Taklit, Empati ve Ayna Nöronlar

– Bu yazının son okuması ve redaksiyon çalışması yapılmamıştır.

1996 yılında, Giacomo Rizzolatti ve iki nörofizyolog arkadaşı, maymunlar üzerine bir deney yapmaktaydılar. Maymunların beyinlerine yerleştirdikleri elektrotlar sayesinde zihin hareketleri monitöre yansırken, bir yandan da davranışlarını izlemekteydiler. Maymun bir cevizi alıp bir başka yere koyarken harekete geçen nöronları tespit etmişlerdi. Deney sonrası, deneycilerden biri cevizi maymunun önünden alıp başka bir yere koydu. Ekranda inanılmaz bir şey gördüler. Deneyci cevizi bir başka yere koyduğunda, maymunun kendi koyduğunda çalışan nöronlar hareket geçmişti. Böylelikle, beyinde başkalarının hareketlerini izlerken aktifleşen genler olduğu keşfedildi, bunlara ”ayna nöronlar” denildi.

Fotoğraf kaynak: https://www.neuroscientificallychallenged.com/blog/know-your-brain-mirror-neurons

Birinin ayağını çaptığını gördüğümüz an ayağımızı çekeriz. Bir insan balkondan sarkınca hemen eğiliriz. Yanımızdaki kafasını eğince biz de eğiliriz. Birisi esneyince esner, gülünce güleriz. Başkalarının başına ne geldiği ve buna göre ne yapmamız gerektiği, tarih boyu bizim için hayati önem taşımıştır. Ayna nöronların varlık sebebi, bizi hayatta tutmuş olmasıdır.

Birinin esnediğini görünce esneriz

Bir hareketi sürekli tekrarlarsak nöron yolları oluşur ve alışkanlığa dönüşür. Bir olayı veya davranışı yaşarken bir duygu yaşarsak, o duygu ile o olay arasında beynimizde bağ kurulur. Bunun, başkasını izlerken de yaşanması oldukça entereresandır. Ayna nöronların etkisi, hareketi bizzat yapmaktan daha zayıf olsa da, sürekli karşılaştığımız ödüllendirme ve tehlikeyle karşılaşma durumu bizde bağlantılar oluşturmaya yetiyor.

Başkalarında gördüğümüz her şeyi taklit etmeyiz. Ayna nöronlar sadece birisinin ödül aldığını ya da tehlikeyle karşılaştığını gördüğümüzde harekete geçer. Bu harekete geçiş kendi deneyiminizle gerçekleştirdiğinizden daha zayıftır. Fakat bir insanı sürekli ödül alırken ya da tehdit altındayken izlerseniz bağlantılar kurulur. Gördüğünüz şekilde kendinizi ödül almaya ya da tehlikeden kaçınmaya koşularsınız. – Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Oyuncağın dövüldüğünü gören çocuk yemek yemeye başlıyor. Başkalarının yaşadığı tehlikeleri ciddiye alırız. ABD’de büyük olay koparan bu video sonrası video kaldırılmış ve aile büyük tepkilere maruz kalmıştır. İşe yarar olsa da doğru bir metot değildir, çünkü ayna nöronlar kalıcı davranışlar oluşturur. Çocuk için yemek yenmediğine şiddet uygulanması normalleşir. Ve her insan aynı vakayı kendisi için de düşünmelidir; çocukluğunuzda başkalarının nelere maruz kaldığına tanık olarak davranış değiştirip şimdiki karakterimizi inşa ettik?

Breuning şu örneği verir; annesinin böğürtlen gördüğündeki heyecanını gören çocukta, daha meyveyi yemeden dopamin salgılanır. Bertrand Russell, çocukların sahip olduğu korkuların tamamının yetişkinlerden kopyalandığını söyler. Beş yaşında bir çocuk aslandan bile korkmadığını söyler; ancak, örümcekten hiç korkmayan bir çocuğun örümcekten korkan bir bakıcıya sahip olduktan sonra korkmaya başladığını görmüştür.

