çalışır. Oysa kendisine bir sorun yoktur.

Aşkla ilgili bir başka olumsuzluk da, doğru karar verme becerisine mani olmasıdır. İki biliminsanı oksitosin ile ilgili bir deney yaparlar. Bu hormon vücuda dışarıdan alındığında inanlara güvenme, karşısındaki kişiyle ilgili olumlu düşünceler kazanma gibi etkilere neden olur. Bu çalışmaların ilerletilmesinin ”aşk iksiri” gibi etki görecek bir ilaç yapımını sağlayabileceği düşünülür. Ancak dozaj artırıldığında fark edilir ki, sahip olunan aşırı güven, mantıklı düşünme yeteceğinde azalmaya ve insanın toplumda hayatta kalması için en önemli becerilerden olan ”başkalarının niyetlerini anlama” özelliğini kaybetmeye neden olur. Aşık olduğumuzda da olan budur. Karşı tarafa fazla güvenme, gözleri örter ve gerçekleri görmeye mani olur.

Oksitosinin neden böyle bir etkisinin olduğu açıktı. Başkalarının niyetlerini tespit etmeye en çok yatırımı etrafımızdakilerden şüphe ettiğimiz zaman yaparız. Oksitosin, şüpheleri hafiflettiği ve güveni arttırdığı için bizi başkaları tarafından yönlendirilmeye karşı savunmasız yapar.
– Akıllı Hissetmek, Eyal Winter

Gelmiş geçmiş en popüler şarkılardan biri olan ”Dance to me” şarkısının klibinde gerçekten bir ömür birlikte olmuş çiftler yer alır ve arka planlarında gençlik fotoğrafları gözükür. Leonard Cohen şarkıda ”Dans et benimle, aşkın bittiği yere kadar” der. Aşk, hayat sona erince bitecektir, hakikaten de insan beyninin aşkı yaratmasının nedeni budur; bir ömür boyu birlikte yaşamak.

Beynimizin en önemli dürtüsü hayatta kalmak. Çoğu dürtümüz, bununla ilişkilidir. Ateşten kaçarız, yüksekten korkarız, ağrıdan kurtulmaya çalışırız, acıkınca yemek ararız. Tüm dertlerimiz çözüldüğünde ise genlerimizin devamı için uğraşırız. Ölümsüz değiliz, bu sebeple çocuk sahibi olmamız gerekir. Siz çocuk sahibi olmayı reddedebilirsiniz, 100 yıl sonra hayattaki herkes çocuk sahibi olmayı kabul edenlerin çocukları ve torunları olur. Yani genler çocuk sahibi olmayı isteyenlerden devam eder. Bu her nesil yaşanır, dolayısıyla her yeni nesilde çocuk sahibi olma ve buna giden yol daha da sağlamlaşır. İnsanlığın tümünü yok eden tek bir olay yaşanmadığı sürece, nesiller her zaman çocuk sahibi olmak isteyenler tarafından devam edecektir. Diğer her şey, çocuk sahibi olmaya giden yolları kolaylaştırmak için beynimizin bizi teşvik etmesidir. Aşk da modern toplum ile çocuk sahibi olmaya giden yolları kültürün etkilemesinin sonucu olarak yaşadığımız biyolojik adaptasyondur. Tıpkı çocuk sahibi olanların hayatta kaldığı gibi, aşık olanların soyları devam etmiştir. Nöron yollarımız ve kimyasallar, bizi hayatta tutmaya ve neslimizi devam ettirmeye çalışır. Bunu sağlarken derin manalar yüklediğimiz tüm şarkılar gerçek hisleri yansıtsa bile aslında biyolojik kanunların sonuçlarından ibarettir.

Kaynaklar:

  • Dürtü, David Lewis
  • Mutlu Beyin, Loretta Greziano Breuning
  • Uyumsuzluk, Ronald Giphard – Mark Van Vugt
  • Akıllı Hissetmek, Eyal Winter
Akıllı Hissetmek, tesadüfen edindiğim, ender bulunan bir psikoloji kitabı. 12.02.’19’da okumuştum.
148 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.