Nöronlar, Pratik ve Aşinalık

BU YAZININ SON KONTROLÜ VE REDAKSİYON ÇALIŞMASI YAPILMAMIŞTIR.

Sabah bembeyaz bir güne uyandınız, kar yağmış. İlk kapıdan çıkan kişi, karlar üzerinde yürürken iz bırakır ve yol açmış olur. Sonra geçen muhtemelen onun izleri üzerinden gidecektir. Bir süre sonra insanların geçtiği yer, o karlı alan içerisinde yol olmuş olur. Başkalarının izleri üzerinden gitmek kolay olandır.

Beynimiz nöronlardan oluşur. Her nöron kendisine ulaşan elektriği sonraki nörona iletir. İlk kez bir nörondan elektrik geçmesi, karda iz bırakmak gibidir. Tekrar tekrar sinyaller iletildiğinde artık orada bir yol olmuş olur.

Karlı bir alanda küreklerle yol açılıyor. Sonradan geçenler yol üzerinden gidiyorlar. Ama şakanın amacına ulaşması için bu yollar hiçbir yere çıkmıyor. İnsanlar kara basabilirler, diledikleri yere en kısa yoldan gidebilirler ama yine de (kürekle açıldığını bilmedikleri) yolların insanlar yürüdükçe açıldığı düşündükleri için onların izinden gidiyorlar. Başkasının izinden gitmeye meyilliyizdir. Beynimizde de daha önce kullandığımız nöron yollarını kullanmaya meyilliyizdir.

Karda yürümek ile düşünmek arasındaki bağıntı budur. Her ikisinde de ilk defa geçiş zordur ve sonraki geçişlerde gittikçe kolaylaşır. Kar yağdığını varsayarsak ikisinde de geçilmeyen yollar kaybolmaya meyillidir. Ve daha önemlisi, her sonraki sefer bir önceki yoldan gitmek yeni bir yol açmaktan kolaydır. Bu yüzden önceden geçilmiş yollardan geçmeye meyiliyizdir.

Düşünmenin zaman aldığı bulgusu, 19. yüzyılda hakim olan genel bakış açısıyla uyum içindeki ‘’düşünmek, tinsel bir eylemdir’‘ paradigmasını temelden sarsıyordu. Çünkü buna göre tıpkı davranışın diğer boyutları gibi düşünmek de müthiş bir sihir değil, mekanik temele dayanan bir olguydu. -Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman

Her hücre (nöron), saniyede 100 defaya varabilen bir hızla diğer hücrelere elektrik sinyali gönderir. -Incognito ‘Beynin Gizli Hayatı’, David Eagleman

Düşünmeye binlerce yıl ruhani, metafizik bir olgu olarak bakılmıştır. Oysa net bir şekilde matematiksel bir konudur. Milyarlarca nöronumuz var. Bunlar çevresindeki nöronlarla çok fazla iletişim halindeler. Düşünme tamamen hangi nörondan ne kadar sinyal geçtiği ile ilgili sonuçlardan ibaret. Bu sonuçları yorumlayabilecek kadar gelişmiş teknolojilerimiz yok ancak matematik kuralları hala burada geçerli. Örneğin iki nörondan hangisini sık kullanmışsanız bir sonraki sefer onu kullanmaya meyilli olursunuz, gibi.

Bi kum zerresi büyüklüğünde beyin parçasında birbiriyle ”konuşan” yüz bin sinir hücresi, iki milyon akson ve bir milyar sinaps bulunur. Bu rakamlarla, olası beyin durumlarının, yani kuramsal olarak mümkün elektrik kombinasyon ve permüyasyon sayısının, evreneki temel parçacıkların sayısından fazla olduğu hesaplanmıştır. -Beyindeki Hayaletler, V.S.Ramachandran

Beynin tüm lobları, yarımküreleri ve modülleri içinde kullanılmayı bekleyen 100 milyar nöron vardır. Bu nöronlar hayli sosyaldir; komşu nöronlarla birlikte çalışarak, kullanılmadıkları takdirde öleceklerdir. Her bir nöron, yaklaşık 10 bin başka nöronla bağlantı sürdürme yeteceğine sahiptir. Siz bir şey öğrendikçe bu bağlantılar gelişir. -Brain Up, John B. Arden

Bir nöronu tekrar kullanmak nasıl daha sık kullanmaya neden oluyorsa, kullanmaması da giderek eski yolun kapanması manasına geliyor. Tıpkı karda açtığımız yolun yavaş yavaş kar nedeniyle kapanması gibi.

Kullanmak bağlantıları güçlendirir, kullanmamak ise zayıflatır. İlişkilerin güçlendirilmediği eski bağlantılar zayıflayacaktır. -Brain Up, John B. Arden

Genel olarak tek bir nöron, komşu nöronla yaklaşık 10.000 bağlantı kurmuş durumdadır. Milyarlarca nöron bulunduğunu düşünecek olursak, beyin dokusunun tek bir santimetre küpünde, Samanyolu gökadasındaki yıldızların sayısı kadar bağlantı olduğunu söyleyebiliriz. -Incognito ‘Beynin Gizli Hayatı’, David Eagleman

Bir nöron tekrar tekrar kullanılırsa, miyelin adı verilen bir yapı gelişiyor. Nöronun etrafını örten bu yapı, onun daha hızlı elektrik iletmesini sağlamaktadır. Bu nedenle tekrar tekrar kullanılan nöronların elektrik iletimi daha mümkündür.

Tekrar tekrar kullanılan nöronlar yağlı bir zırh olan miyelini geliştirir. Bu zırh bir nöronu elektrik üretmekte fazlasıla etkili hale getirir. Zırhlıların devre oluşturma yöntemi zırhsızlardan daha verimlidir. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

Bir ülkede kar yağdığında insanların ve araçların nereden geçtiğine bakılıp bununla ilgili şehir planlaması yapılıyormuş. Muazzam bir konu. Aynı zamanda tam olarak beynimizin çalışma biçimi. Sık kullanılan nöron yollarında miyelin gelişir ve böylelikle artık orası yol olmuş olur.
(Kaynak: @fietsprofessor)

Beynimiz de daha kolay elektrik akımı oluşacak yolları tercih etme eğilimindedir. Dolasıyıla bir şeyi tekrarladığınızda, daha sonra onu yeniden yapmanız mümkün olacaktır. Tercihlerimiz tekrarlara, tekrarlar da alışkanlıklarımıza dönüşür.

Deneyim, genç nöronları miyelinle kaplar, böylece elektriği hızla iletir. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

MS (Multipl Skleroz) hastalığı, nöronlar arasındaki miyelin tabakasının kaybolması ile ortaya çıkar. Böylelikle sinir iletişimi bozulur ve çok çeşitli sorunlara neden olur.

Çay ile kahve arasında karar vermeniz istendi. Kahveyi seçtiniz. Bir sonraki sefer kahve ile çayı seçmek arasında çok fark olmayabilir. Ancak 50 kez sorulduğunda ve 40’ında kahveyi seçtiğinizde bir sonraki sefer çayı seçtiğinizde biraz mutsuz olursunuz. Beynin kahve dururken çayı seçtiğinizde yanlış bir şey yaptığınızı hissettirir, çünkü çayın olduğu nöronları kullanmak kahveye göre daha az kolay olandır.

Yakın bir geçmişte belli bir tür hastalıkla çok sık karşılaşmış olan doktorların sıradaki muayenelerde aynı teşhisi koymaya meyilleri artar, başvuran kişide o hastalık olmamasına rağmen. -İrrasyonel, Stuart Sutherland

Neyi seçerseniz, bir sonraki sefer onu seçme ihtimalini artar. Sürekli birini seçerseniz bir süre sonra ne seçtiğinizden ne de seçmediğinizden keyif almazsınız ancak yine de her zaman seçtiğinizi seçmek zorunda kalırsınız.

Yüzlerce kez kahveyi seçmiş ve birkaç kez çayı tercih etmişseniz, artık o yoldan elektrik akmasına yatkın olmayı bırakalım, elektrik iletimi olmayışı da ciddi bir problem olur. Artık hiçbir şey seçmeseniz bile, kahveyi seçmediğiniz için mutsuz olursunuz.