”İnsanlar tarla faresi değildir ama başkalarının ifadeleri ve yaptıklarından kolayca etkilenirler.’’ – Dürtü, Richard H. Thaler & Cass R. Sunstein

Ayna nöronlar, başka insanların yaşadığını gördüklerimizle harekete geçiyor. Beynimiz, bunların bizim başımıza gelmediğini biliyor. Ancak sürekli bir şeye başkasının maruz kaldığını görmek, bizim beynimizde de aynı koşula duyarlılığa neden oluyor. Buna göre bir sinema filmi, ısrarla gösterilen bir televizyon reklamı; bir insanda bir alışkanlık yaratmaya, anlayış değiştirmeye neden olabilir. Sadece para düşünen insanların mutlu olduğu bir dizi izlemek, bir insanın sadece para düşünmesine neden olabilir. Acımasız bir karakterden nefret edebiliriz ama sahip olduğu güç hissi ayna nöronlarımız aracılığıyla bizde keyif uyandırır ve tekrar izleriz. Beynimiz başka insanların ödüllendirildiği ve tehlikeye düştüğü durumları ciddiye alır.

Ayna nöronlar başka insanların acısını hissedebilmemizi sağlar. Bu empati duygusu, araştırmacıların söylediğine göre bir avantajdır ama bir bedeli de var. Acı çeken insanların çevresinde olduğunuzda siz de acı çekersiniz. Hayatınız yolunda olsa bile aynalamak kortizole yol açar. Ve tehdit altında olduğunuza dair fiziksel his harekete geçtiğinde, korteksiniz bunun için kanıt aramaya başlar. Ve kanıt da bulur, çünkü bu ”bir şey yap” hissini kolaylaştırır.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Adaletsiz ödüllendirmenin maymunun davranışlarına yansıması. Başkasının ödüllendirildiğini görmek, maymunun gerçekten acı hissetmesine neden oluyor.

Ayna nöronların biyolojik nedeni, başkalarının kaçtığı tehlikelerden kaçmakla yakından ilişkilidir. Birinin bir şey yediğinde başına gelenleri gördüğümüzde hemen denemekten vazgeçeriz. Aynı yemeği yediğimiz arkadaşın yüzü buruştuğu anda ağzımıza götürdüğümüz kaşığı durdururuz. Uçakta bir kişi kustuğunda, herkesin kusmaya başladığı görülür. Beyin, aynı ortamda aynı yemekten zehirlenmiş olma ihtimaline karşılık, kişiyi hayatta tutmaya çalışır.

Sürünün parçası olmak ancak kalabalığı takip ederseniz ve onlar koştuğunda siz de koşarsanız sizi korur. Sürünün gördüğü aslanı, koşmadan önce kendiniz görmekte ısrar ederseniz hayatta kalma şansınız azalır.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Ayna nöronlar ile ilgili harika bir örnek. Japonya’da tasarlanmış bu kamera şakasında ayarlanmış bir grup insan, şaka yapılan insanların yanında iken birden bire yere yatıyorlar. Ayna nöronlar, insanların nedenini bilmediği halde tıpkı onlar gibi yere yatmalarına neden oluyor. Düşünecek vakit bile yokken uyguladığımız bu refleks, bize hayatta kalanlardan mirastır.

Yüzbinlerce nesil öncesini düşünelim. Bir arkadaşınızla sohbet ediyorsunuz. Birden kaçmaya başladı. Üç ihtimal var; hiç düşünmeden kaçmak, dönüp neden kaçtığına bakmak ya da hiçbir şey yapmamak. İlkinin soyu devam etmiş, diğerlerinin soyları zamanla tükenmiştir. Ya da bir tehlikeden biri sağa biri sola koşan iki kişi düşünelim. Bir grup insan karar veriyor. Kimisi sağa koşanı izliyorlar, kimisi sola koşanı. Bazıları olduğu yerde kalıyor. Diyelim ki, sağa koşanların hepsi hayatta kaldı. Diğer hepsi öldü. Ölenlerde bir başkasını taklit edenlerin oranı %50 idi, ama kalanlarda %100. Taklit edenlerin yarısı ölürken, etmeyenlerin tamamı ölür. Aynı durum tekrar ve tekrar da yaşansa; hiçbir şey yapmamak hayatta kalma riskini artırırken, taklit etmek hayatta kalma şansını artırır. Bugünkü davranışlarımızın bugüne ulaşmasının nedenini, hala silinmemiş olmasıdır. Matematiksel olarak, eninde sonunda başkalarının davranışlarını taklit edenlerin hayatta kalma riski yüksektir.

”İnsan beyni mükemmel bir fotokopi makinesidir. Gruplar halinde yaşamanın atalarımıza sağladığı faydalardan biri, her şeyi kendi başlarına keşfetmelerine gerek olmamasıydı; örneğin avlanmayı ya da ateş yakmayı diğerlerinin nasıl yaptığına bakmak öğrenebiliyorlardı. Biri aniden olanca hızıyla koşmaya başladığında olduğunuz yerde dikilip arkasından bakmak yerine aynı hızda arkasından koşmanızda fayda vardı.”
– Uyumsuzluk, Ronald Giphart & Mark Van Vugt

House M.D dizisinin bir bölümünde, Dr. House birinin ”aşırı kibar” olmasının bir hastalık belirtisi olarak görülmüştür. Adam, kendisine bilerek vurulduğunda ya da alay edildiğinde bile gülümsemektedir. Diğer doktorlar bunu norm eğrisi ile açıklamak isterler. Toplumda çok kaba insanlar olabileceği gibi çok iyi insanlar da olmalıdır, herkes ortalama davranış sergilemek zorunda değildir. Ancak Doktor House, bugün varlığı devam eden aykırı davranışların bile evrimsel süreçte hayatta kalmakla ilişkili olması gerektiğini söyler. Şöyle der; ”Üzerine doğru bir ayı gelen üç insandan kaçanlar ve kalıp savaşanlar hayatta kaldı. Gülümseyerek sarılmaya çalışanların genleri bugüne ulaşmadı.” Eğer bir davranış, genlerin bugüne gelmesine engel ise bir hastalıktır. Dizinin o bölümünde hastanın beyninde bir lezyon tespit edilir, ve böylelikle aşırı kibar olmasına neden olan hastalık bulunmuş olur.

Ramachandran, ayna nöronların ”ilk ve net” işlevinin, bir başkasının eğilimlerini çözememizi sağlamak olduğunu söyler. Böylece kendimizi karşımızdakinin yerine koyabiliriz, buna ”empati” denir. Empati duygumuz o kadar güçlüdür ki, başkalarının acılarını bizzat yaşamamımıza bile neden olur. İnsanların davranış, konuşma ve en ufak mimiklerinde bile ne düşündüğünü anlamaya çalışırız ve bu konuda da oldukça iyiyizdir. Bilinçdışımız, pasif agresif bir davranış ya da en ufak bir soğukluk olduğunu hemen keşfeder.

Birinin size bakmasına kayıtsız kalmanız çok zordur. İnsan beyni, diğer insanların neye baktıkları ile ilgilenir, çünkü tehlikeyi işaret ediyor olabilir. Ancak size bakmaları, beyniniz için pek çok soru işareti oluşturur ve hemen çözülmesi gereken acil bir problem aramaya başlar.

Empati kurduğumuzda karşı tarafın duygularını anlar, hareketlerini kopyalarız. Tersi de karşıt etkiye neden olur. Birinin hareketlerini kopyaladığımızda, taklit ettiğimizde dikkatini çekeriz. Chris Paley, ”Biriyle anlaşmak istediğimiz zaman, biz de fark etmeden o kişiyi taklit ederiz.” der. Beynimiz, karşımızdaki kişinin dikkatini bu şekilde çekeceğimizi bilir. Hollanda’daki bir deneyde, garsonlara müşterilerin siparişlerini alırken, dediklerini tekrarlamaları söylenir. Örneğin, ”Bir hamburger” dendiğinde ”Bir hamburger” diye cevap verecektir. Deney sonrası tekrarlayan garsonların üç katı fazla bahşiş aldıkları ortaya çıkar.