Peki yeni bir alışkanlık kazanmak neden iyi hissettirmez? Eski alışkanlıklar beyninizin asfalt yolları gibidir. Yeni davranışları işleme sokmak zordur, çünkü onlar nöron ormanındaki dar patikalardır. Bilinmeyen yollar tehlikeli ve yorucudur, bu yüzden genelde bildiğimiz yollardan gideriz. Fakat cesaret ve azimle yepyeni bir yol yaratabilirsiniz. Ve 46. günde o kadar iyi hissedersiniz ki başka bir alışkanlığa daha el atarsınız. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Mutluluğun sırrı, tüm keyiflere yeterli tercihi ayırmaktır. Bir süre sonra neyi seçerseniz seçin mutlu olursunuz.

Ancak bu hikayenin sonu değildir. Çayı seçmeye devam ederseniz, nöronlardan elektrik geçtikçe beyniniz ona da alışır ve bir süre sonra çay veya kahveden hangisini seçerseniz seçin, beyniniz alışık olduğunuz bir şey yaptığınıza dair cevap verecektir.

Nöronlarınız daha önce aktive olmamış bir yoldan elektrik göndermekte zorlanır. Ama bir yolun her aktive oluşu işinizi kolaylaştırır. Tekrar etmek bir sinir yolunu yavaşça geliştirir. Eski yol yıllarca kullanmaktan güçlü hale gelmiştir. Peki nasıl yeni yollar açarız? Yanıt basit: Beyninizi yeni deneyimlerle tekrar tekrar besleyerek. Tekrar etmek ihtiyacınız olan devreleri kurar. Kimya bunları sizin için inşa edemez, size bunu başkası için yapamazsınız. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Felsefi olarak mutluluğun tanımı, nörolojik olarak ispatlanmadan önce de bulunmuştu. Bertrand Russell, bir insanın mutlu olması için az ama çok çeşitli mutluluk kaynakları edinmesi gerektiğini söyler. Böylece hiçbiri bağımlılığa dönüşmez ve hepsi mutluluk verir.

Tesla da, dengede tutulmuş keyifleri hayata için avantaja dönüştürenlerden. Şöyle der: ”Mevcut yaşam koşullarında elimizden gelen işin en iyisini çıkarmak için uyarıcılara (çay, kahve vs…) İhtiyacımız olduğu doğrudur; bu sebeple aşırıya kaçmadan, iştahımızı ve her açıdan eğilimlerimizi kontrol altına almalıyız. Yıllardır benim yaptığım budur; bu sayede bedenimi ve zihnimi genç tutuyorum.”
[Görsel ”The Prestige” (2006) filminden.]

Arabanızda tek bir CD var ve onda asla dinlemeyeceğinizi söylediğiniz şarkılar varsa müziksiz kalmanıza gerek yoktur. Defalarca dinlemek zorunda kaldıktan sonra bir de bakmışsınız ki alışmışsınız.

Tekrarla yeni yollar kurmak zaman alır ama daha az yan etkisi olan davranışlar olutşrurusunuz. Bir şeye kendinizi defalarca maruz bırakırsanız zamanla hoşunuza gitmeye başlar. O anda sevdiğiniz bir şeyi bile zamanla sever hale gelirsiniz. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

Nörolojiden çıkan büyük sonucu hayatın en büyük sırlarından birine dönüştürelim ve buna kısaca ”Restoran paradoksu” diyelim. Restorana her gittiğinizde o gün en az istediğiniz şeyi sipariş edin. Bir sonraki sefer yine. Bir şeyi sipariş ede ede sevmeye başladığınızda onu istemeyeceksiniz. Yeterince süre sonra fark edeceksiniz ki sevmediğiniz hiçbir şey kalmamış. Neyi seçerseniz seçin en istemediğiniz seçenek değil. Hayatın sırrı, neye katlanaca ğını kendin seçerek bir süre sonra yapıp da sevmediğin hiçbir şey kalmamasıdır.

Keyiflerimiz, tercihlerimiz, alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız sayılarla ilgili mekanik bir süreçtir. Sayıları değiştirmek, alışkanlık ve keyiflerimizi değiştirmeye yeter.

Her deneyimde, duygularınız beyninizdeki elektriği tetikler. Bu elektrik beyninizin içinde suyun fırtınada hareket ettiği gibi ilerler -en az dirençle karşılaşacağı yollar bulur. Daha önce oluşturduğunuz bu yollar elektriğinize akacak kanallar verir ve böylece deneyiminize vereceğiniz karşılığı şekillendirir. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Family Guy dizisinde Peter, Carter Pewterschmidt’e ”Big Bang Theory dizisini izleme partisi düzenleme” cezası verir. Carter, bölüm boyu diziyi izleyecek kimse bulamaz ve tek başına izler. Bölümün sonunda cezası bittiği ve artık izlemek zorunda olmadığı söylendiğinde şöyle der:
”Artık hoşuma gittiği için izliyorum.”

İletimin bir nörondan diğer nörona geçmesi için, nöronlar arasında bulunan sinapsları geçmesi gerekir. Sinapslardan güçlü iletiler geçer. Böylece bazı iletiler akımını sürdüremez. Bu sayede bazı şeyler önemli, bazı şeyler önemsiz olabilir. Tekrar ettikçe sinapslar gelişir ve elektrik iletimi kolaylaşır.

Deneyimli sinapslar komşu nöronlara elektrik göndermekte daha başarılıdır, bu yüzden daha önce gittiğiniz bir yoldan gitmekte daha iyisinizdir. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

Ancak sinapslarla ilgili önemli bir konu, duygular aracılığıyla birden oluşabilmeleridir. Pek çok tekrarın sağlayacağı etki tek bir duygusal olayda yaşanabilir. Örneğin yüzlerce kez kahve içtiğiniz için kahve içmeyi artık çok seviyorsunuzdur. Ancak bir kez üzerinize kahve döküldüğü için birden kahve içmekten soğuyabilirsiniz. Koyun severken köpek havladığı için koyunlardan korkmaya başlamış olabilirsiniz. Patlıcan yerken mideniz bulandığı için patlıcan sevmeyebilirsiniz.

Tekrar, sinapsları zamanla geliştirir. Duygu, sinapsları anında oluşturur. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

Kar örneğinden gidersek, sinapslar karın üzerinden araba geçmesi gibidir. Defalarca insan geçmesiyle oluşacak yol tek seferde oluşur. Lastik izleri üstünden yürümek daha kolaydır. Üzerine kar yağması daha çok zaman alır.

Ama sinaspların yol açtığı bağlantıları da tekrarla yenebilirsiniz. Üzücü olayları unutabilir, bağımlılıklardan kurtulabilirsiniz. Tekrarla alışkanlık edinimi, önemle tavsiye edilir. En doğal ve yan etkisi olmayan süreç, bir davranışı tekrarla yerleştirmektir. Aksi takdirde duygusal olayların yol açtığı süreçlerin döngüsü içine hapsoluruz.

Seçtiğiniz şeyi tekrar etmeye başlamazsanız rastlantılar sizi şekillendirir. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

Çok profesyonel bir sporcu olan Roberto Carlos, şahane bir çalım atan İlhan Mansız’ı anında yere indiriyor. Böylelikle İlhan Mansız’ın zihninde çalım atarsa düşeceği duygusu yerleşmeli. Yıldızlaşan bir sporcu insan üstü işler yapıp durdurulamaz bir enerjiye ulaşabilir. Bu sebeple defans oyuncuları yıldızlaşmaya başlayan oyunculara karşı sertleşirler.

Alışkanlıklar ve öğrenme ile ilgili ”45 gün aksatmadan uygulama” şeklinde tavsiyeler var. Her nedense bir şey 45 gün tekrarlandığında kalıcı olarak yerleşmiş oluyor. Döngüyü kırarsanız, baştan başlamanız gerekiyor.

Yeni bir sinir yolu inşa etmek için çok fazla para ya da zaman gerekmiyor. Sadece cesaret ve odaklamayla, yeni bir davranışı kendinizi iyi ya da kötü hissetseniz de tekrarlamak yeterli. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

”Zinciri kırmamak” gerektiği hem psikolojik hem de nörolojik bir konu. Bir gün yapılmayan bir davranışı yerleştirmek için sıfırdan başlamak gerekiyor. Tüm önemli kişiler bir davranışı yerleştirmek için aralıksız yapmak gerektiğini söylüyor.

Beynimiz, hayatta kalanlardan miras. Özellikle beynimiz, kaynaklarını idareli kullanmaya programlanmış durumda. Peki bir yoldan elektrik akımı düzenli olarak gidiyorsa ne olur? Beynimiz oradan elektrik akımı iletmeye meyilli olduğu gibi, bunu yaparken de daha az enerji kullanır.