Hangi bilgiye odaklanacağınız konusunda güç size. Fakat seçim o kadar basit değil. Bir taraftan yanlış alarmlardan kaçınmaya çalışıyorsunuz. Öte taraftan sürünüzdekilerin sosyal desteğini yitirmemek için onların alarm uyarılarına saygı göstermeye çalışıyorsunuz. Üstelik sadece sürüye ait olmak memeli beyninizi mutlu etmiyor. Dikkat çekmek de istiyor. – Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Tüm ilgiyi hasta çekicinde, refakatçi de farkında olmadan onu aynalar.

Dikkat çekme isteğimiz de, taklit edilmenin tersi yaşandığında artar. Loretta Graziano Breuning, bunun bebeklikten başladığını söyler. Bir bebeğin tek iletişim şansı vardır; ağlamak. Bir sorun olduğunda ağlar ve sorununu çözmek için birisi gelir. Breuning; ”Dikkat çekmezseniz öleceğiniz hissi bebeklikte yerleşir.” der. Kuşlar arasında kanatları kaybetmekle sonuçlanan bir davranış yaygınlaşırsa, bu davranışı yapanlar kolay av olur ve hayatta kalamazlar. Bu davranışı uymayan kuşların genleri devam eder, dolayısıyla kuşlar için her zaman kanatlar önem taşımaya devam eder. Bu nedenle kuşların beyinleri, bu davranışlardan kaçacak şekilde evrimleşmiştir. Aynı şekilde insan da toplum olmadan hayatta kalamaz. Bu nedenle başka insanlar tarafından görmezden gelinmek, bizde öleceğimiz hissi yaratır. Bu nedenle hemen dikkat çekmeye çalışırız.

İnternetin en meşhur şakalarından (prank) biri. Tüm ev halkı ayarlanmış ve çocuğa sihirle görünmez olacağı söylenmiş. Üç, iki, bir… Ve hop! Birden herkes çocuğu artık göremiyor taklidi yapıyor. Hatta telefon galerisi bile bu şaka için önceden ayarlanmış. Başkaları tarafından görülememenin tadını çıkaracağını zannedebilirsiniz ancak ani oksitosin düşüşü ile birden bire dikkat çekmeye çalışıyor. Normalde yapmayacağı şeyler yapıyor ve insanların kendisini görmesi için adeta yalvarıyor.

Yine Chris Paley’den alıntı bir başka deneyde, üniversite öğrencilerine kimlik taşımalarını söyleyen bir robot tasarlandı. Robot, öğrencilerin hareketlerini beş saniye farkla tekrarladığında, öğrenciler robotu daha dikkate değer ve ikna edici buldular. Fransa’daki bir deney, konuyu daha da ileri taşıdı. Deneyde, erkeklerle kadınlar buluşturuldu. Bazı kadınlara; kendisi ile flört edecek erkeklerin davranışlarını fark ettirmeden taklit etmesi, söylediklerini tekrarlayarak cevap vermesi söylendi. Deney sonrasında erkeklere hangi kadınların çekici bulunduğu soruldu. Taklit eden kadınlar her zaman daha çekici bulunmuştu. Chris Paley, taklit içgüdümüzle ilgili bir deney anlatır. Gizli bir kamera ile kaydedilen görüşmelerde, deneyci yüzünü kaşır ya da ayağını sallar. Gönüllüler de bir süre sonra farkında olmadan aynı davranışları gösterirler.

”Eğer birisi sizi çok taklit ediyorsa ya doğal olarak empatiktir, ya sizden çok hoşlanıyordur.” – Sıfırla, Chris Paley

Almanya’nın Türk Milli Takımı’nı 3-0 yenmesinin ertesinde, Bundesliga’da oynanan maçta, Lucas Podolski, Türk futbolcu Nuri Şahin’i kızdırmak için eliyle ”3” işareti yapmıştır. -Maçın son dakikasındaki gol sonucu Nuri intikamını almıştır.- Maç sonrası Podolski, Türk düşmanı olarak yoğun tepkilere maruz kalır. Yıllar sonra Galatasaray’a transfer olduğunda çay içer, döner keser, yöresel kıyafetler giyer, Türkçe konuşur. Aynalamanın uyandırdığı sempati sonucu yıllar önceki maçın tüm etkisi unutulduğu gibi milyonlarca taraftar yıllarca kendisi için ”Bizim kadar Türk” yorumunda bulunur.