Beyin, yakıt olarak bol miktarda glikoz kullanan bir yüksek enerji tüketicisidir. Kişinin ağırlığının yalnızca yüzde 3’ünü oluşturmasına rağmen, mevcut yakıtın yüzde 20’sini kullanır. Enerji depolayamaz ancak ihtiyaç duyduğu anda enerji alması gerekir. Koşullara uyum sağlama yeteceği inanılmaz derecede olduğu için, yakıt kaynaklarını idareli kullanır. -Brain Up, John B. Arden

Beynin kaynaklarını idareli kullanmasına ”hedonik adaptasyon” örnek verilebilir. Beyin, mutluluk hormonlarını üretimini bir olayın beklentisine ve tekrarına göre ayarlar. Piyango’dan para çıktığında sürekli yüksek mutluluk hormonu üretemeyeceği için mutluluk eşiğinizi yükseltir. Dolasıyısıyla şimdi sizi mutlu eden şeylerle mutlu olmazsınız. Önceden hiçbir şeyin yetmemesi gibi bundan sonra da hiçbir şey yetmeyecektir.

Ustalaşmak denen şey, beynin bir konuda daha az enerji harcamaya başlamasıdır. Çünkü hangi yollardan elektrik akımı geçeceğin zaten bilir. Neredeyse düşünmeden bir işi halledersiniz.

İnsanlar bir video oynunuz ilk kez oynadıklarında, etkinlikle capcanlı olan beyinleri deli gibi enerji harcar. Oyunda ustalaştıkça beyin etkinliği de giderek azalır; artık enerji bakımından daha verimli hale gelmiştir. Herhangi bir işle meşgul olan birinin beyni üzerinde ölçümler gerçekleştirip etkinliğin çok düşük düzeyde olduğunu gözlerseniz, bu büyük olasılıkla onun elindeki işle uğraşmadığını değil, programları devrelere kazımak için geçmişte epeyce çabalamış olduğunu gösterir. -Incognito ‘Beynin Gizli Hayatı’, David Eagleman

Her adımda düşünme süreci, bir şeyi öğrenirken yaşanır. Bir süre sonra bazı adımların kendiliğinden işlediğini fark edersiniz. Ustalaştıkça işin büyük kısmında düşünmeyi bırakırsınız.

Bir işte beceri kazandıkça, enerji ihtiyacı azalır. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

Gerçekliği şüpheli de olsa, konuya uygun meşhur bir anektod vardır. Picasso’dan birisi bir portre ister. Kendisine beş dakikada çizip verilir. Para konusu açıldığında adam ”5 dakikalık resim için bu kadar para mı istiyorsun?” der. Picasso da; ”30 yıl + 5 dakika” O tablonun beş dakikada ortaya çıkmasını sağlayan, 30 yıllık nöron yolları oluşumudur.

Ne kadar sık kullanmış ve ustalaşmış olursanız olun, kullanmayı bıraktığınız nöronlardan elektrik geçiş hızını azalır. Bir insan yetişkinlikte bile ülkesinden ayrılsa, dilini kullanmadığı sürece konuştuğu dili bile unutacaktır.

Bir kez bir şablon geliştirince, bir daha denediğinizde yapması daha kolay olacaktır. Peki ya yapmayı bırakırsanız ne olur? Eskisi kadar iyi Fransızca konuşamazınız. Yeteneğinizi muhafaza etmek için o faaliyette sık sık bulunmalısınız. -Brain Up, John. B. Arden

Beyinle ilgili bilimsel kitapların çoğunda zeka kelimesine hiç rastlamayız. Oysa günlük hayatta en inandığımız kavramlardan biridir. Herkes nöron yollarını sonradan oluşturmak üzere doğuyor. Bazı biyolojik farklar hayattaki rastlantılarla zamanla avantaja dönüşüyor olabilir. Yine de tekrarın, çabalamanın büyük önemi var. Aynı işi zamanla daha az enerjiyle yapmaya tecrübe denir, zeka da denebilirdi.

Zeki beyinler açıkça daha az enerji kullanır. -Aptal Beyin, Dean Burnett

Çok zeki bireyler, hem beyin etkinliği hem de gözbebeklerinin büyüklüğünden anlaşıldığı üzere, aynı sorunları çok daha az çabayla çözerler. Bir işte beceri kazandıkça, enerji ihtiyacı azalır. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

Ustalaşmaya felsefi manalar yüklendikten binlerce yıl sonra, gelişen teknoloji beynimizdeki kimyasal ve fiziksel bazı değişiklikleri gözlemleyebilmemizi sağladı. PET taramaları gösterdi ki, ustalaşmak, beynin bir alanını daha az kullanmak demek.

PET taramalarının gösterdiği üzere, kişi belli bir beceride ustalaştıkça, beynin o beceriyle ilgili kısmı daha az çalışır. Bu da verimliliğin temel ilkesini anlatır: Kolay gelen tekrarlanacaktır; çünkü kolaydır. -Brain Up, John. B. Arden

Görüntüleme tekniklerinin gösterebildikleri ve işlevleri farklı.

Eyleme geçmek ve kendi nöron yollarını kullanmak büyük önem taşır. ‘Pratik’ dediğimiz kavram, nöronların gerçekten kullanılmasıdır. Öğrenme konusu da bizzat nöron yolları ile ilgilidir. Dolasıyısyla en iyi deneyimleyerek öğrenilir.

Bir şeyler öğrenmenin en işe yarar yolu, onları bizzat deneyimlemektir. -Sıfırla, Chris Paley

Ronaldinho, Xavi varken sıra gelmeyen Messi, antremanlarda o kadar çok frikik çalıştı ki, yıllar sonra başlasa da bugüne kadar tam 51 frikik golü attı.
”Binlerce hareket deneyenden korkma, bir hareketi binlerce kez deneyenden kork.”

Nöron yollarının yavaşça oluşması, zamanla bazılarından daha çok sinyal geçmesi iyi bir öğrenme metodu. Bir şeyi deneyimlemek yavaşça bazı nöron yollarının zamanla keskinleşmesi demek. Herkes kendi nöron yolunu kendi oluşturabiliyor. Bu nedenle insan sayısı kadar öğrenme biçimi var. Bir insana dışarıdan bilgi verilse bile öğrenme ancak kişinin kendi çabasıyla gerçekleşir. Ve baştan hangi nöron yolunu oluşturacağımızı bilemeyiz, bunu ancak denedikçe ve tekrarladıkça oluştururuz.

Hiçbirimiz dart oynamak için ders almayız; sadece atış yapar ve bu atıştan yola çıkarak sıradaki sefer daha mı aşağıya yoksa daha mı yukarıya atmamız gerektiği sonucu çıkarız. -İrrasyonel, Stuart Sutherland


”Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum.” -Aziz Sancar 

Düşünme, öğrenme, yetenek, zeka… İnsanlığın evrenin sırrını çözmekten günlük problemleri aşmaya kadar en önemli kavramları son derece basitçe şuna dayanıyor; tekrar. Yeterince tekrar yapmayıp yeterince çalışmadığımız için rastgele nöron yolları hayatımızı şekillendiriyor.

Bir şeyi ne kadar çok yaparsanız, o şeyi gelecekte yeniden yapma ihtimaliniz o kadar güçlenecektir. Sporcuların uzun antrenmanlar yapmalarının, piyano alanların saatlerce çalışmalarının nedeni budur. Bir şeyi ne kadar çok düşünürseniz, zihninizde durup durup ortaya çıkması ihtimali o kadar güçlenecektir. Tekrarlama, beyni yeniden yapılandırır ve alışkanlık doğurur. -Brain Up, John. B. Arden

Şimdilerde neden bir Michelangelo çıkmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Kendisi bir taş yontucusunun karısı tarafından emzirilmiş ve sadece heykel eğitimi alana kadar 13 yıl gece gündüz sadece taşlarla uğraşmıştır. Bugünlerde böyle bir eğitim ve odaklanma mümkün değil. Dolayısıyla böyle sanatçılar da çıkmıyor.

İlginç olan, her düşündüğümüzde de belirli nöron yollarını kullanıyor olmamız. Bir şeyi sık düşünmek, onu beynimiz için gerçeğe dönüştürüyor. Kendimizi baştan inandırırsak bu nedenle sonradan doğruya ikna olmamız zorlaşıyor. Sabit fikirlerimiz, alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız da böyle doğuyor. Ve hafızamızdaki anılar da her düşündüğümüzde değişiyor. Belleğimiz de aynı prensiplerle çalışıyor.

Tanıdık sinir yollarında seyahat kolaydır, ama bu her zaman iyi bir şey değildir. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Antibiyotiği kullandığınızda önce güçsüz olanlar ölür. Doğru zamanlarda kullanmazsanız, ortamda kalan güçlülerin çoğalması nedeniyle etkileri artar. Hayatta kalanların özellikleri devam eder, adapte olmayanlar kaybolur. Beynimizde hangi düşüncenin hayatta kalacağına kendimiz karar verirsek fikrimiz ve karakterimiz olur, öbür türlü nasıl biri olacağımız sadece şansa kalmıştır.

Belirli bir eşiği aşamayan sinyallerin bir sonraki nörona geçemediğini söylemiştik. Aynı zamanda kullanmadığımız nöronlardan daha az elektrik geçeceğini de. Dolasıyısıyla yeterince beslemediğimiz düşünceler kaybolur, bu da bir süre sonra geriye cılız da olsa diğer düşüncelerin kalması demektir. Sonuçta biyolojinin doğadaki yasaları, beynimizdeki düşünceler arasında olur. Hayatta kalanın nesli devam eder. Yani yeterince çok yönlü düşünmezsek, çok kolay bir şekilde sabit fikirli olur ve aksi fikirleri aklımıza bile getirmeyiz.

Kullanılmayan nöronlar körelir, bu yüzden daha önce kullandığınız nöronlara ciddi şekilde güvenirsiniz. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

Aygaz müziği, Bellona şarkısı, Trivago, Wix… Firmalar jingle’larını, reklamlarını binlerce kez duymamız için uğraşırlar. Ve hakikaten bazı markaların isimlerini müziğini aklımıza getirmeden okumayız bile.

Bu da beynimizin hacklenebileceği anlamına geliyor. Yanlış dahi olsa sürekli gönderilen bir fikir zaman içinde yerleşecektir. Sürekli maruz kaldığımız şeylere alışırız. Tüm manipülasyon araçları, sürekli tekrarlanan yalanın zamanla inanılır olacağını söyler. Beynimiz kendi söylediklerimize de zamanla inanır, bu nedenle tüm motivasyon kitapları ruh halimizi değiştirmek için yüksek sesle mutlu olduğumuzu söylememizi tavsiye eder.

Doğal seçilim insanlara devasa sayıda nöron verdi ve bu da doğuştan gelen bilgi üzerinde büyük bir avantaj sağlayabileceğimiz anlamına geliyor. Kurduğumuz sinir sağlarına güvenmek üzere tasarlandık. Bu yüzden, bizi yanlış yola götürseler de onları görmezden gelmek çok zordur. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening

”Seçkinler beğendikçe alkışlar, halk ise alkışladıkça beğenir.” -Cenap Şahabettin

Bir şeyi sık duymak sık düşünmemize, bu da zamanla inanmamıza neden olur. Tekrarın düşüncelerimizi değiştirmesine ”salt maruz kalma etkisi” denir. Bir şeye sürekli maruz bırakılmak rahatça fikirlerin değişmesini sağlar.

Bir argümanı birçok defa duymak, onu kabul etme ihtimalizimizi yükseltir. -Sıfırla, Chris Paley

Bu o kadar vahim bir konudur ki, sadece medya ve reklamcılık kullanarak insanların gözünde itibar oluşturulabileceği ve fikirlerinin yönlendirilebileceği anlamına gelir. Ancak bunun tek sebebi bu değildir.

Orantısız güç, elbette çok kötü bir şey. Yine de profesyonel bazı dernekler, dünya çapında duyulmak için kasıtlı olarak polisin kendisine müdahale etmesini sağlarlar. Sıradan bir eylemi polis çatışmasına dönüştürmek için provokatörlere sahip çok fazla grup vardır. Haberlere çıkmayan bir protestonun hiçbir işe yaramayacağı düşüncesi yaygın bir düşüncedir.

Daha çok gördüğümüz şeyi daha çok beğeniriz. İnsan beyninin en büyük zaaflarından biri budur. Bir fikri sürekli duyurduğunuzda birileri karşı çıkarsa, fikriniz bir o yöne bir bu yöne gidip sonunda kendi kararınıza varabilirdiniz. Ancak bir şeyi sürekli görmek ona sempati duymamızı sağlar. İşte bu da neden siyasetçilerin, oyuncuların, markaların göz önünde olmaya çalıştığını anlamamızı sağlar.

Bir şeyi gördükçe daha çok beğeniriz, görmediğimizde bile. -Sıfırla, Chris Paley

Nou Camp stadında küçük bir ayrıntı. Tabelada Coca Cola yazıyor. Bu bizim için oldukça normal. Ancak şöyle bir düşünün; Coca Cola yazısı görmeden gün bile geçirmeyiz. Hangi ilçeye ve köye giderseniz gidin, hangi cihazınızı açıp nerede gezerseniz gezin; karşınıza bir logo çıkar. Daha çok görülmek insan düşüncesinde pek çok şey değiştirir; bunu reklamcılar oldukça iyi bilir.

Bu pek çok şeyi açıklar. Sıradan eylemleri protestoya dönüştüren örgütlerin daha çok bağış aldığı ortaya çıkmıştır. Duyulma arttıkça insanların düşüncesinde yer etme fırsatı doğar. Bu da zaman içinde haklı olmak anlamına gelir. Bazı oyuncular bar çıkışlarında görüntülenir, rezalet çıkarır ve popülaritesini artırır. Sadece gündeme gelmek için bile olmadık şeyler yapılabilir. Hiçbir yeni değişilik olmasa ve hayatına anlam katacak hiçbir şey sunmasa bile profilinde sürekli selfie paylaşmak beğenilirliği artırabilir. Kimisi için kendini sürekli göstermenin avantaja döneceği düşüncesi yaygındır.

Bir yüzün resmini daha önce görmüşseniz, resmi daha sonra yeniden gördüğünüzde o kişi size daha çekici gelecektir; o kişiyi daha önce görmüş olduğunuzu hatırlamasanız bile. Salt maruz kalma etkisi adını alan bu durum, örtülü belleğinizin, dünyayı yorumlama biçiminizi etkilediğini gösteren kaygı verici bir gerçeği gözler önüne serer. Bu durumda, salt maruz kalma etkisinin ürün markalama, şöhret yaratma ve siyasi kampanyalardaki sihirde parmağı olduğunu duymak size şaşırtıcı etmeyecektir: Belirli bir ürüne ya da yüze tekrar tekrar maruz kaldığınızda, onu giderek daha fazla tercih eder hale gelirsiniz. Sürekli göz önündeki şahsiyetlerin, beklenenin tersine olumsuz basından her zaman rahatsız olmamalarının nedeni de bu etkidir. Ünlülerin sıklıkla söylediği gibi ”tek kötü reklam, reklam olmamasıdır” ya da ”gazetelerin hakkımda ne söylediği umrumda bile değil, yeter ki adımı doğru yazsınlar.” -Incognito ‘Beynin Gizli Hayatı’, David Eagleman

Bildiklerimizi gözden geçirelim. Sadece sık duyduğumuz için bir yalana inanmaya başlıyoruz. Sadece çok gördüğümüz için birini beğenmeye başlıyoruz. Hala daha vahimi var. Bir düşünceyi daha önceden duymuşsak, bahsi geçtiğinde inanma ihtimalimiz artıyor. Beynimiz ”bunu duymuştum, muhtemelen doğrudur” diyor. Yani her zaman ortaya söylenti atanlar ve ilk konuşanlar avantajlı oluyor.

Katılımcı, daha önceki haftalarda da duyduğu belirli bir cümleyi, duymadığına yemin bile etse, ”doğru” olarak değerlendiriyordu. Araştırmacı, katılımcıya duymak üzere olduğu cümlenin yanlış olduğunu söylese bile durum değişmiyordu. Sonuçta, belirli bir fikre salt maruz kalmış olmak, onunla yeniden karşılaştığınızda fikrin size daha inanılır gelmesi için yeterlidir. -Incognito ‘Beynin Gizli Hayatı’, David Eagleman

Trump’ın başkan seçilmesi muhtemelen ”salt maruz kalma etkisi” ile mümkün oldu. ”Cambridge Analytica Skandalı”, Facebook’la ortak çalışan bir şirketin Trump’a oy vermesi muhtemel kullanıcılara taraflı içerikleri göstererek ve algoritmada önplana çıkardığını gösterdi. Bu durum Trump’ı Amerikan başkanı yaptığı gibi, Zuckerberg’i de oldukça zor bir duruma düşürdü.