Ronald Giphart; ”Taklit etmede biz insanların üzerine yoktur.” der ve şöyle bir deney anlatır; Japonya’daki bir deneyde, bir maymun patatesleri yemeden önce suda yıkar. Daha önce tecrübe edip bildiği üzere, çamuru giden patatesler daha lezzetlidir. Diğer maymunlar buna anlam veremez. Zamanla bazıları taklit eder ama sebebini anlamazlar. Ve der ki; ”İnsanların farkı budur, davranışların altında yatan nedeni anlayabiliriz. Maymunların çoğu patateslerin suda yıkanmasını taklit edebilir ama fakat arzu edilen sonuçla bağlantı kurmak kabiliyetine sahip değillerdir.”

”Stimulus enhancement.” Hayvanların, amacın ne olduğunu bilmeden taklit etmesine verilen bilimsel ad.

Öğrenme, taklitle birebir ilişkilidir. İnsan en iyi taklit ederek öğrenir. Binlerce yıllık kültürlerin en önemli parçası, ustanın yaptıklarını izlemek ve aynen yapmaya çalışmaktır. Aslan yavruları annelerini taklit ederler. Ayna nöronlarımız bizi en iyi taklit eden canlı yapar ve bu sayede iyi bir öğreniciyizdir. Otizm adı verilen hastalık, ayna nöronların eksikliğidir. Bu sebeple otistik insanlar; göz teması kuramaz, konuşmaz, çağrıldığında bakmaz, ilişki kurma ihtiyacı hissetmezler. Otizm hastalığına bakınca, ayna nöronların sosyalliğimizde ne kadar önemli işlevi olduğunu anlayabiliriz.

Kobe Bryant, Michael Jordan’ı taklit ederek dünyanın en iyi basketbolcularından biri olmuştur. Çoğu başarı öyküsünün arkasında şu strateji yer alır: ”Fake it till become it.” Gerçek olana kadar taklidini yap.

İstediğiniz alışkanlara sahip insanları aynalayın. Yaratmak istediğiniz alışkanlığa sahip birilerini bulun ve onları izleyin. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Ayna nöronlarımız karşımızdaki insanın davranışlarında etkileşir. Özellikle yüz ifadeleri ve mimikleri sayesinde empati yapar ve onun duygularını anlarız. Ve en önemli konulardan biri olarak bakışlara da son derece dikkat ederiz. En büyük mesajı bakışlar verirken, ne yöne, kime, hangi duyguyla bakıldığı da çok önemlidir. Bakışlarımız, büyük oranda ne düşündüğümüzle ilgili fikir verir.

”İşyerinde zaman öldürdüğünüzü düşünün, iş arkadaşınızla muhabbet ediyorsunuz. Omzunuzun üzerinden bakıyor, konuşmayı bırakıp hızla işine dönüyor. Bundan, yakınlarda patronunuz gördüğünü ve sizinle konuşurken yakalanırsa başının derde gireceğini düşündüğünü anlayabilirsiniz. Davranışlarından, aklından ne geçiyor olduğunu anladınız ve muhtemel bir sonuç çıkararak siz de işinize geri döndünüz. Eğer iş arkadaşınız kendisi kadar sizi de düşünüyorsa mesajı alıp almadığınızı görmek için dönüp size bakar. Onun zihnini okuduğunuzu anlamak için sizin zihninizi okur. Bütün bu zihin okuma işlemini birkaç saniyede yaparsınız,fakat bunu kendi başınıza yapamıyorsanız bunu yapabilen insanlar size büyüleyici görünebilir.”
– Sıfırla, Chris Paley

Ian McKellen, sadece bakışlarıyla öyle oyuncululuk yapmaktadır ki, Peter Jacksan ortamdaki duyguyu bize yansıtmak için bazı sahnelerde sadece onun gözlerini göstermekle yetinmiştir. Bakışların, empati devretme özelliği vardır. Bir başkasının bakışlarından, yaşadığı hissi anlamakla kalmaz, bizzat hissederiz.