Konunun ilerlemesi bitmedi, hala vahimleşiyor. Bir fikri tekrar tekrar duymak zamanla inanmamıza neden oluyor, ayrıca bir kez duyduk diye inanma ihtimalimiz artıyor demiştik. Şimdi ise bir adım öteye gidiyoruz. Bir şeyi gördük ama bilinçli olarak değil, farkında olmadan. Yani başka bir şey anlatılırken arkaplanda idi. Ya da bir şey okurken anlamayacağımız şekilde aralara serpiştirilmişti. Yine de beynimiz etkileniyor.

Uyarıcıya tekrar tekrar maruz kalmamızın uyarıcıyı beğenme derecemizi yükseltmesi, yüzlerce deneyde gözlendi. -Sıfırla, Chris Paley

”Söylenti pazarlaması” artık bir reklamcılık dalı sayılabilir. Anlatması ilginç tek bir söylenti insandan insana dolaşır. Psikoloji de insanların bir kez duyduğu bir şeyi tekrar duyduğunda inanma ihtimalinin olduğunu söyler. Dolayısıyla doğru bir söylenti yaymak en etkili reklamdır.

Bir grup öğrenciye başka bir amaçla fotoğraflar gösterdiler. Bazı fotoğraflarda dikkat bile edilmeyecek yerlerde, arkaplanda bir markanın su şişeleri mevcuttu. Hiçbir öğrenci bilinçli olarak bunu fark etmedi. Sonradan başka bir araştırma için öğrencilerden bir marka tercih etmeleri istendi. Pek çok şişe arasından öğrenciler fotoğraflarda farkında olmadan gördükleri şişeleri tercih ettiler. Sorulduğunda, hiçbiri o markayı bilmiyordu, fotoğraflarda da görmemişlerdi.

Bir yüzün resmini daha önce görmüşseniz, resmi daha sonra yeniden gördüğünüzde o kişi size daha çekici gelecektir; o kişiyi daha önce görmüş olduğunuzu hatırlamasanız bile. -Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman

”Viral Marketing” de bir başka reklam türü. İnsan kendi söylediği yalana bile inanmaya meyilli iken, herkesçe konuşulan bir şeye kolaylıkla kanacaktır. Dolasıyıla sadece ilginç olduğu için paylaşım yapılması sağlandığında kimin inandığı için kimin ilginç olduğu için paylaştığı ayırt edilemez. Herkesçe paylaşılan bir şeye peşinen ”gerçek” gözüyle bakılır.

Sıklığın bilinçdışındaki düşüncelere olumlu etkisi ile ilgili meşhur bir deney de vardır. Michigan Üniversitesi’nde bazı gazete başlıkları gösterildi. (Deneydeki öğrencilere gazetenin ”Türkçe” olduğu söylenmiştir). Kelimeler tamamen uydurulmuştu ve hiçbir manaya gelmiyorlardı. Pek çok gazete gösterildikten sonra ekrana bazı kelimeler yansıtıldı. Hangi kelimelerin olumlu manaya gelebileceğini tahmin etmeleri istendi. Öğrenciler sık gördükleri kelimeleri farkında olmadan olumlu olarak tahmin ettiler. Oysa kelimeler hiçbir manaya gelmiyordu ve gazetelerde kaç kez geçtiklerini saymamışlardı. Beyinleri daha çok maruz kaldıkları kelimelere olumlu anlam yüklemişti.

İnsanların fotoğraflarını sürekli gördükten sonra onlardan daha çok hoşlanabiliriz. -Sıfırla, Chris Paley

Profil kendi resimleriyle dolu olsa da her yeni kişisel fotoğraf hala gereklidir, daha çok görülmek daha çok beğenilmek demektir. Çağımız gençleri ilk görüşte aşka değil, birinin milyonlarca kez karşısına çıkarak kendini beğendirmeyi öğrenmiştir.

Bir başka deneyde ise benzer bir kurgu yapıldı. Ancak bu kez hangi fikrin doğru olacağı soruldu. İnsanlar vahim bir şekilde daha sık duydukları fikrin daha doğru olduğunu düşündüler.

Sonuçta, belirli bir fikre salt maruz kalmış olmak, onunla yeniden karşılaştığınızda fikrin size inanılır gelmesi için yeterlidir. -Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman

2. Dünya Savaşı’na girmemekle övünen ABD’de halk savaştan uzak kalmaktan son derece memnundu. Komünizm tehlikesi nedeniyle en büyük düşmanları Ruslar’dı. Ancak İngiltere’nin savaşı kaybetmesi durumunda ABD’ye borçlarını ödemeyemeyecek olması savaşa girmeyi gerektirmiştir. Halkı ikna etmek gazetelerle olmuştur. Tekrar tekrar yapılan haberler ve haber konusu olması için kurgulanmış olaylar sonrası kısa bir zaman içinde tüm ABD’liler Hitler’e karşı İngilizler’in dolasıyıla Ruslar’ın yanında savaşmaya ikna olmuştur.

Her psikolojik durumun olduğu gibi, bunun da biyolojik bir nedeni var. Sonsuz ihtimal arasından gerçekleşenler bizi hayatta tutmuş olan koşullardır. Her koşulun doğruluğunu araştıracak kadar vakit ayırmak, hayatta kalmak için işlevsel olmazdı. Bu nedenle bazı şeylere peşinen güvenmeye programlandık. Dolayısıyla gerçekleşen ve tekrarlanan olaylara güveniyoruz, bu da tüm düşüncelerimizi değiştiriyor.

Sık sık tehlike arz eden bir dünyada sağ kalabilmek için, organizma yeni bir uyarana ihtiyatla, geri çekilerek ve korkuyla tepki vermelidir. Yenilikten kuşkulanmaya bir hayvanın sağ kalma olasılığı zayıftır. Ne var ki uyaran gerçekten güvenli ise, ilk baştaki ihtiyatın azalmasına da uyum sağlar. Zajonc’a göre, salt maruz kalma etkisinin meydana gelmesinin nedeni, bir uyarana tekrar tekrar rmaruz kalmanın ardınand kötü bir şey olmamasıdır. Böyle bir uyaran en sonunda bir güvenlik işaretine dönüşecektir ve güvenlik de iyi bir şeydir. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

Trilyonlarca nöron, her biri diğeriyle her saniye iletişim halinde. Her saniye elektrik akımı geçiyor ve her akım geçtiği yolda iz bırakıyor. Bir sonraki akımın oradan geçme ihtimali artıyor. Böylelikle her söylediğimiz, düşündüğümüz, yaptığımız şeyler belirli nöronları kullanmamızı sağlıyor. Sonuçta söylediklerimize inanıyoruz, düşüncelerimizi şekillendiriyoruz, yaptıklarımıza alışıyoruz. Ve bir şeye sık rastladığımızda haklı bulma ihtimalimiz artıyor, bir şeyi gördükçe beğeniyoruz, duydukça inanıyoruz. Kontrol edemeyeceğimiz kadar bağlantıya sahip bir beyin için tekrar sayıları bu kadar önemli olduğuna göre; hayatımızın gidişatı neyi ne kadar tekrar edeceğimize karar verip vermediğimizle ilgili. Sayılarla oynayıp tekrarladığımız şeyleri değiştirdiğimiz zaman inandığımız, sevdiğimiz, bildiğimiz şeyler ile alışkanlarımız kendi karar verdiklerimizden ibaret olabilir.

KAYNAKLAR

  • Beyindeki Hayaletler, V.S.Ramachandran
  • Mutlu Beyin, Loretta Graziano Brening
  • Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman
  • Brain Up, John. B. Arden
  • Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman
  • Sıfırla, Chris Paley
  • İrrasyonel, Stuart Sutherland

EKLER

  • Yaklaşık 1,5 kg ağırlığında, evrende keşfedileymiş en karmaşık malzeme.-Incognito ‘Beynin Gizli Hayatı’, David Eagleman
  • Profesyonel tenisçi olmayabilirsiniz, ama bisiklete binmeyi bir kez öğrendiyseniz, aynı süreçten siz de geçtiniz demektir. İlk bindiğinizde sağa sola yalpaladınız, oraya buraya çarpıp düştünüz ve ne yapmanız gerektiğini çaresizce öğrenmeye çalıştınız. Bu sırada bilinçli zininiz ağırlıklı biçimde devredeydi. Nihayet, büyüklerinizden biri bisikleti yönlendirmenize yardım ettiksen sonra kendi başınıza binebilir hale geldiniz. Bu beceri zamanla reflekse dönüşüp otomatikleşti. Sizin için okumaktan, anadilinizi konuşmaktan, ayakkabılarınızı bağlamaktan ya da babanızı yürüyüşünden tanımaktan farkı kalmadı. -Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman
  • Her sinir hücresi, diğerleriyle bin ila on bin arası sinaps kurabilir. Bunlar açık veya kapalı, tetikleyici veya engelleyici olabilir. Yani şaşırtıcı karmaşıklıktaki bir dansta, kimi sinapslar salgıladıkları sıvılarla işleri alevlendirirken kimileri de sıvılarıyla ortamı sakinleştirir. -Beyindeki Hayaletler, V.S.Ramachandran
  • Beyninizi beslemenin son adımı alıştırma yapmaktır. O faaliyette tekrar tekrar bulunun. -Brain Up, John. B. Arden
  • Egzersiz yapmakla kas kaybını önleyebileceğimizi ve bu tip faaliyetlerle bedenimizi zaman içinde geliştirebileceğimizi herkes bilir. Aynı şeyi beyin için de söyleyebiliririz. -Görünmez Goril, Christopher Chabris, Nintendo web sitesinden alıntı
  • Yeni bir davranış, düşünce ya da duygu oluşturulduktan sonra bunların devam ettirilmesi daha az enerji gerektirir. Teniste yeni bir vuruş ya da yeni bir dilde merhaba demeyi öğrenmek gibidir bu. Başlangıçta beyninizin odaklanmasını, gayret göstermesini ve daha fazla enerji harcamasını gerektirir fakat o vuruşu yeterince yaptıktan ya da o dilde yeterince merhaba dedikten sonra, gayret göstermeksizin yapılabilir hale gelir. O halde, beyninizi yeniden yapılandırmak için o yeni davranışı otomatik hale gelinceye kadar uzun süre yinelemeniz gerekir. Bu seviyeye bir kez ulaştıktan sonra, beyniniz artık eskisi kadar çok çalışmak zorunda olmayacak. -Brain Up, John. B. Arden
  • Ustalık tek bir beceri değil, bir beceriler dizisidir ve aynı profesonel, kendi alanındaki görevlerin bazılarında son derece usta, bazılarındaysa hala acemi olabilir. Satranç oyuncuları, ustalaşana kadar ‘’her şeyi görmüşlerdir. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman
  • Bir işte beceri kazandıkça, enerji ihtiyacı azalır. -Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman
62 Views

Ödül, Ceza ve Özdenetim

Bu yazının son kontrolü ve redaksiyon çalışması yapılmamıştır.

Mahallenin gençleri, her akşamüstü ellerindeki çalgılarla müzik çalıp gürültü yapmaktadırlar. Bundan rahatsız olan yaşlı bir adam, şikayetlerin dile getirilmesine aldırmayan bu gençlere karşı bir çözüm düşünür. Yanlarına gidip ”Harika çaldınız gençler” der ve oraya birkaç dolar bırakır. Ertesi gün durumu tekrarlar. Birkaç günün ardından bir gün gelip hiçbir şey bırakmadan gider. Gençler, para olmadan çalmayı anlamsız bulup bir daha gelmezler. Bu, ödülün davranışları değiştirmesi üzerine klişe bir hikayedir.

Kendiliğinden bir şey yapan bir insana ödül verirseniz, ödülü kaldırınca aldığı o işten aldığı keyfi de almış olursunuz.

1971 yılında bir deney tasarlanır. İki grup öğrencilerin önüne lego konulup oynamaları istenir. Gruplardan birine yaptıkları her başarılı çalışma için para ödülü verilir. Süre tutulduğunda, ödül alan grubun daha çok oynadığı tespit edilir. Bu, beklenen bir durumdur. Sonra yeniden aynı ekipler toplanır. Bu kez ortalıkta legolara ilave dergiler de vardır. İki grup da dilediklerini yapmaları için serbest bırakılır. Görülür ki, bir önceki seansta keyif için oynayanlar legolarla vakit geçirmeyi tercih ederler; ancak ödül alan grup legolarla oynamaz. Ödül, tercihleri değiştirmiştir.

Hedef başarıyı artırır ancak hedefine ulaşan insan başarı sonrası çalışma sona bırakır.

Özgür Bolat, ”Beni Ödülle Cezalandırma” kitabında ödülle ilgili araştırmaları özetler. Öğrendiğimize göre, lego deneyi sonrası iddialar ve tartışmaların ardından pek çok deney yapılmış ve hepsinde aynı sonuca ulaşılmıştır. Ödül, davranış değişikliği yaratır. Kendiliğinden keyifle yapılan bir davranış için bile, davranışın beyindeki işleyiş sürecine karışma ve ortadan kaldırıldığında davranışın değişmesine yol açma etkisi vardır.

Mr. Nobody (2009) filminin giriş sahnesindeki bir güvercin, kutuyu basamak olarak kullanmayı keşfederek yiyeceğe ulaşıyor. Beyin, ödüllendirilme sonrası bir döngü oluşturuyor. Muhtemelen bir sonraki sefer bir araştırma süreci yaşamadan direkt olarak kutuyu yiyeceğin altına götürecek.

Ödül ile ilgili bugün bilinenlerin öncesinde, Harvard Üniversitesi’nde araştırmalar yapan bir profesör olan Skinner, ödülün etkilerini görmüş ve inanılmaz tespitleri olmuştur. Güvercinleri ödül ile koşullandıracak onlara masa tenisi oynamayı öğretmiştir. Hatta güvercinlere füze ateşlemeyi öğretmek için Amerikan ordusundan destek almış, yine de projesi tehlikeli bulunduğu için kullanılmamıştır. Ancak, yaptığı deneyler ödülün davranışları belirlemedeki önemini göstermiştir.

Çoğu papağan, köpek, yunus gibi hayvanlarla ilgili videoların altında ”ne kadar zeki” olduklarına dair yorumlar görürsünüz. Oysa videoya dikkatli bakın. Her cevap sonrası papağana ödül veriliyor. Sesleri taklit eden bir hayvana, bir soru karşısında istediğiniz cevabı her verdiğinde bir ödül verirseniz, bir sonraki sorunuzda o cevabı verip ödül bekler. Buna şartlandırma denir.

Bir şeye ödül diyebilmek için de ortada bir koşul olması gerekiyor. Özgür Bolat’ın örneğiyle; bir çocuğa karne aldıktan sonra tablet hediye etmek, ödüllendirmek değil, hediye vermektir. Ancak ”sınıfını geçersen tablet alırım” demek, koşul sunmaktır, yani ödüldür. Sonucun koşula bağlı olması gibi, kelimelerle önemsiz görünen bir fark; insan psikolojisi için önemli davranış değişiklikleri yaratır. Ayrıca, emek karşılığı verilen şeyler de, örneğin maaş; ödül olmuyor. Ödül tamamen bir şeyin koşul olarak sunulması ile ilgili.

Dehaların günlük yaşamıyla ilgili bir sitkom olan Big Bang Theory’de, Leonard ve Sheldon ev arkadaşıdır. Leonard’ın kız arkadaşı Peggy, onlarla kalmaya gelince, Sheldon onun günlük rutini ve kimseye bozdurmadığı düzeni bozmasından rahatsız olur. Bir süre sonra işler düzeliyor gibidir, Sheldon sürekli Peggy’ye çikolata ikram etmektedir. Bölümün sonuna doğru Leonard, Sheldon’un ne yapmaya çalıştığını keşfeder. “Çikolatayı pekiştireç olarak kullanarak kız arkadaşımı şartlandırmaya çalışıyorsun!”. Sheldon, Skinner deneyini uyguladığnı ve her doğru davranışı ödüllendirerek üç haftada ideal ev arkadaşı durumuna getireceğini söyler.

Ayna nöronlar konusundaki araştırmalar; beynimizin başkasının ödüllendirildiği veya cezalandırıldığı koşulların beynimizde ciddi bir şekilde dikkate alındığı ve davranış değişikliklerine yol açtığını göstermiştir. Biyolojik geçmişimiz, ödülle veya kötü bir olayla sonuçlanan koşulları dikkate alacağımız bir beyin yaratmıştır. Bu sayede tehlikelerden kaçıp ödülleri kovalayarak hayatta kalırız.