Genetik geçmişimiz ve biyolojik çalışmalar; diğer hayvanlardan ayrılan özelliklerimiz ve nedenlerini araştırır. Örneğin, hayvanlarda başın yönü, hedef ve amaçla ilgili fikir verecektir. Bir köpek dimdik karşısındaki postacıya bakar. Ancak göz akımızın varlığı, diğer canlılardan farklı bir sosyalliğin sonucu olarak diğer insanların varlığı nedeniyle de ortaya çıkmış bir yönümüzdür. Ronald Giphart; ”Böylelikle kimin kime baktığı çok çabuk anlaşılabilir” der ve şöyle ekler; ”Primat türleri birbirlerini daha çok başları yönünde izlerken biz insanlar birbirimizi bakışlarımız yönünde takip ederiz.”

Arkadaşları Farhan’a haber verdiğinde hepsi çok mutludur. Bir doğa fotoğrafçısının yanındaki stajı kabul edilmiştir. Mektubu aldığında Farhan’ın sevinçten gözleri parlar. Birden durur, gözleri dolar. Kamera arkadaşlarına döndüğünde Farhan’ın duygularının aynen onlara geçtiğini görürüz. Çok sert bir babası vardır ve muhtemelen izin vermeyecektir. Bakışlar, empati için çok etkilidir.

Bakış, aynı zamanda odağımızı gösterir. Saldırganın elindeki bıçağa bakarız. Neye baktığımız ne düşündüğümüzle ilgili büyük bir fikir verir. Bu nedenle, herkes tek bir kişiye baktığında ortamdaki odak ve ağırlık merkezi olduğu anlaşılır. Dikkat çeken bir olay haricinde, genellikle ortamdaki lidere bakılır. Lider yolu izler, kalan herkes lideri izler.

Liderlere takipçilerden daha fazla bakılır. Ve bir grubun lideri bir yere baktığında diğerleri de bakışlarını aynı yöne çevirir; çünkü liderin bakışı bazen bir tehlike sezdiğinin habercisi olabilir.
– Uyumsuzluk, Ronald Giphart & Mark Van Vugt

Çok karmaşık bir sosyal yapıda yaşayan insanlar için başkalarını taklit etmek yeterli olmaz. Aynı zamanda ne yapacaklarını tahmin etmemiz de gerekir. Diğer hayvanlara göre daha büyük olan beynimizin büyük bölümü adeta başka insanların ne yapacağını hesaplamak için vardır. Bu nedenle her mimikten, davranıştan sonuç çıkarırız. Diğer insanlar olmadan hayatta kalamayız. Bu nedenle patronun kaşını kaldırması, ceylanın aslan görmesi gibi bir duygu yaratır, hayatının tehlikede olduğu hissi yaşanır.

”İnsanlar aşırı derecede karmaşık bir sosyal ağda yaşıyorlar. Başarılı olmak için başkalarının ne yapacağını iyi tahmin edebilmemiz gerekiyor.” – Sıfırla, Chris Paley