Birine verilen ödül her zaman bir başkasını cezalandırmaktır. Amerikalı jimnastikçi McKayla Maroney’in 2012 Londra Olimpiyatları’nda ikinci olmasının ardından, ödül alan sporcuyu izlerkenki bu görüntüsü, yıllarca capslarda kullanıldı. ”Not impressed girl” olarak hatırlanan bu yüz ifadesi, yarı hayal kırıklığı yarı kıskançlık ile tam olarak hissettirdiği duygunun karşılığı.

Ödül, beynimizdeki çeşitli kimyasal döngülerin ortaya çıkışında etkili. Maymunlarda yapılan bir deneyde sarı ışık yakıldığında muz verilmesi döngüleri sonrası, bir süre sonra her sarı ışık yandığında dopamin salgılandığı keşfedilir. Ancak bir süre sonra beyin buna alışır ve sarı ışık yandığı halde dopamin salgılanmaz. Çünkü, beklenti ortadan kalkmış ve alışıldık bir durum olmuştur. Özgür Bolat, bu deneyin ödülle uzun süre kalıcı bir davranış yerleştirilemeyeceğinin örneği olduğunu söyler. Sürekli ödülü artırmak da pratik olarak da mümkün değildir.

Messi-Ronaldo arasında kesinlikle Messi’yi tercih edecek olsam da, Cristiano Ronaldo da tarihteki en ilham verici insanlardan biridir. Videoda göreceğiniz gibi, bir maraton koşucusu ile yarışabilir, 288 cm’deki topa kafa vurabilir ve vücudunda bir mankenden daha az yağ vardır. Diğer futbolcular antrenmanların bitmesini beklerken, Ronaldo erken gelir, geç gider ve bir ömür yediklerine dikkat eder. Kazandığı hiçbir ödül motivasyonu etkilemez, çünkü sağlam bir iç motivasyona sahiptir.

Bir başka deneyde ise iki gruba sıradan bir oyun oynatılıyor. Bir gruba her başarılı olduğunda ödül veriliyor. Deney sonrası beyinleri incelendiğinde, başarılı oldukça beyindeki zevk bölgesi olan ”striatum”un her iki grupta da aktif olduğu, yine de ödül alan grupta biraz daha fazla zevk aldıkları görülüyor. Ancak ikinci seansta ödül kaldırıldığında, ödüle alışmış grubun aldığı zevk aşırı derecede düşerken; ödülsüz oynayan grubun aldığı zevk artıyor. Keyfi ödül inşa edince ödüle bağlımlı olunuyor. Ancak kendi kendine keşfeden insanlar uzmanlaştıkça aldıkları keyif artıyor.

”Fizyolojik olarak da ispatlıyoruz ki ödül ortadan kalıkınca, kişi yaptığı işten eski gibi keyif almıyor.” -Beni Ödülle Cezalandırma, Özgür Bolat

Leon Festinger isminde bir bilim insanı Bilişsel Çelişki Kuramı’nı yayınlamıştır. Buna göre, davranışlarımız arasında bir çelişki olduğunda beynimiz mantıklı bir açıklama getirmektedir. Örneğin bir deneyde, insanlara cesur olup olmadıkları ile ilgili sorular sorduktan sonra başka bir deneyde böcek yemek gibi bir eylemi bile kabul etme oranların büyük oranda arttığı gözlenmiştir. Ödül sonrası davranış değişikliği de bununla açıklanır. Bir işi severek yapan bir insan, o işle ilgili ödülü kabul ettiği anda beyni bu işin neden yapıldığı ile ilgili sorular sormaya başlar. Ve cevap olarak da ödülü bulur, bunu ödül için yapıyordur. Sonuçta ödül kaldırıldığında geriye yapmak için sebep kalmaz.

”Ödül kontrol mekanizması olduğu için, çocuk bir işi ödül için yaptığında, bilişsel çelişki yaşar. ”Ben bu işi ödülle yapıyorsam, bu işi sevmiyor olmalıyım” diye çıkarım yapar ve o işe olan ilgisi azalır. Çocuk bilir ki keyifli işler için zaten ödül verilmez.” -Beni Ödülle Cezalandırma, Özgür Bolat

Özgür Bolat’ın Beni Ödülle Cezalandırma kitabında örnek verdiği deneylerden biri de hedeflerle ilgili. Bir grup öğrenciye ”Pastel boya ile çizmek için önce keçeli kalem ile çizmelisiniz”, diğer gruba da ”Keçeli kalem ile çizebilmek için pastel boya ile çizmelisiniz” deniyor. Bir sonraki seansta çocuklar serbest bırakıldığında, ilk grubun pastel boyayı, ikinci grubun keçeli kalemleri seçtiği görülüyor. Hangi nesne koşul olarak sunulmuşsa o amaç haline geliyor.

”Ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin” dediğiniz an, ödev araç, bilgisayar amaç olur. Amaç da her zaman araçtan değerlidir. Çocuk ödevi araç olarak gördüğü için ona ilgisi azalır.” -Beni Ödülle Cezalandırma, Özgür Bolat

Bir insanın bir işi keyifle ve kendiliğinden yapmasını engellemenin en kolay yolu, o iş için ödül konulması. Motivasyon, ödülden etkilenir. İç motivasyona sahip bir kişi, ödül almadan da o işi yapmaya devam eder. Ödülü kabul ederse artık dış motivasyona sahip olunur. Dış motivasyonun önemi azaldıkça veya ortadan kalktığında, işi kendiliğinden yapma içgüdüsü de kaybolur.

Şampiyonluk garantilenmiş, son maç öncesi son antrenman. Guardiola ise takımını çok çalışmadıkları için azalıyor ve inanılmaz bir konuşma yapıyor. Motivasyonu dış odaklı olmayan kişinin güzergahını ödüller değiştirmez.

1800’lere kadar, tarih boyu üniversitelere sadece gerçekten öğrenme amacındaki insanlar giderdi. Öğrenim sonunda elde edilecek bir ünvan yoktu. Öğretmenler para almıyordu. Hep birlikte araştırma, sorgulama ve bilgi edinme için çabalanıyordu. Sanayi Inkılabı sonrası devletler zorunlu eğitimi getirdi, tüm toplum okula gitti. Okullarda puanlar, sınav sonuçları, karneler ve diploma ödül olarak sunuldu. Ödül, amacı öldürdü. Öğrenmek için okuma neredeyse tamamen kayboldu, yerini diploma için çabalama aldı.

DC’nin en müthiş villian’ı Joker, Christopher Nolan’ın uyarlamasında bir anarşist olarak karşımıza çıkar. Mafyayı büyük bir dertten kurtarıp yaptığı iş karşılığında sahip olduğu bir tepeleme parayı yakar. Joker hiçbir şey istememektedir, hiçbir ödül kabul etmemektedir; bu sebeple de kontrol edilemez. Batman kendini sorgulamak için yumruklar attığında bile kahkaha krizine girer; ”Hiçbir şey… Beni tehdit edebileciğin hiçbir şey yok… Onca gücün; hiçbir işe yaramıyor…’

Ödülün Eğitim Sistemi’ne etkilerinin pek çok çarpıcı örneği var. Bir tanesi Özgür Bolat’ın anlattığı bir anı. Bir öğretmen derste, öğrencilerin kitaplardaki şiirlerden keyif almadığını fark ediyor. Kitaptaki şiiri dışardan getirmeye başlıyor ve öğrenciler oldukça keyif alıyor. Aynı şiir, ders kitabından okunan bir şiir iken sıkıcı, dışardan getirilen bir şiir iken eğlenceli hale geliyor. Ödül ve cezanın kontrol ve zorunluluk yaratması, öğrenmeye giden gerçek yolu öldürüyor.

Ölü Ozanlar Derneği’nin (1989) şahane sahnelerinden biri. Öğretmen Keating, ”Kitaplarınızdaki ilk sayfayı yırtmanızı istiyorum” diyerek başlamıştır derse. Edebiyat böyle işlenmemelidir. Sınıfın en çekingen öğrencisini tahtaya çıkarır, gözlerini kapatır ve hayal etmesini söyler. Aklına gelen her şeyi söyleterek orada gerçekten içinden gelen bir şiir yazdırır.