Birinin Facebook hesabını kopyaladığınızı düşünelim. Aynı isim, profil resmi ve bilgileri kullanıyorsunuz. Ve hesabını kopyaladığınız kişinin tüm arkadaş listesine arkadaşlık isteği gönderdiniz. Pek çok kişi, aynı bilgilere sahip ve ”0 ortak arkadaş” bulunan bu profilden şüphelenecektir. Ancak birkaç kişi, umursamadan kabul edecektir. Sonraki bazı kişiler, ortak birkaç arkadaş olmasından dolayı, arkadaşlarının yeni bir hesap açtığını ve kendisinin arkadaşlık isteği gönderdiğini düşünüp kabul edecektir. Sonra giren kitle, ortak bazı arkadaşlarınız olmasından dolayı kabul edecektir. Bir süre sonra, kolay şüphelenmeyenler bile, büyük bir çoğunluğun ortak arkadaş olmasından dolayı kabul edecektir. Geriye kalanlar da, neredeyse herkesin yeni profile geçtiğini düşünerek isteği kabul ederler. Sonuçta bu kişinin tüm arkadaşları, sahte profile geçmiş olur. Ve profili çalan kişi, orjinal hesabı taklitçi olarak işaretleyip kapattırabilir. Eğer en başta herkes ”0 ortak arkadaş” olduğunu görseydi, belki de böyle bir durum yaşanmayacaktı. Ancak her kitle, bir sonrakinin kabul etmesine neden oldu.

”İnsanların yapabileceği en zor ve önemli şey matematik, felsefe, mühendislik, hatta bilim değil. Başkalarıyla uğraşmak. Biz cebirden daha karmaşığız, metafizikten daha deriniz ve depremlerden daha az öngörülebiliriz. İstediğimiz her şeyi başkaları aracılığıyla alırız.’’ – Sıfırla, Chris Paley

İstatistik bilimi, toplumsal olayların incelenmesinde kullanıldığında böyle bir grafik ortaya çıkar. ”Erken adapte olanlar” bir sonraki kitlenin harekete geçmesini sağlayacak kalabalığa ulaştığı anda en beklenmeyecek şeyler olabilir. Küçük bir grup olan Bolşevikler, Rusya’nın başına böyle gelmiştir. Gangham Style, YouTube tarihinde ”1 milyar izlenmeye ulaşan ilk video” bu şekilde olmuştur. Eşcinseller, ABD’de evliliğin yasallaşmasını bu şekilde sağlamıştır. Hristiyanlık, İsa peygamberin ölümünden yüzlerce yıl sonra bu şekilde yayılmıştır. İlk takipçiler, belirli bir oranı aştığında domino taşı devrilmesi gibi bir toplumsal hareket başlar. Her şey sadece birileri birilerini takip etti diye olur.

Yakalanmış muazzam anlardan biri. Bireysel davranışın toplum tarafından nasıl takip edildiğinin harika bir örneği. Yalnız başına dans eden bir adam, toplum tarafından aykırı ve tuhaf bulunur. Ancak onu takip eden bir kişinin varlığı, beyinde soru işareti oluşturur. Takip eden kişi gayet eğlenmektedir. Ayna nöronlar, başkasının ödül almış olmasından etkilenir. ”Erken adapte olanlar”, bir şeyi ilk deneyen toplum kesimi olarak onlara katılır. Belirli bir oran aşıldığında, bir şey popüler olduğunda takip edenler hızla ve akın akın sürece katılırlar. Bir yerden sonra artık popüler olmuş bir şeyden geri kalarak dışarıda kalmak istemeyenler de ona katılır. Videoyu anlatan kişinin harika bir tespiti var; ”Sonradan katılanlar lideri değil, ilk takipçiyi izlediler. İlk takipçi, yalnız bir çılgını bir lidere dönüştüren kişidir.” İnsanların sahip oldukları ayna nöronlar, takipçileri izler.

Takip etmek, sıradan birini lider haline getirebilir. Yanlış bir fikrin bir akıma dönüşmesini sağlayabilir. Saçma bir videonun viral olmasına neden olur. Dolasıyısıyla taklit ederken sorumluluk sahibi olmak gerekir. ”Gelenek” olarak takip edilen davranışlar, neyin taklit edildiğinin unutulmasının sonucudur. İlk başta belki önemli bir amaç vardı, belki yanlış anlaşılma oldu ya da sadece o duruma uyan bir eylemdi. Nedenini kimse hatırlamadığı halde toplumda pek çok davranış taklit edilir, bu nedenle de bir sonraki nesil aynısını yapar. Kültür ise farklıdır. Kültür, neden taklit edildiğinin bilinmesi durumudur.

Taklit etmek hayatta kalmamızı sağlamıştır; ancak ölümcül de olabilir.