En ünlü psikoloji deneylerinden biri lokum (marsmallow) deneyi. Çocuklara deniyor ki ”Masanın üstündeki lokumu ben gelene kadar yemezsen, döndüğümde bir lokum daha vereceğim.” Bir grup öğrenci lokumu yerken, diğerleri beklemeyi başarıyor. Bu konu ”özdenetim” kavramı ile açıklanıyor. İlginç olan, ilk marsmallow deneyinden 20 yıl sonra, o gün lokumu yemeyenlerin hayatta çok daha başarılı olduklarının görülmesi. Özdenetim, tüm hayatı etkiliyor. Anı kurtarmak üzerine programlanmış biyolojik beynimizin yarattığı dürtüler hayatta pek çok yanlış kararlara neden oluyor. Gerçek hayatta çoğu önemli adım doğru zamanda atıldığında ve yeterince süre iyi kararları uygulamak için beklendiğinde gerçekleşiyor.

Ödülle şekillenmiş bir beyne sahip olunca özdenetim yitiriliyor. Çocuklukta, beynin ön lobu henüz gelişmemişken başkalarının kararlarını uygularız. Özgür Bolat: ”Sürekli kontrol edilen bir çocuk bir süre sonra kendini kontrol etmeyi bırakır. Özdenetim becerisi gelişmez.”. Eğer dağınık bir insansanız, bu çocuklukta sürekli birileri arkanızı topladığı için olabilir. Yardım etmek için bile kontrol etmek, kalıcı etkilere neden olur. Ödül ve ceza da birer kontrol biçimidir.

Yavru kuş, ağzını açtığında solucanın ağzına girmesini bekliyor ve neden kendiliğinden ağzına girmediğini anlayamıyor. Annesi ona yemek getirdiğinde tek yapması gereken ağzını açmaktı.

Ceza da ödül ile neredeyse aynı işlevi görüyor. Her ikisi de bir kontrol biçimi. Bir şey ödül olarak vaat edildiği an, elde edememek durumu da ceza olarak sunulmuş oluyor. ”Sınıfını geçersen bisiklet alırsın” demek, aynı zamanda ”geçemezsen alamazsın” demek. Yani her ödül aynı zamanda ceza demek. Ayrıca ödüle alıştırılan bir kişi için ödül alamamak bir ceza oluyor. Hatta aynı ödül düzenli alındığında hissedilen keyif gittikçe azaldığı için, o işin kendisi bir cezaya dönüşüyor.

Performans-ödül ilişkisini gösteren grafik. Ödül artışı performansı artırıyor ama sonrasında düşüyor.

Ödülün performansı arttırdığı ile ilgili çeşitli bulgular var. Örneğin, verimlilik artırttığında maaş artırmak yerine elde edilen ürün başına prim vermenin çok daha etkili olduğu bulunmuş. Ürettiği kadar prim alan işçiler daha çok üretip daha çok kazanmışlar. Ancak ilginç olan, bu verimin sadece mekanik süreçler için geçerli olması. Yani düşünmek gerekmediği zaman ödül verimi artırıyor. Ancak içine yaratıcılık girdiğinde otomatik sisteme geçen beyin doğru işler üretemiyor. Örneğin aynı parçayı üretmek için rutin bir işlem varsa, ödül ile verim artıyor. Ama ödev için ödül verildiğinde ödevin kalitesi düşüyor. Kitap okumak için ödül verirseniz, mekanik kısım yani okunan sayfa sayısı artıyor ama bilişsel kısım yani okuduğunu anlama oranı düşüyor.

Karmaşık durumlarda verilen ödül, bir işe mekanik gibi yaklaşılmasına neden olur; işin kalitesi ve gelişimi düşer.

Ödül ve cezanın insanlarda davranış değişikliklerine yol açması, durduk yere olumsuz durumlar gerçekleşmesine neden oluyor. İyi bir amaç için yapılan herhangi bir durumda bile ödül amacı değiştirip başka olumsuz sonuçlar doğuruyor. Bunlardan birisi Amerikan hastanelerinde doktorlara ödül uygulaması sonucu gerçekleşmiş. Daha çok hasta tedavisine ödül verilince, doktorlar kısa vadede iyileşecek ve tedavisi kısa sürecek hastalara öncelik vermeye başlamışlar. Hayatta kalma oranına bağlı başarı puanı getirilince de ölümcül hastalıklara sahip kişileri kabul etmeme yaygınlaşmış.

İngilizlerin Hindistan işgali sırasında ülkedeki kobra zehirlenmelerinden dolayı bir ödül uygulaması başlamış. Kobra yakalayıp getirenlere ödül veriliyormuş. Ancak varsayılandan çok daha fazla kobra getirildiği halde ölümler azalmamış. Fark edilmiş ki, insanlar kobra götürebilmek için onları yetiştirmeye başlamışlar, hatta çiftlikler kurmuşlar. Özgür Bolat diyor ki, ödül uygulamaları kısa vadede durumu çözer gibi görünse de uzun vadede daha büyük sorun yaratır.

Ödül veya cezanın sosyal normlara da ciddi bir etkisi var. Bir anaokulunda velilerin çocuklarını almaya geç gelmesi nedeniyle sıkıntılar yaşanınca bir ceza uygulaması başlamış. Geç kalan veli para cezası ödeyecekmiş. Bu uygulama sonrası geç kalmalar yükselmiş. Özgür Bolat’ın deyimiyle ”Parasını öderim ve geç kalırım” mantığı yerleşmiş. ”Parasını ödeyen veli kendini kötü hissetmiyor. Geç kalma hakkını satın almış oluyorlar. Veliler ödüllendirilmiş oluyor.” Bunun üzerine uygulama kaldırılmış, ancak geç kalma oranları eski seviyesine düşmemiş. Oluşan yeni ve yüksek geç kalma oranı yeni norm olmuş ve öyle devam etmiş. Toplumda alıştığımız eşik, bir zamanların ödül veya cezalarından kalma.

Alman gemi kaptanı Pia Klemp, mültecilere yardım etmek karşılığı ”Grant Vermeil” madalyasını reddeder ve şöyle der; “Kimin ‘kahraman’ ve kimin ‘yasadışı’ olduğuna karar veren yetkililere ihtiyacımız yok”. Bir kez ödül kabul ettiğiniz anda, her insanın içinde olan iyilik yapma motivasyonu hedeften sapar ve ödül için iyilik yapmaya dönüşür.

Ödül ve cezanın büyük etkisi var. Anlık etkileri nedeniyle yıllar içinde iş hayatında, okullarda, motivasyon seminerlerinde kullanılmış da olsa; artık olumsuz etkileri biliniyor. Kısa vadeli etkiler, uzun vadeli amaçları köreltiyor. Bir işi yapmanın ”neden”i değişiyor, sadece yapmak veya daha çok yapmak için mekanik bir çabalama kalıyor. Ayrıca ödül ortadan kaldırıldığında istekler, amaçlar, hedefler kaybolmuş olduğu gibi insanlar severek yaptığı işten bile vazgeçiyorlar.

Araştırmalar, bilim insanlarının Nobel ödülü aldıktan sonra araştırmalarının azaldığını gösteriyor. Nobel Ödülü almak için bir ömür çalışmak ve yüksek bir iç motivasyon gerekli. Buna rağmen bu büyük ödül karşısında bilim insanları bile davranış değişikliğine gidiyorlar.

Özdenetime sahip bir kişi olmak, ödülleri reddetmekle başlıyor. Ödüller nedeniyle uzun vadeli önemli amaçlara giden yolda ilerlemek yerine kısa vadeli keyiflerin peşine düşüyoruz. Ödülü sürekli elde edemediğimizde de mutsuzluğumuz başlıyor. Yaratıcılık, stratejist bakış, derin düşünce gerektiren hiçbir faaliyeti ödülle başarmak mümkün değil. Mekanik süreçlerin dışına çıkamayan bir yaşama hapsolmamak için ana hedeflerine sadık çalışmaları sürdürmek ve koşulları ortadan kaldırmak gerekiyor. Bir fincan kahveden kısa bir hafta sonu tatiline kadar her şeyi keyif olarak yaşamak, kendine hediye etmek; ama ”bunu yaparsam şunu yapacağım” gibi koşullarla güzel şeyleri ödül veya cezaya dönüştürmeden yaşamak gerekiyor.

Özgür Bolat’ın ”Beni Ödülle Cezalandırma” kitabını 24.10.’17 tarihinde okumuştum.



129 Views