Doğal seçilim başkalarının yargılarına güvenebileceğiniz bir beyin yarattı. Fakat sürü davranışlarının insanlar için bir eksisi var. Diğerleri uçurumdan atladığında kendimizin de atlaması konusunda endişe edebiliyoruz. Grup düşüncesi, çete ve manevi bağlar konusunda endişe duyuyoruz. Kendimizi genellikle aslanlar arasındaki bir kuzu gibi hissediyoruz, çünkü oksitosine ihtiyaç duyuyoruz.
– Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning

Empati odaklı bir beynimiz varsa neden bu kadar bencil insan var? Çünkü taklit etmek hayatta kalmamızı sağlamıştı ancak her şeyi de taklit etmek gerekmiyor. Bazen, kitlenin yaptığından farklı bir şey yapmak da hayatta kalmayı sağlayabiliyor. Dolayısıyla her olayda bir yönümüz herkesi yaptığı şeyi yapmak isterken, bir yönümüz başka şeyler yapmak istiyor. CEO’ların neden bencil olduğu üzerine yapılan bir araştırma ilginç bir sonuç ortaya çıkarmış; CEO olmaya giden yol bencillikten geçiyor. Çoğu durumda, empati kuran, herkesin yaptığını yapan ve karşısındakileri umursayan kişiler başarı yolunda elenirken, en riskli kararları alabilen, başkalarını düşünmeden davranabilen ve herkesin yapacağından farklı şeyler yapanlar CEO olmaya giden yolu tamamlayabiliyormuş. Tamamen aykırı şeyler yapıp toplumla ters düşmek değil, ancak ne zaman kitleyi takip edip ne zaman etmeyeceğine karar verebilmek yaratıcılık, yenilikçilik ve liderlik gerektiren işlerde başarılı olmak anlamına geliyor.

CEO’ların çoğunun bencil ve egoist olduğu söylenir; ancak bu pozisyona ulaşmak için belki de bazı durumlarda bencillik yapmak gerekiyordur. İnsani düzende herkesi düşünen bir kişi bazı şirketlerde müdürlük yetkisine bile ulaşamıyor olabilir. Steve Jobs, biyografilerinde de yazdığı üzere tarihteki en umursamaz insanlardan biridir. Pek çok çalışanının hayatını kabusa çevirmiş, binlercesini işten çıkarmıştır. Tasarımları tüketicileri etkileyecek de olsa, onların da düşücelerini umursamamıştır. Şöyle de; ”Ne istediğini bilmek insanların işi değil.” Kendi çocuğunu da gençliğine kadar kabul etmeyen Jobs’un empati yoksunluğu, Amerika’nın acımasız sektörlerinde (bilgisayar, sinema, cep telefonu, müzik) avantaja dönüşmüştür.

İnsanları izlediğimizde harekete geçen nöronlarımız var. İzledikçe düşüncelerimiz değişiyor. Demek ki, kimi izlediğimizi seçmek kendi karakterimizi ve davranışlarımızı inşa etmek demek. Bu da örnek alınacak insanlar bulmayı gerektiriyor. Mentor da denilen örnekleme metodu, birinin iyi özelliklerini aynen kopyalayabilmek demek. Ancak belirli bir yere kadar. Yaratıcı düşünmek için ne zaman aykırı kararlar alacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Biz bir davranış yaptığımızda da başkaları bizi izleyecek, dolayısıyla her davranışımızdan sorumluyuz. Tercihlerimiz olmadık birinin çan eğrisindeki sınırı aşıp toplumsal değişikliğe yol açmasında aracı olabilir. Dolasıyısla kimi taklit ettiğimiz büyük bir sorumluluk demek. Toplum içerisindeki her fert, toplumun kalanının davranışlarından sorumlu.

KAYNAKLAR:

  • Mutlu Beyin
  • Dürtü, Richard H. Thaler & Cass R. Sunstein
  • Uyumsuzluk, Ronald Giphart & Mark Van Vugt
  • Sıfırla, Chris Paley
536 Views

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.